Hutbe-i Şâmiye isimli eserde âlem-i İslâmın altı tane temel hastalığı sıralanıyor. Bu hastalıkların başında ise “yeis”, yani ümitsizlik-karamsarlık geliyor.
Bu muhteşem eserin daha sonraki bölümünde, söz konusu hastalıkların çaresi, reçetesi, tedavi yolları gösteriliyor.
“Yeis” hakkında daha başka eserlerde de tahşidat yapılıyor. Divan-ı Harb-i Örfî’de geçen “Yeis, mâni-i herkemâldir” veciz ifadesi gibi.
Buradan da anlaşılıyor ki, yeis, fert ve toplumu kemâle değil, zevâle doğru sürükleyip götürür. İşte, buna karşı ciddi çare arayışına girmek ve hastalığın tedâvisi için esaslı tahşidat yapmak elzem hale geliyor.
*
Bilhassa son yıllarda fert ve toplum genelinde ümitsizlik-karamsarlık halinin maalesef kötüye doğru gittiğini gözlemliyoruz. Yatırımcı, önünü göremediği için tutuk davranıyor. Bu sebeple, üretim seviyesi giderek düşüyor. Buna paralel olarak işsizlik oranında artış meydana geliyor.
Sade vatandaş, yarınından emin değil. Geliri azalıyor, gideri artıyor; faturalar belini büküyor. Çarşı-pazar alışverişinde alabildiğine zorlanıyor. En acısı da, işlerin bir türlü düzelmemesi ve iyiye gitmemesi sebebiyle, ister istemez karamsarlığa düşüyor.
Tabiî, bu işlerin en büyük günahı-vebâli baştakilerde ve idarecilerde. Yıllardır hiçbir siyasî kriz yaşanmadığı halde, iktisadî kriz, ahlâkî yozlaşma, sosyal adâletsizlik bir türlü bitmek bilmiyor.
*
Evet, görüldüğü gibi yara derin, sorunlar katar katar; ama, yine de ye’se düşülmemesi gerektiğine inanıyoruz ve kendimiz de hayatımızı o şekilde tanzim edip geleceğe ümitle bakıyoruz.
Önümüzde bu zamanda “azamî iktisat”la yaşayan Bediüzzaman Said Nursî’nin örneklik teşkil eden hayatı var. Tarihçe-i Hayatı’na baktığımızda, yokluğun, kıtlığın, kaht û galânın had safhada olduğu bir devirde bile ye’se düşmediğini, maişet derdini dünyasında büyütmediğini görüyoruz.
Başka ne görüyoruz? Asla cimrilik yapmadığını ve fakat azamî iktisad düstûrundan da hiç inhiraf etmediğini gayet net bir şekilde görüyoruz.
Yani, maddî musibet ve maişet derdi zaman zaman cemiyetin genelini sarabiliyor. Sebep şu olur, bu olur; lâkin, sebep ne olursa olsun, Hz. Üstad neticeye odaklanıyor. Netice de şudur ki: Onun hayatında ümitsizliğe yer olmadığı gibi, israfa da yer yoktur. O “azami ihlâs”ı düstûr edindiği gibi, “a’zamî iktisad”ı da bütün hayatında temel bir düstûr olarak tatbik etmiş.
Günümüzün vahim tablolarına bu açıdan baktığımızda, yine ye’se, karamsarlığa düşmemek ve Allah’ın rahmetinden ümit kesmemek gerektiği dersini nefsimize telkin edebiliyoruz. Zira, aksi yönde gitmek, bizi kemâle değil, zevâle doğru götürür ki, maazallah.