Dehşet günlerinin Ragıp Paşası
Adalet Partisi kurucu Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala, 5 Haziran 1964’te İstanbul'da geçirdiği kalp krizi neticesi vefat etti.
Gümüşpala, 27 Mayıs İhtilâli (1960) sonrasında kapatılan Demokrat Partinin devamı mahiyetinde 11 Şubat 1961'de kurulan Adalet Partisinin ilk genel başkanıydı.
Emekli Orgeneral olan Gümüşpala, aynı yıl içinde yapılan genel seçimlerde parlamentoya girdi. Partisi ikinci sırayı aldı. (Senato'da ise ilk sıraya yükseldi.)
Meclis'te hiçbir partinin tek başına iktidar olacak sayıya ulaşamaması sebebiyle, AP–CHP arasında bir koalisyon hükümeti kuruldu.
Gümüşpala, hükümette görev almayarak partisinin başında durdu. 1964'te vefat etmesi üzerine, AP olağanüstü kongresi yapıldı ve yeni genel başkan seçimi yapıldı. Kongredeki oylamayı, Sadettin Bilgiç'le yarışan Süleyman Demirel kazandı.
Gümüşpala'nın biyografisi
1897'de Edirne'de doğan Gümüşpala, Kuleli Askeri Lisesinde öğrenciyken I. Dünya Savaşına katıldı ve yaralanarak İngilizlere esir düştü. İki yıl sonra serbest bırakılınca derhal Anadolu'ya geçti ve Kuva-yı Milliye saflarında İstiklâl Harbine katıldı.
Takım ve bölük komutanlığı görevlerinde bulundu. 1931'de girdiği Harp Akademisini 1934 yılında bitirerek Kurmay oldu. Çeşitli karargâh ve birliklerde görev yaptıktan sonra, 1948'de Tuğgeneral, 1951'de Tümgeneral, 1955'de Korgeneral ve 1959'da ise Orgeneralliğe yükseldi.
Orgeneral rütbesinde 3. Ordu Komutanı iken, 6 Haziran 1960 tarihinde Genelkurmay Başkanlığına atandı. 2 Ağustos 1960'ta bu görevde bulunduğu esnada emekliye sevk edildi.
Darbeci, cuntacı kafalarla anlaşamayan ve uyuşamayan Gümüşpala, Genelkurmay Başkanlığı makamında ancak iki ay kadar kalabildi.
Ardından siyasete girdi ve darbecilerin hışmına, gazabına uğrayan partinin misyonunu üstlendi. Gümüşpala, bu görevde iken vefat etti.
Merhumun mezarı Zincirlikuyu'da.
Millî kahraman idamla yargılandı
Millî Mücadele döneminin önemli şahsiyetlerinden biri olan Hüseyin Rauf Orbay, 16 Temmuz 1964'te İstanbul'da vefat etti.
Osmanlı döneminde de büyük yararlılıklar gösteren ve Balkan Savaşlarındaki başarılarından dolayı kendisine "Hamidiye Kahramanı" nâmı verilen Rauf Bey, 22 Haziran 1919'da ilân edilen "Amasya Tamimi"ne de imza koyan önemli şahsiyetlerden biridir.
Daha sonra düzenlenen Erzurum ve Sivas Kongrelerine de katılan, hemen ardından Ankara'da teşkil edilen yeni hükûmette mühim görevler üstlenen Rauf Orbay, özellikle I. ve II. Lozan görüşmeleri sürecinin tamamını içine alan dönemde (1922–23) Başbakanlık (İcra Vekilleri Heyeti Reisliği) görevinde bulundu.
Cumhuriyet'in ilânından sonra ise, başta M. Kemal ve İsmet Paşa olmak üzere Halk Partisinin üst yönetim kadrosuyla ters düştü. Bu tersleşme, Millî Mücadele döneminin diğer mühim şahsiyetlerini de içine alarak, daha derinleşmeye ve keskinleşmeye başladı.
1925'e gelindiğinde, Ankara siyaseti, iki grubun çatışma arenasına döndü. M. Kemal, kendisiyle birlikte Amasya Tamimini imzalayan Rauf Orbay, Kâzım Karabekir, Refet Bele, Ali Fuat, Cafer Tayyar ve Mersinli Cemal Paşaları dışlayıp uzaklaştırdı ve bilâhare siyaseten de diskalifiye etmeyi başardı.
Bunların yerine, sonradan gelip mücadeleye katılan Ali Fethi, Albay İsmet ve Mareşal Fevzi Çakmak'la çalışmayı tercih etti.
Rauf Orbay'ın da dahil olduğu muhalif grubun lider kadrosu, 1926'daki "İzmir Sûikastı" bahanesiyle idamla yargılandılar, cezalandırıldılar ve siyasetin tamamen dışına itildiler.
İşin garibi, Rauf Orbay, o tarihte tedâvi için gittiği Viyana'da bulunmasına rağmen, uyduruk İstiklâl Mahkemesi tarafından tam 10 yıllık hapis cezasına çarptırıldı.
Bu sebeple, Rauf Orbay, ancak 1935'ten sonra yurda dönebildi. 1940'ta suçsuzluğu yönünde açtığı dâvâyı kazandı ve Askerî Temyiz Mahkemesinin kararıyla, bir bakıma kendini aklatmış oldu.
1948’de kurulan Millet Partisinde aktif görev üstlenmesi için Fahrî Başkan Mareşal Çakmak'ın "selâmı" ile Rauf Orbay'a giden ve onu birlikte siyaset yapmaya dâvet eden Bölükbaşı'ya Orbay şu cevabı verir: "Mareşalin emrinde bir nefer olmak, benim için bir şereftir. Ancak, ben bir kere siyasete (TCF) girdim, nâmusumu ve canımı zor kurtardım. Teveccühünüze teşekkür ederim. Ama, politika mı? Allah korusun, bir daha girmem.'' (Yeni Şafak, 23 Mayıs 2005)
Bir başka gerçek de şu ki: Orbay, Çakmak’a da güvenmiyordu. Zira, yirmi yıl müddetle yaşadığı sıkıntılı zamanlarında ondan hiçbir hayır görmemişti.
Ölümüne Türkçü
Hamdullah Suphi Tanrıöver
Ateşli hatip, katı bir Türkçüydü
Türkçülük idealinin keskin savunucusu, hatip, yazar ve siyaset adamı Hamdullah Suphi Tanrıöver, 10 Haziran 1966’da İstanbul'da öldü.
Tanzimat döneminin şöhretli isimlerinden Abdullatif Suphi Paşanın oğlu ve Samipaşazade Sezai'nin de yeğeni olan Tanrıöver, 1885'te İstanbul'da doğdu. Parasız yatılı olarak Galatasaray Lisesinde okudu.
Bir müddet tercüme işiyle uğraştıktan sonra, kendi isteğiyle öğretmenlik mesleğini seçti. Önce muhtelif liselerde, bilâhare üniversitede edebiyat hocalığı yaptı.
1909'da Fecr–i Ati topluluğuna katıldı, üç sene sonra da Genç Kalemler çevresinde gelişen Milli Edebiyat Akımına bağlandı. 1912'de milliyetçilik cereyanının İstanbul'daki merkezi Türk Ocağına girdi ve derakap başkan oldu.
Mütareke yıllarında işgal güçleri aleyhinde çeşitli yerlerde konuşmalar yaptı.
İlk mecliste Saruhan, 1923'te ise İstanbul milletvekili olarak Mecliste bulundu. İki kez kısa süreli Maarif Vekilliği yaptı. İstiklâl Marşını Mecliste ilk defa o okudu.
1935'te Ankara'dan uzaklaştırılarak Brüksel Büyükelçiliğine atandı.
Ancak, 1943'te İçel ve 1946'da İstanbul milletvekili olarak yeniden Meclise girdi. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti listesinden bağımsız Manisa milletvekili, 1954'te yine DP'den İstanbul milletvekili seçildi.
1957'de DP'yi parçalamak için kurdurulan Hürriyet Partisinden aday olarak katıldığı seçimleri kaybetti. Partisi kapatıldı.
1966'da ölümüne kadar ise, Türk Ocakları Merkez Heyeti başkanlığında bulundu.