1960 askerî darbesinden sonra bir kısım Nur talebesi, canlarını dişlerine takarak Ankara’da bir matbaada Risale-i Nurları gizlice bastı.
Baskın olma korkusuyla kitaplar matbaadan alınarak bir kamyona yüklendi. Kitapların daha güvenli bir yerde muhafaza edilmesi için Eskişehir’de Abdulvahid Tabakçı’ya haber verilerek gönderildi.
Kamyon Eskişehir’e ulaştı; ancak şoför şehri tanımadığından aracı Emniyet Müdürlüğü, Valilik ve Adliyenin bulunduğu binaların arasına park etti. Durumu öğrenen Abdulvahid Tabakçı hemen giderek kamyonu bir otelin önüne çektirdi.
Abdulvahid Tabakçı, kitaplarla ne yapacağını düşünürken Erhan Arbatlı adında bir genç, evlerinin bahçesinde boş bir oda olduğunu söyledi. Kamyon hemen yola çıkarak boş evin bulunduğu sokağa geldi ve kitaplar indirilmeye başlandı. Tam bu sırada Erhan’ın annesi geldi; bir kamyon dolusu kitabı görünce korkudan bağırmaya başladı. Oğlu ne yaptıysa onu susturamadı. Başlarına bir iş gelmemesi için kitaplar tekrar kamyona yüklendi ve yeniden otelin önüne dönüldü. Koca şehirde kitapları saklayacak güvenli bir yer bulunamadı. Bunun üzerine Abdulvahid Tabakçı kitapları, Eskişehir’e 75 kilometre uzaklıktaki Belpınar Köyü’ne götürdü.
Kitaplar köyde Abdulvahid Tabakçı’nın ağabeyi Şuayip’in evine indirildi. Kısa bir süre sonra Bediüzzaman’ın talebelerinden Said Özdemir, Ankara’dan bir pikapla köye gelerek 200 adet kitabı alıp götürdü. Kitaplar köyde, Şuayip’in evinde bir yıl kaldı. Evde ayrıca Abdulvahid ve ağabeyi Şuayip’e ait şahsî kitaplar da bulunuyordu.
Bir yıl sonra Abdulvahid Tabakçı eve geldiğinde, kendisine ve ağabeyine ait tüm kitapların fareler tarafından delik deşik edildiğini gördü. Ancak Risale-i Nur kitaplarına zarar gelmemişti. Kitaplar 80 çuvala yerleştirildi ve traktör römorkuyla iki seferde Eskişehir’e taşındı. Risale-i Nurları yeni tanıyan bir astsubayın evine götürülmek üzere yola çıkıldı. Astsubayın eşi Risalelere şiddetle muhalifti. Kadın hamileydi ve doğumu yakındı. Abdulvahid, tanıdık bir doktorla görüşerek kadının hastaneye yatırılmasını sağladı ve bu sırada kitaplar hızla eve taşındı.
Taşınan kitapların kapakları aceleden takılmamıştı. Kapakların tutkallanarak kesilmesi gerekiyordu; bu da zaman ve eleman istiyordu. Kitaplarla uğraşılırken kadın doğum yaptı ve eve dönmek istedi, ancak kapak işleri henüz bitmemişti. Abdulvahid, doktorla görüşerek kadının birkaç gün daha hastanede kalmasını sağladı. Yoğun bir çalışmayla kadın eve dönmeden önce kitapların işleri tamamlandı. Kitaplar hemen evden çıkarıldı ve Hasan Hüseyin adlı birinin bahçesindeki, balkona benzer bir bölüme taşındı. Taşıma sırasında çuvallardan birinin kenarı yırtılınca komşu kadınlardan biri yırtık yerden kitabın üzerindeki “Said Nursi” yazısını gördü. Kadın hemen diğer kadınlara koşarak durumu anlattı.
Olayın duyulması hâlinde polisin devreye gireceğini anlayan Abdulvahid ve arkadaşları, kitapları Ceylan Çalışkan’ın getirdiği bir kamyonla aceleyle İstanbul’a götürdüler. İstanbul Fatih’te kitapları indirdiklerinde, polisin kitaplara el koymasından son anda kurtuldular. Kitaplar tekrar kamyona yüklendi ve Kocamustafapaşa semtinde bir bodruma indirildi.
Sonraki günlerde kitaplar belirlenen adreslere gönderildi. Böylece kitaplar zayiatsız kurtarılmış oldu.
Dün, canlarını dişlerine takarak her türlü tehlikeyi göze alan Nur talebelerinin neler başardıklarını bugün daha iyi anlıyoruz. Bugün büyük nimetler içinde olmamızı sağlayan bu isimsiz kahramanlara ne kadar teşekkür etsek azdır.
Kaynak: Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor-3