"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kabahat kimde?

Mehmet KARA
06 Eylül 2021, Pazartesi
Kirli siyaset dilinin, kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı konuşmaların ülkeyi getirdiği nokta gerçekten de üzücü ve ürkütücü!

Bu üzücü ve ürkütücü olaylardan birisi İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Sivas ziyareti sırasında yaşanan üslûpsuz sözlü sataşma oldu. Ekonominin geldiği durumu anlatan Akşener’e dinleyenler arasında bulunan bir kişinin “Millet nerede aç, zekât verecek adam bulamıyorum. Çocukluğumda araba yoktu piyasada, şimdi park edemiyoruz” tepkisi sonrası arbede yaşanması daha önce yaşanılan olaylarda söylenen sözleri hatırlattı. Yine Akşener’e bağıran başka bir kadının ise “Sivas gibi bir yere o kadın giremez” demesi kirli siyasetin ülkeyi getirdiği noktayı gösterdi. 

Bir başka örnek ise, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Çorum gezisi sırasında yolda yürürken bir vatandaşa “Nasılsınız, iyi misiniz?” diye sorduğunda aldığı yakışıksız ve üslûpsuz cevap oldu. “Haydi haydi yürü yürü yürü…  Çocuğuma dokunma” tepkisi alması karşısında Kılıçdaroğlu’nun bir olgunlukla yürümesi ve tebessüm ederek yürümeye devam etmesi belki de yaşanacak bir arbedeyi önledi. Kılıçdaroğlu’nun “Kabahat bu kadında değil. O kadının bu pozisyonundaki siyaset anlayışında… Asıl kabahat orada. Bu ülkede beraber yaşıyoruz, beni sevmeyebilir. Kadının tepkisini anlayışıyla karşılarız. Siyasetçi gelen tepkileri makul karşılamak zorunda. Hangi gerekçeyle tepki gösterdiğini ben öğrenmek isterdim. Belki kadın haklıydı. Biz de ona göre hatamız varsa düzeltirdik. Siyasetçinin en çok ihtiyaç duyduğu şey alkış değil, biz sanatçı değiliz. En çok ihtiyaç duyduğu şey eleştiridir. Eleştiriden ders çıkartacağız. Kadın kabul ederse evini de ziyaret eder, oturup kendisiyle de konuşurum. Bu siyasî atmosfer bu ortamı meydana getiriyor” demesi de bu ürkütücü olayların sebebini açıklıyor. Keşke tepkiyi gösteren hanımefendi Kılıçdaroğlu’nu evine dâvet edip neden böyle yaptığını açıklasa da gerginlikler biraz olsun yumuşasa… 

Cumhurbaşkanı Erdoğan da yüzlerce koruma olmadan vatandaşın arasında gezse belki de bu türden üslûpsuz ve yakışıksız tepkiler alabilir. Nitekim geçmişte yaşanan birkaç olayda bunu görmüştük. 

*** 

YENİ Mİ FARK EDİLİYOR? 

Biz yıllardır siyasetin bu kirli dilinden, kutuplaştıran üslûbundan şikâyetleri dile getirirken Hürriyet Yazarı Abdulkadir Selvi’nin daha yeni “siyasetin kutuplaşma tehlikesi” ile karşı karşıya gelmeyle başladığını söylemesi ilginç geldi. 

“Bizim şu günlerde en çok neye ihtiyacımız var derseniz o da sağduyu derim. Şunu sormak gerekiyor her halde. Biz neden bu kadar büyük bir siyasî kutuplaşmanın içine giriyoruz?” sözlerini duyunca, “Türkiye uzunca süredir bu durumda. Antalya ve Muğla’da çıkan yangınlarda zamanında ve etkin şekilde mücadele edilmediği ile ilgili hükümet “sert ve ağır” eleştirilmesi karşısında siz bu kutuplaşmadan şikâyet ediyorsunuz” deme ihtiyacı hissediyoruz. 

Diyor ki, Sayın Selvi, “Biz asil bir milletiz. Ama bu kutuplaşma niye? İktidarıyla, muhalefetiyle hepimiz bu ülkenin evlâtları değil miyiz? Erdoğan gitsin diye felâketlerden medet ummak niye? Biz siyaseti neden böyle bir kan dâvâsına dönüştürüyoruz? O nedenle diyorum ki bize her şeyden çok sağduyu lâzım…”  

Yerden göğe kadar haklısınız. Sağduyunun yanında temiz, üslûplu, kutuplaştırmayan bir siyaset anlayışı da lâzım…  

*** 

KİRLİ SİYASET DİLİ TEZ ELDEN TERK EDİLMELİ 

Türkiye’nin ve insanların bu hale gelmesinde en büyük sorumluluk siyasetçilere ait… Bu yüzden de siyasetçilere düşen görev üslûpsuz, kutuplaştırıcı, ötekileştirici olmayan, hakaret etmeyen bir üslûbu artık kullanmalarıdır. Bahsettiğimiz iki olayda da bunun gerekliliğini bir kez daha gördük. Daha kötü gelişmeler yaşamamak için yeni dönemde bunun yapılması artık elzem hale geldi. 

Türkiye uzun zamandan beri kutuplaşmaların arttığı bir dönem yaşıyor. Son zamanlarda ise bu ayrışma ve kutuplaşma daha da belirgin hale geldi. Kutuplaşmaların sınırları aştığı, insanların birbiriyle konuşmaya dahi korktuğu, korku ikliminin her alana yayıldığı, insanların ötekileştirildiği, partilerin birbirlerini “hain” ilân ettiği, siyaset yüzünden ailelerin birbirlerine küstüğü, eleştirinin hakaret olarak kabul edildiği bir dönemden geçiyoruz. 

Yangın, sel gibi tabiî afetlerde bile hep bir kutuplaşma noktası bulunmak suretiyle insanlar yavaş yavaş birbirinden uzaklaşmaya, birbirini dinlememeye başladı.  

Ağzını açanın, fikrini söyleyenin hemen “hainlikle” suçlandığı, bir konu hakkında fikrini hürce ifade edemediği, konuşamadığı, tartışamadığı, fikir alış verişinde bulunamadığı, en başta da insanlarının birbirini dinlemediği bir dönem yaşıyoruz. Fikre saygı yok. Herkes kendi dediğini doğru kabul ediyor, birbirini anlamaya çalışmıyor. İnsanlar birbiriyle konuşamazken en iyi yapılan şey insanları kutuplaştırmak, ötekileştirmek, hemen bir ayrıştırıcı nokta bulmak, suçlamak, hakaret ve küfür etme, görüşmeyi kesmek oluyor! 

Türkiye’nin bu durumdan mutlaka çıkması gerekiyor. Bunun içinde öncelikli görev ülkeyi yönetenlere sonra bütün siyasetçilere düşüyor…  

*** 

BİR AN ÖNCE UYANIN! 

Siyasetçilerin asıl ilgilenmeleri gereken konuları MAK Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Kulat şöyle özetliyor: “Bu ülkenin gençlerinin en büyük hayali; üniversiteden mezun olup ABD ya da Avrupa’da kasiyer, garson, temizlik görevlisi, bebek bakıcısı olmak ise; Siyasetçilerin her şeyin çok güzel olduğu iddiası olsa olsa uykularında gördükleri bir rüyadır. Bir an önce uyanmaları umuduyla!”  

Başka söze gerek var mı? Siyasetçilerin bir an önce kirli ve kutuplaştırıcı siyaseti bırakıp vatandaşın gerçek gündemine dönmesi gerekiyor. NOKTA… 

Okunma Sayısı: 1333
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Necati

    6.9.2021 07:44:58

    Kutuplasmanın temelinde ıstibdat ve karşı fikre tahammülsüzlük zihniyeti vardır. Kafalarda hürriyet fikri, demokrasi anlayışı hakim olmayınca kimse kimseye tahammül edemiyor. Yirmi yıldır iktidar olan ve bütün gücü elinde bulunduran bu anlayış yüzünden bu haldeyiz. Demokrasinin dili muhabbettir, insanlara ve farklı fikirlere saygıdır. Akp maalesef bu anlayışın dan çok uzaktır. Muhalefet çok daha olumlu ve müsbet bir dil kullanmakta ve fiilen de bunu uygulamaktadır. Hükümete ve akp'lilere gösterilen tepkilere karşî tavırları çok daha sert oluyor. Bu yuzden kaç yazar ve siyasetti darp edildi milletin gözü önünde dövüldü biliyoruz. Üstelik bunlara gerekli cezalarda verilmiyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı