"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Adalet ve şefkat nefes almaktır

M. Said ZEKİ
30 Kasım 2020, Pazartesi
Aracıyla bir serçeye çarpan adam; şefkat ve merhametinden üzülüp gözyaşı dökerken, aynı adamın annesiyle birlikte bir bebeğin sağlıksız cezaevi şartlarında ölüme terk edilmesine sevinmesi, nasıl izah edilebilir ki?

Aklı sönmemiş, kalbi ölmemiş, vicdanı bozulmamış her insan, dünyanın neresinde olursa olsun yapılan bir iyilik ve güzelliğe sevinir. Bir bebeğin tebessümü ile içi ısınır, bir güvercinin kanat çırpması, bir derenin şırıltısı, bir gül goncasının rayihası, bir bülbülün nağmesi onu mutlu eder.

KINAYICILARIN KINAMASINDAN KORKMAMAK!

Nerede olursa olsun ve kime karşı yapılırsa yapılsın bir haksızlık ve zulüm de her insanı müteessir eder, öfkelendirir; o zulmü gidermek için gayrete getirir. Vicdan sahibi kişi, haksızların haksızlıklarını ve yanlış icraatlarını alkışlamaz. Bu yüzden itilip kakılsa, kovulup kınansa, yalnızlığa mahkûm edilse bile Hakk’ın ve haklının yanında olmaktan vazgeçmez.

MERHAMET ACITMAMAKTIR!

Adalet; her şeyin yerli yerinde olmasını, herkese hakkının verilmesini ve haksızlık yapanların cezalandırılmasını ister. Adalet terazisinin hassas uygulandığı bir ülkede, hakkında kesin bir mahkûmiyet kararı verilene kadar herkes masumdur. Hiç kimse düşünce ve inancından dolayı cezalandırılamaz. Hukuk insana ‘lekelenmeme hakkı’ da verir. Yani yerli yersiz dâvâ açıp, ‘suçu yoksa mahkeme bırakır’ demek, insanın şeref ve haysiyetini lekelemektir. Unutmayalım ki merhamet, acımak değildir. Merhamet acıtmamaktır!

HAMİLE VE BEBEKLİ KADIN TUTUKLANAMAZ!

Adalet prensiplerine göre asıl olan hürriyettir, tutuksuz yargılamadır. Tutuklama ise istisnaî bir tedbirdir. Anayasa’nın 19. AİHS’nin 5. maddelerine göre “hamile ve altı aydan küçük bebeği olanların tutuklanması yasaktır”.

5275 sayılı Kanunun 16/4 maddesine göre, “Hapis cezasının infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadınlar hakkında geri bırakılır.”

Birleşmiş Milletlerin, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde ve Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri’nde herkesin, bu metinlerde yer alan hak ve hürriyetlerden ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğuştan veya başka durumdan kaynaklanan ayırımlar dahil, hiçbir ayırım gözetilmeksizin yararlanma hakkına sahip oldukları açıkça vurgulanmıştır. Çocuk Hakları Sözleşmesi’de bu konuda yol gösterici bir metindir.

TAM ADALET: VİCDAN UNUTMAZ!

İyice içi boşalmış ve aşınmış ‘reform’ kelimesi şimdilerde yine adalet için kullanılmaya başlandı. Ümidimiz yok, ama; hak, hürriyet, adalet dolu günlerin gelmesini kim istemez? Çünkü adalet nefes almaktır. Keşke yapılsa; biz yanılmaya razıyız. İkide bir ‘reform’ deyip insanları hayal kırıklığına uğratmak, en hafif ifadeyle insanlarla dalga geçmektir.

Stefan Zweig’a göre uzun süren bir hastalık yalnız hastayı değil, onun çevresinde bulunanların acıma duygusunu da yorar. Çünkü bir şeyi yarım yapmak ya da yarım söylemek, hiçbir zaman iyi değildir. Yazarın dediği gibi, “...yeryüzündeki pek çok kötülük de bundan doğar ve kaderin bu şekilde yaraladığı kişi sonsuza kadar hassas davranır.” İnsan haysiyeti örselenmeyecek kadar kıymetli ve nazenindir.

ADALET YERİNİ BULANA KADAR

Bazen en yakınlarımız, dostlarımız bile bize sitem ediyor: “Ne bu; hak-hukuk-adalet, masumlar-mağdurlar, tutuklu kadınlar-bebekler’ deyip duruyorsun. Boşver bunları düşünme!” Benim adıma cevabı Zweig veriyor: “Düşünmemek! Ne çocukça bir emir! Düşünceler, şakaklarımızın arasındaki o daracık alanda, gemi azıya almış atların sert nal vuruşları gibi çılgıncasına koştururken, hiçbir şey düşünmemek! Mümkün mü? Çünkü bu dünyada “Vicdan hatırladıkça, hiçbir suç unutulmaz.”

Biz inanıyoruz ki Âlemlerin Rabbi âdildir, şefkatlidir, merhametlidir. İnsanlara belli süre için mehil/süre verir; ama asla ihmal etmez. Bir kısmı bu dünyada, bir kısmı ahirette zerre kadar iyiliğin de kötülüğün de karşılığını verir. Bize düşen Hakk’ın ve haklının yanında yer alıp zulme ve zalime karşı çıkmaktır.

Yazımızı merhum M. Âkif’in muhteşem mısralarıyla noktalayalım:

Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Okunma Sayısı: 2384
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı