"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kıbrıs’ta tarihin izinde

Mehmet CEBE
26 Haziran 2026, Cuma
Yavru Vatan Kıbrıs’ta gerçekleştirdiğimiz gezi; surları, camileri, kaleleri ve antik şehirleri ile unutulmaz bir tarih yolculuğu yaşattı.

GEZİ - KIBRIS NOTLARI
[email protected]

Uzun süredir aklımızda gönlümüzde olan bir gezi mekânıydı Kıbrıs... Yavru Vatan. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 1974 yılında gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı ile Türk varlığının güvence altına alındığı, 1983’te ise bağımsızlığını ilân eden bir devlet.

 O yıllarda henüz 14 yaşındaydım. Şehirde ve evlerimizde yapılan karartmaları ve radyodan dinlediğimiz haberleri hatırladım. Yıllar sonra bu topraklara adım atmak nasip oldu. Denizli’den İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na, oradan da Ercan Uluslararası Havalimanı’na ulaştık. Araç kiralayarak Gazimağusa’daki otelimize yerleştik. Kısa bir dinlenmenin ardından ilk durağımıza doğru yola çıktık.

İlk durağımız Kapalı Maraş

1974’ten bu yana kapalı kalan bu bölge, âdeta donmuş bir zaman dilimi gibi. Bir zamanlar Akdeniz’in en gözde turizm merkezlerinden biri olan Maraş, savaş sonrası terk edilmiş ve yıllarca sessizliğe bürünmüş. Son yıllarda ise turizm amaçlı açık müze olarak ziyarete açılmış. Sokaklarında yürürken insan, geçmiş ile bugün arasında kalıyor. Balkonlarından sarkan sarmaşıklar, pencereleri boş binalar, zamana yenilen yavaş yavaş ölüme terk edilen binalar... Masmavi bir deniz, altın sarısı kumlar... Bu manzarayı görünce içimden şu düşünce geçti. “Burası sadece bir hatıra olarak kalmamalı, yeniden hayat bulmalı…”

Taşlara işlenmiş tarih: Suriçi

Sonraki durağımız Gazimağusa Suriçi oldu. Dar sokakları, taş yapıları ve tarihî dokusuyla burası âdeta yaşayan bir tarih kitabı. 1. yüzyılda Lusignanlar döneminde katedral olarak inşa edilen ve 1571’de Osmanlı fethiyle camiye çevrilen Lala Mustafa Paşa Camii, bu tarihin en görkemli şahidi.

Lala Mustafa Paşa Camii

Suriçi’nde Lala Mustafa Paşa Camii’ne 500 metre yukarıda Sinan Paşa Camii var. En dikkat çekici yapılardan biri olan Lala Mustafa Paşa Camii, aslında 1298 yılında inşa edilen bir gotik katedralmiş. Kıbrıs’ın 1571’de Osmanlılar tarafından fethedilmesiyle camiye çevrilmiş. İçeri girdiğinizde yüksek sivri kemerler, taş sütunlar ve loş bir aydınlık sizi karşılıyor. Dışarının yakıcı sıcağına rağmen içeride serin ve huzurlu bir atmosfer hâkim. Bu ihtişamlı yapı, âdeta hem Hristiyan hem İslâm tarihinin birleştiği bir noktayı temsil ediyor.

Kıbrıs Sofrası

Akşam yemeğinde Aspava’ya uğradık. Ağaçların gölgesinde, sakin bir ortamda Kıbrıs’a özgü Şeftali Kebabı’nı tattık. Kıbrıs mutfağı, Anadolu ile Akdeniz’in birleştiği bir lezzet çizgisi gibi. Farklı ama bir o kadar da tanıdık.

Medeniyetlerin sessiz şahidi: Salamis

Ertesi gün rotamızı Salamis Antik Kenti’ne çevirdik. M.Ö. 11. yüzyılda kurulduğu kabul edilen bu şehir, özellikle Roma döneminde büyük bir gelişim göstermiş. Geniş sütunlu caddeler, hamam kalıntıları, tiyatro yapısı... Taşların dili olsa da konuşsa... İnsan burada yürürken, geçmiş medeniyetlerin izlerini adım adım hissediyor.

Canbulat Türbesi 

Bir sonraki durağımız Canbulat Türbesi oldu. 1571 Mağusa kuşatmasında, düşman surlarını yıkmak için kendini feda eden Canbulat Paşa’nın hatırası burada yaşatılıyor. Kale burcunun içinde yer alan bu mekânda tarih sadece anlatılmıyor, hissediliyor… Sessizce dualarımızı ettik, şehitlerimizi rahmetle andık.

Hala Sultan

Ziyaret etmek istediğimiz yerlerden biri de Hala Sultan Tekkesi idi. Peygamber Efendimizin (asm) süt halası Hz. Ümmü Haram’ın kabri burada bulunuyor. 647 yılında Kıbrıs seferi sırasında şehit düştüğü kabul edilir. Ancak buranın Güney Kıbrıs sınırlarında olması sebebiyle ziyaret edemedik. Yine de bulunduğumuz yerden bir Fatiha gönderdik.

Tarih katmanı

Gazimağusa Suriçi, sadece bir şehir merkezi değil; adeta yüzyılların üst üste biriktiği bir tarih katmanı. Şehrin etrafını çepeçevre saran surlar, büyük ölçüde 15. yüzyılda Venedikliler tarafından inşa edilmiş. Kalın taş duvarlar, burçlar ve dar geçitler… Her biri savaşların, kuşatmaların ve nice medeniyetin izini taşıyor. Dar sokaklar sizi bir anda Orta Çağ’a götürüyor.

Namık Kemal’in sürgün edildiği zindan

Suriçinde Namık Kemal’in bir dönem sürgün olarak kaldığı zindan var ve hemen yanında Namık Kemal Meydanı ile bir büstü var. Namık Kemal, “Vatan Yahut Silistre” oyununun sahnelenmesinin ardından 9 Nisan 1873 tarihinde Kıbrıs’ın Gazimağusa (Magosa) şehrine sürgün edilmiş ve burada 38 ay (3 yıldan fazla) kalebent olarak hapis hayatı yaşamıştır. Bu sürgün, V. Murat’ın tahta çıkışıyla ilan edilen af sayesinde 1876 yılında sona erdi. Burada, küçük ve karanlık bir hücrede, kalebent (kale dışına çıkması yasaklı) olarak tutulmuştur. Bu zorlu sürgün döneminde Cezmi, Akif Bey ve Gülnihal gibi pek çok önemli eserini burada kaleme almıştır. Namık Kemal’in sürgün edildiği bu yer, günümüzde Gazimağusa’da Namık Kemal Zindanı ve Müzesi olarak ziyarete açıktır. Bu küçük meydan, hem tarihî hem de kültürel bir hatıranın merkezi gibi.

Othello Kalesi

Bir başka önemli nokta ise surların denize açıldığı Othello Kalesi. Adını Shakespeare'in meşhur eseri Othello'dan alan bu kale, Venedik döneminde savunma amacıyla güçlendirilmiş. Oyunun büyük bölümünün Kıbrıs'ta geçmesi sebebiyle, kalenin ve şehrin Shakespeare'e ilham vermiş olabileceği de rivayet edilir. Suriçi'nde dolaşırken insan sadece gezi yapmıyor; geçmişin içinde yürüyor, tarihe dokunuyor.

Barnabas Manastırı

St. Barnabas Manastırı, Kıbrıs’ın en önemli dinî ve tarihî yapılarından biri. Adını, Hristiyanlık tarihinde önemli bir yere sahip olan Aziz Barnabas’tan alıyor. Kendisi Kıbrıslı bir havari olarak bilinir ve Hristiyanlığın adada yayılmasında büyük rol oynadığı kabul edilir. Manastırın bugünkü yapısı büyük ölçüde 18. yüzyılda inşa edilmiş. Ancak bulunduğu alanın geçmişi çok daha eskiye dayanıyor. Rivayete göre Aziz Barnabas’ın mezarı da burada bulunmuş. Manastıra girdiğinizde geniş bir avlu sizi karşılıyor. Etrafında rahip odaları, küçük yapılar ve sessizlik… Bugün manastırın bazı bölümleri müze olarak düzenlenmiş. İçeride eski ikonalar, dinî eşyalar ve arkeolojik eserler sergileniyor. Hemen yakınında yer alan ikon müzesi ise özellikle dikkat çekici. Yüzlerce yıllık dini resimler, ince işçilikler ve farklı dönemlere ait sanat anlayışları burada bir araya gelmiş.

Manastırın bulunduğu konum da oldukça etkileyici. Etrafı açık, doğayla iç içe ve sakin. Burada insanın içi garip bir huzurla doluyor. Farklı bir inancın mekânı olsa da, geçmişe ve maneviyata duyulan saygı aynı.

Karpaz Yarımadası

Ardından yolumuz Karpaz Yarımadası’na düştü. Yaklaşık 1,5 saat süren yol boyunca doğa bütün sadeliğiyle kendini gösterdi. Ne kalabalık, ne gürültü.. Sadece rüzgârın sesi, denizin huzuru ve uçsuz bucaksız bir manzara. Karpaz, Kıbrıs’ın en sakin, en dokunulmamış köşelerinden biri. Burada insan sadece gezmiyor, aynı zamanda dinleniyor. Gazimağusa merkezli iki günlük gezimizi tamamlayarak otelimize döndük. Yorgunduk ama içimiz huzur doluydu…

Girne’ye uzanan yol

Kıbrıs gezimizin üçüncü gününde, Gazimağusa’dan kiraladığımız aracımızla yola çıktık. Rotamız; Güzelyurt, Lefke ve oradan da Girne… Saat 12.00 civarında Güzelyurt’a ulaştık. İlk durağımız St. Mamas Manastırı oldu. Manastır kapalıydı; ancak dışarıdan bile heybetli duruşu hissediliyordu. Tarihî Bizans dönemine kadar uzanan bu yapı, Kıbrıs’ın önemli dini merkezlerinden biri kabul ediliyor. Taş duvarları, kemerli yapısı ve sakin atmosferiyle uzaktan da olsa insanda derin bir iz bırakıyor.

Güzelyurt Fatih Camii

Manastırın hemen arkasında minareleri görünen bir cami dikkatimizi çekti. Merak edip yöneldiğimizde buranın Güzelyurt Fatih Camii olduğunu öğrendik. İçeri girdiğimizde sade ama huzur veren bir atmosfer bizi karşıladı. Taş duvarlar, yüksek tavan ve içeri süzülen ışık… Maneviyatı hissedilen bir mekândı. Devlet imkanlarıyla yapılan bu gibi camilere halkın da sahip çıkması bekleniyor.

Girne yolu

Yönümüzü Girne’ye çevirdik. Yol boyunca deniz bize eşlik etti. Girne’ye yaklaşırken sol tarafımızda dikkat çeken bir alan vardı: Kıbrıs Barış Harekâtı Açık Hava Müzesi. 1974 çıkarmasında kullanılan gemi, helikopter ve çeşitli askerî araçların sergilendiği bu alan, adeta yakın tarihin canlı bir hatırası gibi… Arabayla geçerken bile insanı derinden etkiliyor.

Bellapais Manastırı

Girne’ye ulaştığımızda ilk hedefimiz Girne Kalesi idi. Ancak dar yollar ve yön karmaşası sebebiyle kaleye ulaşamayınca rotamızı biraz değiştirdik. Bu kez yönümüzü tepelerde yer alan Bellapais Manastırı’na çevirdik. 1. yüzyılda Lusignanlar döneminde inşa edilen bu manastır, gotik mimarinin en güzel örneklerinden biri. Taş kemerler, geniş avlular ve sessizlik… Avluda yer alan ve yüzyıllardır ayakta duran büyük bir dut ağacı ise adeta zamanın şahidi gibi. Oradan baktığınızda Girne’yi, denizi ve yeşilin her tonunu aynı anda görmek mümkün.

Tarih ve hayat iç içe

Tekrar Girne merkeze inerek farklı bir yoldan Girne Kalesi’ne ulaştık. Saatler 17.00 civarını gösteriyordu. Kale, ilk olarak Bizans döneminde inşa edilmiş, daha sonra Lusignanlar, Venedikliler ve Osmanlılar tarafından güçlendirilmiş. Bugün hâlâ dimdik ayakta… İçerisinde yer alan Girne Batık Gemi Müzesi ise oldukça etkileyici. M.Ö. 4. yüzyıla ait olduğu düşünülen bir ticaret gemisinin kalıntıları burada sergileniyor. Bu gemi, dünyanın en eski batık gemilerinden biri olarak kabul ediliyor. Kaleyi gezdikten sonra limana indik. Girne Limanı, akşam saatlerinde bambaşka bir güzelliğe bürünüyor. Denize yansıyan ışıklar, sıralanmış tekneler ve hareketli bir hayat. Akşam yemeğimizi burada, Türkiye’den gelenlerin işlettiği bir lokantada yedik. Namazlarımızı da Ağa Cafer Paşa Camii’nde eda ettik. Osmanlı döneminden kalan bu cami, sade ama huzurlu bir atmosfere sahipti.

Hz. Ömer Türbesi

Dördüncü gün sabahında Lefkoşeye doğru yola çıktık. Girne çıkışında Yolumuzun üzerinde ilk durağımız Hz. Ömer Türbesi oldu. Kıbrıs’ın Fethine Ordu içinden gelen bir isim Sahabelerden birisi. Burası denizin hemen kenarında, oldukça huzurlu ve düzenli bir mekân. Etrafı adeta bir park gibi tanzim edilmiş; yeşillikler, yürüyüş yolları ve bakımlı bir çevre. Türbeye girerek iki rekât mescit namazı kıldık. Ardından hem türbeyi hem de çevresini gezdik. Üst kısımda yeni yapılmış bir cami bulunuyor. Bu camiden bakınca denizin berraklığı ve ufkun açıklığı insana ayrı bir ferahlık veriyor. Deniz sakin, ortam huzurluydu. Yaklaşık bir saat burada kalarak hem ibadetimizi yaptık hem de bu manevî atmosferi içimize çektik.

Burada önemli bir hususu da öğrendik: Ziyaret ettiğimiz bu zat, Ömer bin Hattab (Hz. Ömer) değil; Osman bin Affan döneminde yaşamış bir Sahabe olan başka bir Hz. Ömer’dir. Kıbrıs’ın İslam tarihi açısından önemli duraklarından biri olan bu türbe, adada İslâm’ın ilk izlerini hatırlatan mütevazı ama anlamlı bir mekân…

Selimiye Camii

Lefkoşa’ya ulaştığımızda ilk durağımız, Kıbrıs’ın fethinden sonra camiye çevrilen Selimiye Camii oldu. Aslında bu yapı, 13. yüzyılda Lusignanlar döneminde katedral olarak inşa edilmiş. 1571’de Osmanlıların Kıbrıs’ı fethetmesiyle birlikte camiye çevrilmiş ve iki minare eklenmiş. İçeri girdiğimizde taş işçiliği hemen dikkat çekiyor. Yüksek kemerler, kalın sütunlar ve “fil ayağı” diye tabir edilen güçlü taşıyıcılar. İnsan kendini adeta yüzyıllar öncesinde hissediyor.

Sürpriz buluşma

Yeni Asya gazetesinin eski temsilcilerinden, aslen Denizli Bozkurtlu olan Eyüp Aktaş ile Selimiye Camii’nde buluştuk. Uzun yıllardır Lefkoşa’da yaşayan ve artık Kıbrıs vatandaşı olan Eyüp Bey’le hasbihal ettik. Bize cami çevresindeki tarihî mekânları gezdirdi. Kendisi bize Yeni Asya Vakfı’nın adresini ve anahtarını vererek akşam orada kalmamıza vesile oldu. Yeni Asya Vakfı’nın Misafirhanesi beş katlı güzel bir mekan burada hem Türkiye’den gelen misafirler kalıyor ,hem de üniversite okuyan öğrencilerden misafir kalanlar var Yeni Asya Vakfı’nın Misafirhanesi yolculuğumuzun güzel hatıralarından biri olarak gönlümüzde yer etti. Öğle namazını Selimiye Camii’nde eda ettikten sonra çevreyi gezmeye başladık.

Bedesten ve Büyük Han

Hemen yanı başında yer alan Bedesten, geçmişte kilise olarak inşa edilmiş, daha sonra çarşı ve kapalı pazar olarak kullanılmış tarihî bir yapı. Ardından Büyük Han’a geçtik. 1572 yılında Osmanlılar tarafından yapılan bu han, Kıbrıs’taki en önemli Osmanlı eserlerinden biri. Avlusunun ortasındaki mescit, etrafını saran odalar, taş kemerler. Bugün ise sanat atölyeleri, küçük dükkânlar ve kafelerle canlı bir mekân hâline gelmiş. Çarşısında yürürken hem tarih ayaklarımızın altındaydı hem de hayat gözlerimizin önünde akıyordu…

Rauf Denktaş’ın kabri

Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinde önemli bir rol üstlenen, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu lideri olan Denktaş’ın kabri, sade ama anlamlı bir şekilde düzenlenmiş. Geniş ve bakımlı bir parkın içinde yer alıyor. Etrafı çiçeklerle, ağaçlarla süslenmiş. Sakin ve huzurlu bir atmosfer hâkim. Kabir başında durunca insan sadece bir mezar ziyareti yapmıyor; aynı zamanda bir mücadelenin, bir davanın hatırasıyla baş başa kalıyor. Kısa bir dua ettik. Geçmişte verilen emekleri, çekilen sıkıntıları düşündük. Bu ziyaret, Kıbrıs gezimizin en anlamlı duraklarından biri oldu.

“Allah’la irtibat kur”

Bugün cuma idi ve saatler ilerledikçe caminin manevî atmosferi daha da hissedilir hâle geliyordu. Cuma vaktine henüz zaman olduğu için çevrede kısa bir gezinti yaptık ve Arabahmet Mahallesi’ne uğradık. Burada bulunan Arabahmet Camii’ni ziyaret ettik. Mahallede asılı olan bazı afişler dikkat çekiciydi. Özellikle biri hafızama kazındı:

“Allah’la irtibat kur; O, senin derdine çare olur,

“Allah bence affeder, gel bir konuş istersen.”

Bu söz, sanki mekânın ruhunu özetler gibiydi. Vakit yaklaştığında tekrar Selimiye Camii’ne döndük ve Cuma namazımızı burada eda ettik. Namazın ardından artık ayrılık vakti yaklaşmıştı. Buradan doğruca havaalanının yolunu tuttuk. Saat 15.00 civarında kiralık aracımızı teslim ettik, işlemlerimizi tamamladık. Ve saat 17.40’ta uçağımız havalandı… Yeni mekân ve gezi noktalarında buluşmak üzere.

Okunma Sayısı: 166
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı