"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Said Nursî’nin Batı Eleştirisi Işığında Epstein Meselesi

İbrahim DEMİRÖZ
06 Şubat 2026, Cuma 01:36
Bediüzzaman Said Nursî, Batı uygarlığını yekpare bir yapı olarak değil, iki farklı Batı olarak okur. “Avrupa ikidir” der. Talebelerini ve muhataplarını bu konudaki “yanlış anlamalarla” ilgili olarak uyarır.

Dizi: Amerika Mektubu - 2

Oswald Spengler ve Batı’nın çöküşü

Oswald Spengler (1880–1936), Alman tarih felsefecisi ve kültür kuramcısıdır. En meşhur eseri Batı’nın Çöküşü’dür. Kitap, 1918–1922 yılları arasında yayımlanmış ve 20. yüzyıl düşüncesinde derin tartışmalara yol açmıştır. Yayınlanması Üstad Said Nursî’nin “Risale-i Nurun fidanlığı” olarak nitelediği Mesnevî-i Nuriye’yi yazdığı yıllara tekabül eder. Spengler bu eserinde İbni Haldun’un izinden giderek tarihi doğrusal bir ilerleme süreci olarak değil, organik bir yapı olarak ele alır. Ona göre her büyük medeniyet (kültür) bir canlı gibi doğar, gelişir, olgunlaşır ve sonunda çöker. Batı uygarlığı da daha 1. Dünya Savaşı’nın ardında artık buluşcu “kültür” evresini tamamlamış, ruhunu kaybederek çürüme safhasına girmiştir. Bu safha; teknik aklın, paranın, güç siyasetinin ve kitle toplumunun hâkim olduğu bir son dönemdir. Bu da ruhunu kaybetmiş, yalnızca teknik, güç ve çıkar üzerinden işleyen bir medeniyetin son evresidir. Batı’nın Çöküşü, ahlâkî bir vaazdan ziyade bir teşhis kitabıdır. 

İçi boşaltılmış medeniyet

Spengler, Batı’nın çöküşünü tekil krizlere değil; sanatın, dinin, felsefenin ve ahlâkın içini boşaltan yapısal bir tükenişe bağlar. Bu yönüyle eser, modern dünyanın ilerleme miti karşısında güçlü bir medeniyet eleştirisi olarak hâlâ güncelliğini korumaktadır. Bundan dolayı Epstein meselesi, tam da bu geç medeniyet safhasının ahlâkî ve insanî sonuçlarını gözler önüne seren ibretlik bir örnek olarak okunabilir.

Faustyen ruhun karanlık yüzü

Spengler, Batı kültürünü “Faustyen” olarak tanımlar: Sınır tanımayan, sonsuzluğu hedefleyen, hâkim olma ve genişleme tutkusuyla hareket eden bir ruh. Bu ruh, erken dönemlerinde bilimi, sanatı ve keşfi doğurmuş olsa da; geç safhasında saf güç iradesine dönüşür. Epstein’in hayatı ve etki alanı, Faustyen ruhun bu kararmış biçimini temsil eder: Bilgi, ağlar, finans, siyaset ve bedenler üzerinde sınırsız kontrol arayışı. Artık amaç hakikat ya da iyilik değil; erişim ve tahakkümdür.

Ahlâkın yerini alan realpolitik

Spengler’e göre medeniyetin son safhasında ahlâkî idealler geri çekilir, yerlerini çıkar merkezli gerçekçilik (Realpolitik) alır. Epstein’in suçlarının uzun süre bilinmesine rağmen görmezden gelinmesi – hatta iddialara göre araçsallaştırılması – bu durumu açıkça gösterir. Burada mesele birkaç “ahlâksız elit” değildir; ahlâkın kamusal ve siyasal anlamını yitirmesidir. 

Güçlü olanın korunması, zayıf olanın feda edilmesi artık sorgulanmaz bir norm hâline gelmesidir.

Paranın ve elit ağların egemenliği

Spengler, Batı’nın son dönemini “paranın egemenliği” ile tanımlar. Demokrasi, hukuk ve hürriyet söylemleri sürse de gerçek iktidar, finansal ve elit ağların elindedir. Epstein vakasında görülen, tam da bu arka plan iktidarıdır: Resmî unvanlardan ziyade, bağlantılar, sırlar ve karşılıklı bağımlılıklar üzerinden işleyen bir güç alanı. Bu yapı içinde insan onuru değil, pazarlık değeri belirleyicidir.

Çöküşün belirtisi olarak skandal

Spengler’e göre çöküş, bir anda yaşanan bir felâket değil; ahlâkî duyarlılığın körelmesiyle kendini belli eden uzun bir süreçtir. Epstein skandalı bu sürecin bir semptomudur. Skandalın kendisinden ziyade, ona verilen tepkiler -kısa süreli öfke, hızla gelen unutma, yapısal sorgulamanın yokluğu- medeniyetin yorgunluğunu ve umursamazlığını ele verir.

Bir medeniyet aynası

Spenglerci bir perspektiften bakıldığında Epstein meselesi, Batı’nın “çöküşte olduğu” iddiasının duygusal bir yargı değil, yapısal bir tespit olduğunu düşündürür. İnsan, anlamın merkezinden çıkarılmış; ahlâk, gücün aracı hâline gelmiştir. Bu, Spengler’in kaçınılmaz gördüğü bir sondur: Kültür biter, medeniyet donar ve nihayet çözülür. Batı’nın bugün yaşadığı, yalnızca şahıslar düzeyinde değil, medeniyet formu olarak bir tükenmişliktir. Bu tükenmişlik, sadece dünyada değil, New York’un göbeğinde en çıplak hâliyle, zayıfın sömürülmesinde ve güçlülerin dokunulmazlığında görünür olmuştur. Spengler’in karamsar, ama uyarıcı sesi bugün hâlâ geçerliliğini korumaktadır: Bir medeniyet, ahlâkını kaybettiğinde çöküş başlamış demektir; geriye zayıf ülkeleri, kesimleri ve insanları her gün tehdit eden; savaşları tahrik eden ve sürdüren teknik ve kaba güç kalır.

Said Nursî’nin Batı Eleştirisi Işığında EpsteIn Meselesi: Dünyevî zevk, güç ahlâkı ve değerlerin çöküşü

Üstad Said Nursî, Batı uygarlığını yekpare bir yapı olarak değil, iki farklı Batı olarak okur. Talebelerini ve muhataplarını bu konudaki “yanlış anlamalarla” ilgili olarak uyarır:

“Avrupa [Batı] ikidir. Biri, İsevîlik dininden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiyeye [toplum hayatına] faydalı sanatları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları [bilim ve teknoloji] takip eden bu birinci Avrupa’dır. İkincisi ise, medeniyetin seyyiatını [pisliklerini ve çürümüşlüğünü] mehâsin [güzellik] zannederek, insanları sefâhete [haz merkezli eğlencelere] ve dalâlete [dinsizliğe] sevk eden bozulmuş Avrupa’dır.” Bu ayrım, Epstein meselesini anlamak için güçlü bir ahlâkî ve felsefî çerçeve sunar. Özellikle “sefahet/eğlence” kavramı yaşanan çürümüşlüğü özetleyen anahtar bir kelimedir.

Korunan iktidar

Üstad Nursî’ye göre birinci Batı; Hıristiyan ahlâkından, merhamet, adalet, insan onuru ve sorumluluk gibi köklü değerlerden beslenen, insanlığa fayda üretmiş Batı’dır. İkinci Batı ise bu değerlerden kopmuş; haz, güç, çıkar ve tahakkümü merkeze alan, zayıfı ezen, insanı araçsallaştıran bir uygarlıktır. Epstein dosyası, tam da bu “İkinci Batı”nın” en karanlık ve en çıplak tezahürlerinden biridir. Ortaya saçılan listelerde yer alan her kesimden isimlere bakınca Epstein meselesi artık münferit bir ahlâksızlık, kişisel bir sapkınlık ya da “çürük bir elma” vakası olarak açıklanamaz. Epstein’in çocuk istismarıyla övünmesi, pedofiliyi “normal” göstermesi ve küresel elitler hakkında kirli bilgilere sahip olduğunu açıkça dile getirmesi; yalnızca kişisel bir pervasızlık değil, korunduğunu bilen bir iktidar dilidir. Bu dil, Nursî’nin eleştirdiği ikinci Batı’nın dilidir: Gücün haklılığı, başarının erdem yerine geçmesi ve ahlâkın “işe yaradığı sürece” geçerli sayılması. Dahası, Üstad Batı’nın krizini özellikle dünyevî zevklerin kutsallaştırılması üzerinden okur. Şu sözleri yaşananların adeta MR’nı çekmektedir: “Medeniyet-i sefihe, hevesât-ı nefsaniyeyi tahrik edip beşeri israf, zulüm ve sefahete sevk eder.” Bu ifade şu anda dünyada süren savaşların, iş kargaşaların, göçlerin ve sömürünün gerisindeki zihni net olarak teşhis ve ilan etmektedir.

Sefih medeniyet

Hz. İsa’dan (asm) tevarüs edilen ve Hıristiyan ahlâkının temelini teşkil eden fedakârlık, nefs terbiyesi ve merhamet ilkeleri terk edildiğinde, ortaya çıkan medeniyet; zevki amaç, insanı ise araç hâline getirir. Bugün şahit olduğumuz çarpık ve çirkin hayat tarzı, ilişkileri ve söylemleri bu dönüşümün uç örneğidir. Burada cinsellik bir ilişki değil, iktidar aracıdır; haz, başkasının onuru pahasına tüketilen bir meta hâline gelmiştir. Bu da Üstad Nursî’nin ifadesiyle, “medeniyetin sefih yüzü”dür.

Sosyal Darwinizm: Gücün Ahlâka Üstünlüğü

Epstein’in felsefî olarak sosyal Darwinizme verdiği önem, bu tabloyu daha da berraklaştırır. Harvard Üniversitesi gibi bir üniversiteye yaptığı milyar dolarlık bağışlarla kurduğu dinamik evrim çalışmaları merkezi bunun somut örneğidir. Gaye saf bilim değildir, evrimci bilim anlayışının ve söylemin güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılmasıdır.

Burada yapılan “güçlünün haklı olduğu”, hayattaki tam amacın insanın (güçlünün) hiçbir manevî ve ahlâkî sınır olmadan yaşaması olduğu; bunun için de her şeyi yapmasının meşruluğunu savunmasıdır. Sosyal Darwinizm, hayatta kalmayı ve üstünlüğü ahlâkî ölçülerin önüne koyar; güçlü olanın hükmetmesini “doğal” sayar. 

Medeniyetin merhametsiz yüzü

Said Nursî’nin sert biçimde eleştirdiği tam da budur: Hayatı bir mücadele alanı, insanı bir rakip, merhameti ise zayıflık olarak gören dünya görüşü. Bu anlayışta çocuklar, yoksullar ve kırılgan kesimler korunması gereken varlıklar değil; sömürülebilir “alt sınıflar”dır. Epstein dosyasında mağdurların büyük ekseriyetinin çocuklar ve güçsüz kesimler olması tesadüf değildir.

Elitlik, eğitim ve ahlâkî körlük

Üstad Nursî’nin Batı eleştirisi, tıpkı dostu M. Âkif gibi bilimi ve eğitimi bütünüyle reddetmez; aksine, ahlâktan kopmuş ilmin tehlikesine dikkat çeker. Bilgi, eğer İslâmî dünya görüşü çerçevesinde, iman temelinde ve vicdanla terbiye edilmezse, zulmün hizmetkârı olabilir. Nursî’nin ifadesiyle, iman ve ahlâkla dengelenmeyen akıl, insanı yücelten değil, insanı yok eden bir güce dönüşür.

İki Batı Arasında Bir Ayna

Epstein meselesi bağlamında şahit olduklarımız, Üstad Said Nursî’nin Batı’ya yönelttiği eleştirilerin güncel ve sarsıcı bir teyididir. Bugün ortaya saçılan ve insanın midesini bulandıran milyonlarca belge bize açık ve net olarak bir hakikati gösteriyor: Sorun kendisini dünyaya örnek olarak yansıtan Batı’nın, aslında kendi ahlâkî ve Hristiyan köklerinden nasıl koptuğunu, dünyevî haz ve güç uygarlığına dönüşmüş olmasıdır. Bu da ne kendi insanına ne de insanlığa verecek bir şeyi olmadığının resmidir. 

Üstad Nursî’nin 1950’li yıllardaki feryadını bir de bu açıdan duymak ve üzerinde düşünmek gerekiyor: “Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!”

— SON —

Okunma Sayısı: 152
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı