"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hâlâ geçerli olan asırlık reçete

Kâzım GÜLEÇYÜZ
05 Şubat 2019, Salı
Bediüzzaman Osmanlıdaki istibdat döneminde padişahın halktan kopukluğunu ve bunun sonuçlarını örnekleriyle anlattıktan sonra, halkla bütünleşmiş hürriyetçi bir hükümetin iş başında olması halinde durumun nasıl değişeceğini de çok ilginç misallerle izah ediyor.

“Farz ediniz, ben bir hekimim. Şu çadır dahi eczahanedir, içindeyim” diye başlıyor. Ardından, mahaldeki bütün köylerde veya evlerde mevcut çeşit çeşit hastalıkları teşhis ederek reçetesini yazan “seçilmiş” bir adamın, yanına gelip reçetesini ibraz ederek uygun ilacı istediğini yazıyor:

Teşhislerden biri: Cehalet hastalığı ile başağrısı var. İlacı: Önce kendi lisanlarıyla, sonra resmî dille verilecek fen afyonu.

Bir başka önemli teşhis: Kalp hastalığı olan zaaf-ı diyanet. İlacı: Fenleri İslam kültürüyle yoğurup mezcederek hazırlanan macunun müderrisler eliyle tatbiki.

“Husumet hastalığı ve ihtilâl sıtması” olarak teşhis edilen hastalığın ilacı da: Milliyet fikrini uyandırıp ışıklandırarak ve takviye ilâç niteliğinde adalet ve muhabbeti o nurla mezcettirerek hazırlanan sulfato.

Tabiî, buradaki “milliyet” fikrini, kavimlerdeki “millet olma şuuru” olarak ve “Milliyetimiz bir vücuttur. Ruhu İslamiyet, aklı Kur’ân ve imandır” (Münazarat, Nur Seti, s. 62) tarifi çerçevesinde anlamak gerekir.

Yoksa, Şerif Mardin’in anlattığı, laikleşme ve yeni materyalizm süreciyle birlikte Türklük adı altında getirilen ve diğer etnik gruplarda da aksülamel tarzında karşı versiyonlarını tetikleyen “ırkçılığı” değil.

Hele “Kürt yok, Türk var. Kürtler bir Türk boyudur, dağ Türküdür. Zaten Kürt lâfı da karda yürürken çıkan kart-kurt sesinden türemiştir” diyen ve Kürtlerin yaşadığı bölgelerde dağları taşları “Ne mutlu Türküm diyene” sloganlarıyla dolduran, adaletsiz, sevgisiz, şefkatsiz Türkçü kafa yapısı ve onun Kürtçü, Arapçı versiyonları hiç değil.

İşin esasına dönersek: Bediüzzaman reçete-ilaç bahsini şu cümleyle tamamlıyor: “İşte böyle bir hekimdir ki, vatan hastahanesinde biçare etfali helâkten halâs eder (çaresiz çocukları yok olmaktan kurtarır).” (Münazarat, Nur Seti, 1999, s. 17)

Hep sözü edilen “ekonomik, sosyal, politik tedbirler”e de ruh ve can verecek vasıftaki bu fikirler hâlâ anlaşılmayı bekliyor.

Okunma Sayısı: 2621
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp-3

    5.2.2019 15:50:44

    Toplumsal hayatımızın siyaset, ekonomi ve sosyal yönlerine bakan her tarafından S.O.S sinyalleri geliyor. Gün geçmiyor ki hal-i perişanımızı şerh ve izah eden bir rapor yayınlanmasın. Bu rağmen iş başındakiler her şey şahane imiş gibi demeç vermeye devam ediyorlar. Bir sıkıntı varsa da sahibi ve sorumlusu onlar değiller. Bütün vizr ü vebal, dış güçlerin, içerdeki işbirlikçi hainlerin. İktidarın Seçim Manifestosunu okuyorsunuz, yalnızca "cennetin anahtarı" eksik. Sanki 17 yıldır bu ülkeyi Marslılar yönetiyor. Tek adamlık sistemi de bir belediye başkanı adayının ifadesiyle "ağalık" düzenine dönüşmüş olacak. "Ağanın eli tutulmaz" derler. Artık yerel yönetim ağadan tarafta olursa yaşadılar. Yok tersi olursa ağa ne yapar siz düşünün. Ülkeye ve millete bakış açısı bu olan yönetimlerden toplumsal barış ve huzur, demokrasi ve hukuk adına çok ümitli ve iyimser değilim.

  • Gündüz Alp-2

    5.2.2019 15:39:57

    "Neden ihtimal vermiyorsun?" derseniz, bir kere bu reçete-ilaç meselesi, hürriyetçi demokrasi ve hukukun üstünlüğüne istinat eden bir zeminde uygulanır ve fayda verir. Bunu istemeyen ve hatta kaldıran bir yönetim, şu reçete-ilacı nasıl kullanacak? 17 yıldır tek başına ülkeyi yöneten düşünce yapısı, memleketi kuru soğan ithal edecek hale getirmişken, bahsini ettiğiniz hastalıklara hangi metotlarla çare bulacak dersiniz? Milletin yarısını "cumhur" kabul edip diğer yarısına "zillet, illet" tanımlaması yapan yönetin anlayışıyla, yüzyılını yüz yıl önce okuyan Bediüzzaman'ın tavsiye ettiği reçete ve ilacı kullanacağına yüzde kaç ihtimal verirsiniz? Hesap ve hedefi ne pahasına olursa olsun"iktidarda kalmak" olan bir anlayışın kullanacağı reçete, Üstad'ın reçetesi ile örtüşür mü? Örtüşmesini ümit ederdim.

  • Gündüz Alp

    5.2.2019 15:31:15

    Sayın Güleçyüz, dünün halktan kopuk müstebid padişahları gibi hürriyetçi demokrasi ve hukuk devrinde bugün benzeri süreç yaşanıyor. Padişahlık belki yok ama "padişah gibi" yaşayan, onun gibi davranan, onun gibi yönetmek isteyen isteyen bir zihniyet ve yaklaşım işbaşında. İsminin illa padişahlık olması şart değildir. Yönetim tarzı ve anlayışı, padişahlık sistemine uyuyorsa, hangi yüzyılda olursa olsun, o da bir tür padişahlıktır. Bediüzzaman'ın tespit ettiği ve teşhis hastalıklar bugün de vardır. Doğru reçete ile tedavi edilmezse, yarın ve öbür gün de var olmaya devam edecektir. Bütün mesele, bu hastalıkları kabul ediyor muyuz ve reçetesini biliyor muyuz? Kabul etmiyor ve bilmiyorsak, bu hastalıklı halimizle yaşayacağız demektir. Doğrusunu söylemem gerekirse, sorunlu bir zihniyetin ve yönetim anlayışının, Bediüzzaman'ın reçete ve ilacını kullanacağına ihtimal vermiyorum.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı