Kültürümüzün en kadim sanatlarından biri olan çini sanatının korunması ve geliştirilmesinin teşvik edilmesi amacıyla çinicilik temalı bir dosya UNESCO’ya sunulacak.
Çinicilik UNESCO yolcusu
Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü Ahmet Arı, “Türk kültürünün en kadim sanatlarından biri olan çini sanatını korumak ve çini ustalarının geleneksel bilgi ve becerilerini geliştirmesinin teşvik edilmesi amacıyla ‘çinicilik’ temalı bir dosyanın UNESCO’ya sunulması için gerekli çalışmaları başlattık” dedi. Yunus Emre Kültür Merkezi’nde, Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti faaliyetleri kapsamında Ülkemiz Değerlerini Tanıtma, Kültür ve Sanatımızı Geliştirme Derneğince düzenlenen “Saray Sanatı Çininin Tarihi Serüveni ve Türk-İslâm Mimarisindeki Yeri” konulu seminerde konuşan Arı, Genel Müdürlük olarak somut olmayan kültürel mirasın korunması amacıyla yurt içi ve dışında önemli çalışmalar yaptıklarını söyledi.
Geleneksel Türk çini sanatını korumak için öncelikle bunun geleneksel ustalığının koruma altına alınması gerektiğini vurgulayan Arı, “Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında kültürel değerleri daha gözle görülür kılmak, bunların önemi konusunda bütçelemeyi sağlamak ve kültürel diyaloğu desteklemek amacıyla UNESCO tarafından insanlığın somut olmayan kültürel mirasının temsili listesi oluşturulmuştur. Hali hazırda 11 kültürel miras unsurumuz, adı geçen listeye ülkemiz adına kayıtlıdır. 2014 yılı sonu itibarıyla UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirası Korunması Sözleşmesine 13 unsurun kaydettirilmesi beklenmektedir. Türk kültürünün en kadim sanatlarından biri olan çini sanatını korumak ve çini ustalarının geleneksel bilgi ve becerilerini geliştirmesinin teşvik edilmesi amacıyla ‘çinicilik’ temalı bir dosyanın UNESCO’ya sunulması için gerekli çalışmaları başlattık.” dedi.
Gelecek kuşaklara aktarılmalı
Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü Ahmet Arı, yaptığı konuşmada, çiniciliğin sadece çini sanatıyla ilgili bilgi ve becerilerin kuşaktan kuşağa aktarılmasında değil, aynı zamanda Türk mimarisindeki mekân, estetik görgü ve mutfak kültürünün de gelecek kuşaklara aktarılmasında önemli bir işlevi bulunduğunu belirtti.