"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dört yıl sonra adalet ve demokrasi talebi

Mehmet KARA
19 Temmuz 2020, Pazar
Bütün darbeler demokrasimiz ve ülkemiz için kara günlerdir.

Bu “kara gün”lerden birisi de 15 Temmuz “kanlı darbe teşebbüsü”dür. Şehitleriyle, yaralılarıyla ve sonrasında yaşananlarla bilânçosu çok ağır olan kara bir gündür. Geçen dört yıl bir taraftan mahkemeler, görevden almalar, tutuklamalarla, diğer yandan da adalet ve demokrasiden bahsedilmesiyle hâlâ Türkiye’nin en önemli gündemi durumunda.

Geçtiğimiz Çarşamba günü 15 Temmuz’un yıl dönümü idi. “Demokrasi ve Millî Birlik Günü” olarak düzenlenen törenlerde 4 yıl öncesi ve sonrası ile çok konuşuldu, resmî törenler yapıldı, televizyonlarda belgeseller, gazetelerde dizi yazılar yayınlandı, özel ekler çıkarıldı.

Bütün darbeler, ara dönemler ve teşebbüslerde olduğu gibi 15 Temmuz da Türkiye’nin demokrasi tarihine derin yaralar açtı. Darbe teşebbüsünün olduğu gece bütün partilerin Meclis’te milletin iradesine ve demokrasiye sahip çıkması, ardından meydanları dolduranların demokrasinin yanında durmuş olması milletin demokrasiye bağlılığını göstermişti. Millet demokrasiye sahip çıkmış, ama seçtikleri yani vekilleri milletin bu iradesini tam olarak anlayamamıştı. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün hemen ardından oluşan olumlu hava fırsata dönüştürülemedi. “Yenikapı Ruhu” diye ifade edilen millî birlik ve beraberliğin sürdürülmesi fevkalâde önemli iken maalesef bu sağlanamadı. Kısır siyasî çekişmeler ortak değerlerde buluşmayı engelledi. 

AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş’un, canlı yayınlarda “15 Temmuz üzerinden siyaset yapılmasın” sözü yerindedir ve buna herkesin dikkat etmesi gerekirken edilmemesi milletin iradesine anlayamamaktır. “Devlet ele geçirilecek bir yer değildir. Devlet milletindir. Devlet hizmet edilecek bir yerdir” diyen Kurtulmuş’un sözünden ders alması gereken çok kişi vardır.

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın, “Dört yıldır lânetleniyor, tesbitler yapılıyor, hatta siyasetlere alet ediliyor ancak, maalesef bir türlü tedaviye geçilemiyor. Tekrar böyle bir hadisenin yaşanmaması için neler yapılması gerektiğini bir türlü konuşamadık” sözü de çok yerindedir.

Evet, teşhis konulmuş, artık tedavi zamanıdır. Tedavi gerçek manada demokrasinin, hürriyetlerin geniş manada yerleştiği, herkes için adaletin eşit uygulandığı bir ülkenin inşa edilmesidir.

Bunun yolu da öncelikle ülkenin bir an evvel normalleşmesini sağlayacak adımların atılmasından geçiyor. Ortak akılla reformlar yapabilmenin yolu bulunmalıdır. Siyaset kurumunun görevi, milleti kutuplaştırmadan, ayrıştırmadan, ötekileştirmeden bu ortak değerler etrafında birleştirmektir. Darbe dönemleri “adalet”e en çok ihtiyacın olduğu dönemlerdir. Çünkü hak, hukuk ve hürriyetler o dönemlerde askıya alınır.

Demokrasinin vazgeçilmez unsuru ve devletin temeli olan adalete güveni sağlamanın yolu da “adaletli” olmaktan geçer. Unutmayalım ki, adaletin tam olarak uygulanmadığı bir devletin temelleri de sağlam olmaz. Demokrasiye darbe yapanlara en güzel cevap adaletin kâmil manada tesis edilmesidir.

Bu vesileyle bir kez daha darbe teşebbüsünde şehit olanlara rahmet ve mağfiret, kederli ailelerine başsağlığı diliyoruz… Cenâb-ı Hak böyle “kara bir günü” bir daha milletimize ve ülkemize yaşatmasın…

***

KOMİSYON RAPORU’NUN AKIBETİ

Darbe teşebbüsü sonrası TBMM’de kurulan 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu 4.5 ay süren çalışmanın ardından 652 sayfadan oluşan bir rapor yayınladı. Rapor, Komisyon Başkanı Reşat Petek tarafından 12 Temmuz 2017’de dönemin TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a sunuldu.

CHP ve İYİ Parti’nin raporun TBMM gündemine alınması konusundaki ısrarlı talepleri üzerine TBMM Başkanvekili Sadi Bilgiç, “Yetkinleştirilerek başkanlığımıza sunulan bir rapor bulunmamaktadır” açıklamasını yapınca ve raporun kayıp olduğu söylenmişti. 

Komisyon’da CHP üyesi olarak görev yapan İYİ Parti Grup Başkanvekili Dr. Aytun Çıray, “Devlette belge kaybolmaz” diyerek “kayıp” denilen raporu ortaya çıkarmıştı. Ancak rapor şu ana kadar Meclis’te okunup tartışmaya hâlâ açılmış değil.

Yani özetle, Komisyondan bir netice çıkmadı. Zihinlerdeki soru işaretleri de aydınlatılamadı. Komisyonla ilgili tartışmalardan birisi de MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile ve dönemin Genelkurmay Başkanı Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın komisyona çağrılmasına rağmen bilgi vermeye gelmemesi olmuştu. MİT, komisyonca gönderilen sorulara cevap vermekle yetinmişti!

15 Temmuz’un yıl dönümünde Meclis araştırma komisyonlarının yapısını özetleyen bir durumdan bahsedelim.

MHP Ordu Milletvekili ve Rabia Naz komisyonu üyesi Cemal Enginyurt katıldığı bir televizyon programında, bir polis ile bir vatandaşın komisyona bilgi vermek için dâvet edilmelerine rağmen gelmediklerini anlatırken, “Bu insanların ifade vermediği bir komisyona Hulusi Akar ve Hakan Fidan neden gelmedi diye suçlamamak gerekir” derken bir gerçeğin altını çizdi.

Böyle olunca da araştırma komisyonlarının hazırladığı raporlarda eksik oluyor, eksik olunca da tartışılamıyor, tartışılmayınca da sonuç çıkmıyor. Sonuç çıkmayınca da soru işaretleri ortada kalıyor.

Zaten yeni sistemle etkisi iyice azalan Meclis’in bir de araştırma komisyonlarının durumu işin tuzu biberi oluyor. Çözüm bulunması gereken bir de böyle bir durum var…

***

ORTAKLIK BOZULUYOR MU?

Son yıllarda AKP’ye ve Erdoğan’a destek açıklamalarıyla dikkati çeken Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in bu kez hükümeti eleştirmesi yandaşları kızdırdı.

“Hayatımın en mutlu dönemindeyim” diyerek adeta cumhur ittifakının bir ortağı gibi hareket eden ve iktidarı destekleyen, televizyonlarda her gün boy gösteren Perinçek’in bir takım eleştirileri ve suçlamalarına sessiz kalınıyordu. Sesini çıkartanlar ise görevlerinden istifa etmek durumunda kalıyorlardı.

“Türkiye iflâs noktasına geldi” demesine içerleyenler “AKP’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a destek veriyormuş gibi gözüken Rus yanlısı Maocu Perinçek, gerçek yüzünü gösterdi” demeye başladılar.

Bakalım bu çıkışından sonra hükümet kanadından bir tepki gelecek mi? 

İktidar yandaşı televizyonlara çağrılmaya devam edilecek mi? Ya da “öküz öldü ortaklık bozuldu” görüntüsüyle yolları ayrılacak mı?

Okunma Sayısı: 2797
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hüseyin İlhan

    19.7.2020 09:14:41

    Muhterem kardeşim siz tebrik ediyorum.DARBELERİN ilacı HAK'ka saygı,hukuku üstün tutma ve ADALET'i tesis ve tecelli ettirmektir. 15 TEMMUZ ile birileri(ALLAHIN LÜTFU) olarak görüp 'CADI AVI İSE CADI AVI OLACAK,sözleri ile başlayıp ülkede hak namına biçilmedik alan,hukukun üstünlüğü yerine nefsi emmarelerinin alabildiğine kıyama neden olan öfke ve kin gütmeleri,adaleti tesis ve tecellide gayret etmek iken bunu hak ile yeksan için herşeyi kullanmaları ve adalet isteyenlere karşı insanlıktan ve vicdandan yoksunca herşeyi yapmalarıyla ülke olarak tarifi mümkün olmayan yaralara düçar edildik.Bu yaraların tamiri öyle senler değil asırlarla ancak olur görünüyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı