"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Amasya Protokolü ayrı, Tamimi ayrı

M. Latif SALİHOĞLU
22 Ekim 2020, Perşembe
GÜNÜN TARİHİ: 22 Ekim 1919

Yakın tarihimiz doğru şekilde ve ciddiyet içinde anlatılmadığı için, bazı isimler (Şeyh Said, Said Nursî, Said Molla) gibi, bazı hadiseler de birbirine karıştırılıyor, ne yazık ki…

Meselâ, birçok kimse tarafından “Amasya Tamimi” ile “Amasya Protokolü” birbirinden tam olarak ayırt edilemiyor ve karıştırılıyor. Haliyle, zihinler de çatallaşmaya başlıyor.

Mümkün olduğunca, bunları birbirinden ayrı ve ayrıntılı bir şekilde anlatmak lâzım ki, her şey yerli yerine otursun.

Şimdi, öncelikle aynı yerde, yani Amasya’da, üstelik aynı sene içinde yaşanan şu iki ayrı vakıa arasındaki bazı farklı noktaları nazara vermeye çalışalım:

1) Asıl “Günün Tarihi” konusu olan Amasya Protokolü, 22 Ekim 1919’da imzalandı.

Amasya Tamimi ise, bu tarihten tam tamına dört ay önce, yani 22 Haziran’da imzalanmıştı.

2) Amasya Protokolü, Kuvvâ-yı Milliye (Heyet-i Temsiliye) mensupları ile İstanbul hükûmetinin temsilcileri arasında yapıldı.

Amasya Tamimi ise, Rauf Orbay, Refet Bele, Ali Fuat, Mustafa Kemal, Kâzım Karabekir, Cafer Tayyar ve Mersinli Cemal Paşa’dan müteşekkil Kuvvâ-yı Milliye temsilcilerinin kendi aralarında varmış olduğu mutabakat şartlarını içine alıyor.

3) Erzurum ve Sivas Kongreleri’nden sonra taraflarca imzalanan Amasya Protokolü, İstanbul hükûmetinin Kuvvâ-yı Milliye Hareketini muhatap aldığını gösteriyor.

Amasya Tamimi günlerinde ise, İstanbul hükûmeti henüz Anadolu’daki Millî Hareketi kabul etmiş değildi. Hatta, bu harekete tam cephe almış ve sûreten de olsa bazı paşaların idamını talep edecek bir durumdaydı. Bunda, şüphesiz ki işgal güçlerinin etkisi ön plândaydı.

4) Amasya Protokolü, Ankara ve İstanbul merkezli hükûmetler arasındaki buzları eritemedi. Daha çok yapılacak genel seçimler ile Meclis’in yine İstanbul’da toplanması gibi hususlarda kısmî mutabakat sağlandı.

Amasya Tamimi günlerinde ise, İstanbul hükümeti ile doğrudan bir irtibat kurulduğunu gösteren delillerin olup olmadığı meçhûl.

Sürekli Sadrâzam değişiyor

İstanbul’da işgal, Anadolu’da ise istiklâl hareketinin hız ve kuvvet kazandığı bu dönemde, çok sık aralıklarla hükûmet değişikliği yaşandı.

Öyle ki, hükûmeti kurmakla vazifelendirilen bir Sadrâzam, daha makamına rahatça oturup alışamadan, ya istifa, ya da azil sonucu, o makamı terk edip gidiyor, yerine bir başkası geliyor.

İşte, Amasya Protokolü öncesi ve sonrasında da, böylesi bir Sadrâzam sirkülasyonu yaşanıyor.

“İngilizlerin adamı” gözüyle bakılan Dâmat Ferid Paşa, 30 Eylül (1919) günü Sadrâzamlık makamından istifa edince, yerine Ali Rıza Paşa tâyin edildi.

Meşhûr Amasya Protokolü de işte bu esnada yapıldı. Ali Rıza Paşa, Bahriye Nâzırı Salih Paşa’yı protokol için Amasya’ya gönderdi.

Mustafa Kemal, Rauf Orbay ve Bekir Sami Bey’in de hazır bulunduğu Amasya’da iki-üç gün süren çalışmalar neticesinde, taraflar arasında beş maddelik bir anlaşma metni hazırlandı.

Bu protokolün en önemli noktasını, vatanın bağımsızlığı, bölünmezliği ve işgalcilerden temizlenmesi gibi hususlar teşkil ediyor.

Ayrıca, mevcut kànunlar ve günün şartları icabı, Meclis-i Mebusan’ın yine İstanbul’da toplanmasına karar verilmiş olması, bu protokolü önemli kılan noktalardan biri sayılır.

***

Amasya Protokolü’nden sonra, Meclis’in yenilenmesine karar verildi.

Sultan Vahdeddin’in emriyle, genel seçimlerin yapılması için, 21 Aralık’ta eski Meclis fesh edildi.

Ekseriyetle Anadolu ve Trakya’daki Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nin belirleyerek desteklediği adaylar Mebus olarak İstanbul’a gönderildi.

12 Ocak 1920’de ilk toplantısını yapan son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı, işgalci İngilizlerin 16 Mart’taki kanlı baskını sonrasında dağıldı. Dağılan milletvekillerinin çoğu, yeni hükûmet merkezi olarak ağırlık kazanmaya başlayan Ankara’ya müteveccihen harekete geçti. Ve nihayet, yeni Millet Meclisi 23 Nisan (1920) Cuma günü Ankara’daki ilk toplantısını yaptı.

Amasya Tamimi zamanında, hemen hepsi bir ve beraber görünen paşalar, İstiklâl Harbi sonuna kadar da ittifak halinde göründüler. Ne var ki, 1923 yıl başlarından itibaren aralarında ihtilâflar baş gösterdi. M. Kemal ve İsmet Paşa ekibi, zaman içinde diğer İstiklâl kahramanlarının hemen tamamını diskalifiye ederek yönetim merkezinden uzaklaştırdılar.

Okunma Sayısı: 1167
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali R. Yardimoglu

    22.10.2020 06:03:08

    Bolshevik 1917 nin modelini gizliden takib ettiler, Stalin'in Trotsky ve Lenin'i harcadigi gibi, o 2 "milli sefler" ve "maresal" ve diger Osmanli pasalari arasi, dehsetli politburo misal, dessas cambazliklar oldu, Stalin' in Beria ve Chekoff adli NKVD katilleri gibi, ve vs vs canavar katilleri turedi, bugunde ayni Stalin modeli devam ediyor, cazgir kulhanbeyleri sokaklarda gezip, zulm adina korku saliyor

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı