"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kapıyı çalan kim?

Mehmet CEBE
26 Mayıs 2026, Salı
İman, insanın kapıyı çalmasıyla başlar; ama o kapıyı nurla açan yalnızca Allah’tır. Ve o nur geldiğinde, insan sadece aydınlanmaz güç de bulur.

İnsan bazen durup kendine şu soruyu sormalı: “Ben  neye ve neden inanıyorum?” Çünkü iman, sadece “inanıyorum” demekle geçilecek bir mesele değildir. Bir ömür süren, kalpte taşınan, bazen gözyaşıyla yoğrulan bir hakikattir.

Büyük âlim Saadeddin Taftazanî imanı tarif ederken şöyle der: “İman, kulun cüz’î iradesini kullandıktan sonra Cenab-ı Hakk’ın o kulunun kalbine ilka ettiği bir nurdur.” Demek ki iman, ne tamamen bizimdir… Ne de bizden tamamen bağımsızdır… Bir düşünün… Aynı sokakta büyüyen iki insan… Aynı ezanı işiten, aynı Kur’ân’ı duyan iki kalp… Biri secdeye kapanıyor, diğeri yüz çeviriyor.

Neden? Çünkü kapıyı çalmak gerekir… Aramak gerekir… İstemek gerekir ki bulsun. Ve arayan Mevla’sını muhakkak bulur…

Ama işte o noktadan sonra, insanın eli bir yere kadar uzanır. Kapının ardı artık onun kudretinde değildir.

Peygamber Efendimiz (asm) bile sevdiği insanları imana getiremedi. Çünkü kalplerin sahibi başkasıydı. Ve o yüzden ellerini semaya kaldırıp şöyle yalvardı: “Allah’ım, kalbimi dinin üzere sabit kıl.”

Bu dua, aslında hepimizin duası değil mi? Çünkü iman… Bir kere kazanılıp kenara konulan bir şey değil.

Bazen artar… Bazen zayıflar… Bazen insanın içinden kayıp gidiyormuş gibi olur… Ve insan o zaman anlar: Bu, benim tuttuğum bir şey değil… Benim tutulduğum bir şey…

Âlimler boşuna “iman nurdur” dememiş. Ebu Hamid el-Gazalî der ki: İman, kalpte doğan bir yakîndir.

Ama o yakîn, sadece kitap okuyarak gelmez… O, bir lütuftur. Bazen bir ayetle gelir… Bazen bir musibetle…

Bazen bir secdede, sessizce kalbe bırakılır… Bir bakarsınız, içinizde bir şey değişmiş. Aynı insan değilsiniz artık.

Ama her kalp o nuru taşıyabilir mi? İşte asıl mesele burada… Kibirle dolu bir kalp… Her şeyi bildiğini zanneden bir zihin… Hakikate sırtını dönen bir ruh… O kapı çalınmadan nasıl açılsın?

İmam Maturidî bu yüzden insanın aramasını şart koşar. Çünkü aramayan bulamaz. Bugün birçok insan “biliyorum” diyor… Ama kalbi neden hâlâ boş? Çünkü bilmek başka… İnanmak bambaşka…

İman, sadece aklın değil… Kalbin de secde etmesidir. 

Ve işte burada Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin o güzel sözü kulaklarımızda yankılanır: “İman hem nurdur hem kuvvettir.” Evet… İman bir nurdur; insanın içini aydınlatır, karanlıklarını dağıtır. Yolunu kaybedene istikamet verir.

Ama aynı zamanda bir kuvvettir; insanı ayakta tutar… Musibetlere karşı dirayet verir… Yalnızlıkta dayanak, çaresizlikte sığınak olur… İmanı olan bir insan, kâinatın yükünü omuzlarında taşımaz. Çünkü bilir ki o yükün sahibi vardır. Şimdi kendimize soralım:

Biz gerçekten kapıyı çaldık mı? Yoksa kapının önünden geçip gittik mi?

Unutmayalım… Kapıyı çalmak bizden… Nuru vermek O’ndan (cc)…

Okunma Sayısı: 162
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı