"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mezardakiler bize sesleniyor - 1

Zekeriyya Kocalan
06 Şubat 2026, Cuma
İnsanda asıl olan ruhtur. Beden ise, ruhun elbisesidir. Toprağa karışan, insanın eskiyen elbisesidir. Kabir, yeni bir hayata başlamadır. Ruh yaşamaya devam ediyor. Ölümle ruh, kabir yani berzah hayatına geçiyor.

Peygamber Efendimiz (asm) mezarlığı ziyaret ettiklerinde kabirdekilere, sanki komşusunun evine gitmiş gibi selâm verir, güzellikler dilerdi. Resulûllah (asm) şöyle selâm verirdi: “Selâm size ey bu diyarın mü’min ve Müslüman olan sakinleri! Bizler de inşallah size katılacağız. Allah’tan bize ve size afiyet dilerim.”1 

Ben de köyümün kabristanını ziyaret ettiğimde, Resulûllah (asm) gibi, selâm verdim. Selâmla kabristandakiler hayalimde canlandı. Verdiğim  selâmı aldıklar, okuduğum Yasin, Fatiha, İhlâs sûrelerinden kendilerine ulaşan sevaplara sevindiklerini görüyordum sanki. 

Kabristanda bunları hayal edip düşünürken, kabir hayatı ve dünya hayatı iç içe girer gönül dünyamda. Dünya hayatı ve kabir hayatı bir evin iki odası gibi yan yana. Birisinde dünyaya olanlar, diğerinde ahirete göç edenler yaşıyorlardı. Her ikisi de hayat doluydu. 

Ve köyümün kabristanında yaşayanların dünyadaki durumları gözümün önüne geldi. Beraber yaşadığımız geçmiş zamanlara götürdü beni. Onlar da her insan gibi dünyanın meşgalesine dalmışlardı. Varsa yoksa köyün işleriydi. Tarlaya koş sür, tohumunu at, bekle, yazın biç, kaldır. Buğdayını ambara, samanını samanlığa taşı, kış için odun kes, getir. Bahçelerde sebzeni yetiştir. Bu çalışmalar, çabalamalar olurken ahiret hiç akla gelmiyordu. Hatırlanmıyordu. 

Köyün ortasında bulunan, yokluk, fakirlik zamanında, bin bir emekle yaptıkları cami garibandı. Mübarek cami ancak Cumadan Cumaya, bayramdan bayrama şenlenirdi. İşe-güce gidildiği gibi camiye gitmeyi, orayı da şenlendirmeyi düşünemediler. Bir ayağımız camimizde olsun diyemediler.

Ve dünya hayatı bitip, can tenden çıkınca, dostları kabire götürünce gerçekle yüz yüze gelmişlerdi. 

İman gözlüğüyle, iman şuuruyla bakıldığında, İslâmî yönden zayıf insanlarımız, lisân-ı hâlleriyle “İmdat, yardım edin” diyor gibiydiler. 

Dünyada yaşayanlara; “Ey dünyada kalan akrabalarım, köylülerim duanızla, Fâtihalarınızla, adıma yapacağınız hayırlarla bana yardım edin” diye feryat ediyorlar; “Biz yanlış yaptık siz yapmayın, aman namazlarınızı kılın, aman günah işlemeyin. Her bir günah bir ateş parçası. Bizim bu sıkıntılı halimizi görün ve ibret alın. Aynı sıkıntılı kabir hayatına siz düşmeyin. Dünyaya aldanmayın” diyorlardı âdeta...

“Bizim düştüğümüz gaflete düşmeyin. Bizim gibi tövbesiz, hazırlıksız gelmeyin Biz eksikliklerimizin sıkıntılarını yaşıyoruz, siz yaşamayın. Siz aynı sıkıntılı kabir hayatıyla karşılaşmayın. Kabrinizi Cennet bahçelerinden bir bahçeye çevirmeye bakın. Bunun için kulluğunuzun farkına varın. Bunun için Rabbinize karşı görevlerinizi yerine getirin.” diye sesleniyorlardı. 

Dipnot:

1- Müslim, Cenâiz, 104.

Okunma Sayısı: 162
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı