"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Epstein dosyası ve Batı’daki ahlâkî çürüme: Sefih medeniyetin iflâsı

İbrahim DEMİRÖZ
05 Şubat 2026, Perşembe 01:56
Epstein dosyası; haz, güç ve çıkarı merkeze alan sefih medeniyetin, hukuku, vicdanı ve insan onurunu aşındıran derin bir ahlâkî iflasa dönüştüğünü gözler önüne seriyor.

Dizi: Amerika Mektubu - 1

*“Medeniyet-i sefihe, hevesât-ı nefsaniyeyi tahrik edip beşeri israf, zulüm ve sefahete sevk eder.” 

Said Nursî

*”Eğer istersen hayâlinle Nurşin karyesindeki Seyda’nın meclisine git, bak. Orada fukarâ kıyâfetinde melikler, padişahlar ve insan elbisesinde melâikeleri bir sohbet-i kudsiyede göreceksin. Sonra Paris’e git ve en büyük localarına gir. Göreceksin ki, akrepler insan libası giymişler ve ifritler adam sûretini almışlar.” 

(Mesnevî-i Nuriye, s. 412)

Amerika ve dünya, yayımlanan Epstein belgeleriyle birlikte bir kez daha sarsıldı. Çocuk istismarı, şantaj ağları, elit isimler, devletle iç içe geçmiş ilişkiler… Belgelerin kendisi kadar sarsıcı olan şey, bu mide bulandırıcı ve tiksindirici tablonun artık kimseyi şaşırtmıyor oluşu. Mesele yalnızca şahsî suçlar, sapkınlıklar ya da “ahlâksız elitler” değildir; asıl problem, bu suçları mümkün ve sürdürülebilir kılan zihniyet, dünya görüşü ve medeniyet tasavvurudur.

Bu yazıda, söz konusu çürümeyi gündelik politik polemiklerin ötesine taşıyarak, daha derin bir felsefî zeminde ele almayı amaçlıyoruz. Bunun için Batı düşüncesinin içinden bir eleştirmen olan Oswald Spengler ile, İslâm düşüncesinden modern Batı uygarlığını ahlâkî ve metafizik temelleri açısından sorgulayan Said Nursî’nin medeniyet teorilerini birlikte düşünmeyi teklif ediyoruz.

Ortak teşhis

Biri Batı’nın kendi iç dinamikleriyle tükenişini, diğeri ise Hz. İsa’dan tevarüs ettiği değerlerden kopmuş bir Batı’nın insanı ve dünyayı nasıl araçsallaştırdığını anlatır. 

Epstein dosyası, bu iki düşünürün farklı geleneklerden yükselen, ama aynı noktada buluşan eleştirilerini, günümüz dünyasında çarpıcı biçimde görünür kılan bir medeniyet aynası işlevi görmektedir. Bu açıdan bakınca Epstein meselesi artık yalnızca kişisel bir suç, sapkınlık ya da “ahlâksız bir milyarderin” hikâyesi değildir. Zira ortaya saçılan her yeni belge, uzun zamandır sezilen, ama yüksek sesle dile getirilmeyen bir hakikati teyit ediyor: Bu, küresel elitlerin bilgisi dâhilinde işleyen bir ahlâkî ve siyasî çürüme düzenidir. Odanın ortasında duran fil ise şudur: Ajanlık, şantaj ve sistematik araçsallaştırma iddiaları.

Bu dokunulmazlık nereden geliyor?

Epstein’in kendisi, çocuk fuhuşunu işlediğini, pedofilinin “normal” olduğunu ve çok sayıda ünlü isim hakkında “kirli bilgilere” sahip bulunduğunu saklama ihtiyacı duymayan, hatta bununla övünen bir figürdü. Bu pervasızlık, ancak dokunulmazlık hissi olan birinin sergileyebileceği türden bir tutumdur. Tam da bu noktada soru şudur: Bu pervasızlık ve dokunulmazlık nereden geliyordu?

Ahlâk askıda, değerler satışta

Değerler felsefesi açısından bakıldığında burada karşımıza çıkan tablo, tek tek kişilerin ahlâksızlığından çok daha fazlasını gösterir. Belgelerin ima ettiği üzere Epstein, Yemen’deki savaştan Rusya–ABD ilişkilerine kadar uzanan geniş bir yelpazede “kolaylaştırıcı” bir figür olarak görünüyor. Bu, klasik anlamda bir diplomat ya da siyasetçi rolü değil; bilgi, şantaj ve erişim üzerinden işleyen bir gölge etki alanıdır. Burada ahlâk, “çıkar” lehine askıya alınmıştır. Değerler, pazarlık unsuruna dönüşmüştür.

Elitlik, eğitim ve çelişki

İşin en sarsıcı boyutlarından biri, bu ağda adı geçenlerin önemli bir kısmının elit, eğitimli, kültürlü insanlar olmasıdır. Harvard Üniversitesi gibi dünyaca saygın kurumlarla ilişkiler, bağışlar ve akademik meşruiyet kılıfları, bize şunu düşündürüyor: Eğitim ve entelektüel sermaye, ahlâkî erdemi garanti etmiyor. Aristoteles’ten bu yana bildiğimiz bir hakikat burada acı biçimde doğrulanıyor: “Bilgelik (sophia) ile erdem (arete) otomatik olarak örtüşmez.” Hatta modern dünyada bilgi, erdemden koparıldığında, gücün ve tahakkümün hizmetine çok daha kolay girer. Epstein dosyası, eğitimin değerlerden koparıldığında nasıl bir “ahlâkî körlük” üretebildiğinin somut örneğidir.

Mehmet Âkif’in ahlâkın kaynağı vurgusu

Bunun en güzel örneği dünyanın en saygın bilim merkezlerinden biri olarak bilinen başta Harvard Üniversitesi gibi kurumlar olmak üzere, pek çok üniversitenin, akademisyenin ve ünlü bilim insanının Epstein ile iş birliği yapması; onun ahlâkî çürümesine uzun süre göz yumması, bize merhum Mehmet Âkif Ersoy’un insan tabiatı ve dinden uzaklaşan —ya da dinî değerleri reddeden— insanın nasıl canavarlaşabileceğini anlattığı sarsıcı mısralarını hatırlatıyor.

Entelektüellerin ahlâkî iflası

Epstein meselesi, yalnızca bir suçlar zinciri değil; bilgi, güç ve prestijin ahlâktan koptuğunda nasıl bir karanlık üretebildiğinin açık göstergesidir. Burada karşımıza çıkan tablo, “cehalet” değil; tam tersine, yüksek eğitimli, seçkin ve entelektüel çevrelerin ahlâkî felcidir. İşte Mehmet Âkif’in uyarısı tam da bu noktada anlam kazanır:

“Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır;

“Fazîlet hissi insanlarda Allah korkusundandır.”

Âkif’e göre ahlâkın kaynağı ne tek başına bilgi ne de soyut bir vicdandır. İnsan, kendisini aşkın bir hesap ve sorumluluk karşısında hissetmiyorsa; salt bilgi, erdem üretmez. Epstein dosyasında tam olarak gördüğümüz de budur: Bilgi var, güç var, imkân var; fakat bedenî hazlar ve çıkarlarda sınır yok. Şairin şu mısraları, bugün yaşananların neredeyse birebir tasviridir:

“Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havf-ı Yezdân’ın… (Allah’a saygının)

“Ne irfânın kalır te’sîri kat’iyyen, ne vicdânın.”

Freni olmayan güç

Epstein’in çocuk istismarını gizleme ihtiyacı bile duymaması, “normal” göstermesi ve bunu bir nüfuz aracına dönüştürmesi; kalpten çekilmiş bu “ilâhî sınır duygusunun” sonucudur. Artık insanı durduran bir iç fren yoktur. Hukuk satın alınabilir ve aşılabilir, kamuoyu yönetilebilir, kurumlar susturulabilir. Geriye yalnızca çıplak güç kalır.

Mehmet Âkif’in en çarpıcı tespiti ise insanla hayvan arasındaki farkta ortaya çıkar:

“Hayat artık behîmîdir… Hayır ondan da alçaktır:

“Ya hayvan bağlıdır fıtratla, insan hürr-i mutlaktır.”

Hayvan fıtratıyla sınırlıdır; insan ise sınırsız hürriyetle baş başa kaldığında, eğer ahlâkî ve dinî bağlardan kopmuşsa, hayvandan da aşağı bir seviyeye düşebilir. Epstein meselesinde yaşanan tam olarak budur: başıboş kalmış bir insan iradesinin, hiçbir sınır tanımayan istismar özgürlüğüne dönüşmesi. Bu yüzden mesele yalnızca Epstein değildir. Onunla çalışan, onu meşrulaştıran, sessiz kalan ya da “başka faydalar” adına görmezden gelen kurumlar ve kişiler de bu tablonun parçasıdır. 

Âkif’in uyarısı bugün çok daha yakıcıdır:

Bilgi artabilir, bilim ilerleyebilir, üniversiteler çoğalabilir; ama ahlâkın kaynağı kuruduğunda, insanın elindeki her imkân, bir yıkım aracına dönüşebilir. Epstein dosyası bize acı bir gerçeği tekrar hatırlatıyor: Ahlâk, aşkın bir değerle beslenmediğinde; en eğitimli insan bile tehlikeli hâle gelebilir.

Değerlerin iflası

Epstein meselesi bize şunu söylüyor: 

Modern dünyada ahlâk, güç karşısında geri çekilmiş; vicdan, hesaplamaya; insan onuru, jeopolitik denklemlere kurban edilmiştir. Bu yalnızca bir skandal değil, Âkif’in vurguladığı gibi değerlerin iflasıdır. Eğer eğitim, elitlik ve kurumsal prestij, insan onurunu korumuyorsa; aksine onu örtbas eden bir perdeye dönüşüyorsa, burada felsefenin sorması gereken soru nettir:

Nasıl bu kadar bilgili olup bu kadar vicdansız olabildik? Bu soruya verilecek cevap, yalnızca Epstein’i değil, onu mümkün kılan küresel ahlâkî düzeni de sorgulamayı gerektirir. Aksi hâlde her yeni belge, yalnızca bildiğimiz bir hakikati tekrar eder: Mesele birkaç “kötü insan” değil, değerlerini kaybetmiş bir sistemdir.

—Devamı yarın—

Okunma Sayısı: 209
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı