"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Okuma, merak ve hidâyet

Mehmet BOYACIOĞLU
17 Haziran 2019, Pazartesi
Batılının çok okuduğuna dair yaygın bir kanaatimiz vardır. Yaşadığım tecrübeler bu genel kanaate kısmen katılmamı gerektiriyor.

Şöyle ki: Üç yıl kadar kaldığım bir Batı başşehrinde metrodaki yolcuların okuma manzarası şuydu.

Büyük bir çoğunluk, belediyenin iş günlerinde çıkarttığı bedava dağıtılan gazeteyi ya da boyalı basın diyebileceğimiz bir gazeteyi okur.

Yüzde onluk ya da on beşlik bir kesim ciddî sayılabilecek gazeteleri okur.

Roman adlı hayal mahsûlü kitapları okuyanların oranı da bir o kadardır.

Yüzde beş ya da onluk bir grup ya okul dersiyle ya da işiyle ilgili bir şeyleri okur.

Geri kalan çok azı din, felsefe, asrın problemleri, dünyanın gittiği, gideceği yere dair kitapları okur.

Elbette çizdiğim bu manzara “akıllı” denilen cep telefonu türünün henüz yaygınlaşmadığı bir döneme aitti. Şimdi bu okuma oranları ne hâl aldı, tam bilemiyorum. Bütün bunlardan sonra Batıda dine; elbette İslâm’a dair çok ciddî bir kitâbî merakın olduğunu söylemek çok zor.

Batıya gidenlerin pek azı entelektüel yönümüzü yansıtıyor; onların da temas kurduğu kesimler gayet sınırlı. İslâm dünyasının yaşadığı karışıklıklardan dolayı Batıya gidenlerin pek çoğu entelektüel yönü zayıf, din ve iman anlayışları da taklitten öteye geçmeyen, vakitlerinin pek çoğunu geçimlerini sağlamak için didinerek geçiren kimselerden meydana geliyor.

Bu ikinci grup içinde de, yüksek ahlâkî hasletlerimizi göstermek şöyle dursun, kötü ahlâkları ile öne çıkan büyük bir kesim var.

Üstüne üstlük, o diyarda, İslâm âleminin hemen her yerinde her gün yaşanabilen olumsuzlukları; patlayan bombaları, töre cinayetlerini, iş kazalarını… büyük bir iştahla haber bültenlerinin başköşesine, gazetelerin ön sayfalarına taşıyan bir medya da var.

Bütün bu keşmekeş içinde, Batıdaki sade vatandaş, diyelim ki Yorkshirelı George hakkı, hakikati nasıl bulacak ve görecek?

***

Söz buraya gelmişken İmâm Gazâlî Hazretleri’ni dinleyelim: O İslâm’ın dâvetini duyma konusunda insanları şu üç kategoriye ayırıyor: ª [İlk] kategori Hz. Muhammed’in (asm) ismini hiçbir zaman duymamış olanlardır ve bunlar mazurdurlar.

[İkinci] kategori O’nun adını duymuş ve olup vasıflarını ve üzerinde tezahür eden mu’cizeleri bilenlerdir. Bu insanlar İslâm topraklarına komşu olan bölgelerde yaşamakta ve Müslümanlarla düşüp kalkmaktadırlar. İşte, bunlar kâfirler ve mülhitlerdir.

Bu iki mertebe arasında üçüncü bir kategori de bulunmaktadır. Bunlar Hz. Muhammed’in (asm) ismi kendilerine ulaşmış, ne var ki onun sıfatlarını ve mahiyetini işitmemiş olan insanlardır. Bilâkis, çocukluklarından beri Hz. Peygamberi (asm) peygamberlik iddiasında bulunmuş Muhammed (asm) adında aldatan bir yalancı [!] olarak işitmişlerdir. Tıpkı bizim çocuklarımızın, Allah’ın kendisini göndermiş olduğunu söyleyip hilekârca peygamberlik iddiasında bulunan el-Mukanna1 adındaki yalancıyı duydukları gibi. Benim düşünceme göre, [üçüncü kategoride yer alan] bunlar, birinci kategoriye dâhil edileceklerdir. 

Zira onlar, onun ismini duymuş olsalar da, sahip olduğu vasıfları zıt bir biçimde işitmişlerdir. 

Bu da kendilerinde, araştırma yönünde hiçbir sâik uyandırmıyordu. 2

Gazâlî’nin yol göstericiliği ile düşünelim: Bugünkü sade vatandaş Batılı, ciddî hiçbir örneklik hâli göstermeyen İslâm dünyası ile sürekli yalan pompalayan, zalimler elindeki Batılı medya arasında sıkışmış hâldedir.

Dolayısıyla Batıda, doğruyu arayıp bulma hususunda ciddî bir merak da uyanmamaktadır.

Hâl bu olunca, elimizi vicdanımıza koyup düşünelim: Hazretin bu görüşü ile “…ahirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (asm) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. …” diyen [Kastamonu Lâhikası, s. 79] Üstadın görüşü arasında bir tezat ya da çelişki görülmüyor.

Zira Risale-i Nur dâvâ değil, dâvâ içinde burhandır. Dolayısıyla selef-i sâlihînin temel görüşleri ile Üstadınki arasında bir çelişki yoktur. Rabbim bu hakikati, İnşallah, görmek istemeyenlere de göstersin.

Dipnotlar:

ª Bu alıntı Abdulhakim Murad’ın Postmodern Dünyada Kıbleyi Bulmak adlı eserinden alınmıştır, Yedinci Bölüm, s. 189, Timaş Yay, 2006, İstanbul.

1- Bu okuyuş Dünya’nın baskısındaki ‘el-Mukaffa’ ismine tercih edilir gibi görünüyor. Tarihteki el-Mukanna, (ölümü 783 CE) Allah’ın tecessüm etmiş bir hali olduğunu öne sürmüş ve Orta Asya’da kanlı bir isyan çıkartmıştır; bölge halkının, onun aptalca fiillerine dair hatıraları ihtimal ki Gazâlî zamanına kadar sürüp gitmiştir. Bkz., Abdulkâhir el-Bağdâdî, el-fark beyn el-firâk (Kahire, 1328/1910), 257-8. 

2- Ebū Hamid el-Gazâlî, Faysal et-tefrika beyn el-İslâm ve-z’zendeka, editör, Süleyman Dünya (Kahire, 1381/1961), 206.

Okunma Sayısı: 1003
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı