Mustafa Kırıkçı, ilkokulu Ahırlı nahiyesi bölge yatılı okundan okudu. Sonra 1940 yılında Eskişehir-Çifteler Köy Enstitüsüne gitti. Beş yılın sonunda öğretmen oldu ve kendi köyüne öğretmen olarak atandı.
Mustafa, köy enstitüsüne gittiği ilk günden itibaren inanç noktasında büyük bir eksiklik hissetti. Okulda her öğrenci ağır tarım işleri yanında inşaat, marangozluk, demircilik gibi mesleklerde beceri kazandı. Bu meslekleri ve becerilerini aynı çalışma temposu içerisinde köylüye ve köy çocuklarına aktarmak okulların birinci hedefiydi. Öğretmene verilen arazi, at, araba, ekibi biçme aletleri ürünü almak için verilmişti. Mustafa tüm gücüyle çalıştı. Mustafa düşünen bir kişiydi. Öğrenciliğinin ilk gününden itibaren gazete, dergi okuma merakı vardı.
Köyünde iken eline geçen bir dergide Bediüzzaman’ın ismini duyunca meraklandı. Merakını gidermek için Ankara’ya gitti. Sora sora büyük bir zahmetle Bediüzzaman’ın üç âdet teksir edilmiş küçük bir kitabını buldu. Kitapları aldığı nur talebelerine Ankara’dan Eskişehir üzeri İstanbul’a gideceğimi söyledi. Ona Eskişehir’de saatçi iki Nur talebenin adresini verdiler ve onlardan külliyatı alabileceklerini söylediler.
Mustafa Eskişehir’e gitti. Saatçilerden İnebolu teksiri, iki ciltlik Asâ-yı Musa kitabını aldı. Sonra İstanbul’da Süleymaniye-Kirazlı Mescid Sokağındaki 46 nolu medrese olarak kullanılan yerin adresini aldı. Orada Bediüzzaman’ın talebesi Ahmet Aytimur’den birçok risale aldı. Yaz tatilinde risaleleri hiç usanmadan zevkle okudu. Sonra askere gitti. Askerlikten sonra öğretmenliğe geri döndü. Bir süre sonra içindeki hasreti dindirmek için Emirdağ’a gitti. Bediüzzaman’ın evini sora sora buldu. Kapıyı açan talebeye ziyaret için geldiğini söyledi
Talebe Bediüzzaman’ın hasta olduğunu kimseyi kabul etmediğini “Bugün Cuma, her zaman çıkmaz, ama İnşallah bu Cuma camiye çıkar, sen de orada görmüş olursun” dedi. Mustafa o gün Cuma namazında Bediüzzaman’ı kalabalık arasında gördü ve görüşmeden gitti. Mustafa 1956 yılından sonra Bediüzzaman’ı bazen Isparta’da, bazen Emirdağ’da olmak üzere toplam on üç defa ziyaret etti. Mustafa bir ziyaretinde Bediüzzaman; “Abdülmecid’i on beş sene okuttuğunu, şimdi onun gibi bir âlim ne Türkiye’de, ne de Mısır’da yoktur” dedi.
Bir defasında da; Ben talebelerimin yalnız kendilerini değil, onların ana babalarını ve diğer yakınlarını da dualarıma alıyorum” dedi.
Konya Nur talebeleri camilerde Risale okuma hizmeti başlatmıştı. Bu durum valilik tarafından engellendi. Mustafa ve beş arkadaşı bir sabah camiye gitti. Namazdan sonra cemaate risale okumaya başlayınca tutuklandılar.
Böylece tutuklanan Mustafa ve Nur talebeleri Konya cezaevinde her gün risale dersleri okumaya başladılar ve mahpuslarla cemaatle namaz kıldılar. Yaşlı, genç birçok kişi namaza başladı ve Nur talebesi oldular. Koca Konya Hapishanesi, kısa sürede büyük bir Nur medresesine dönüştü.
Mustafa Risale-i Nuru tanıtmak için dört beş yıl süren birkaç isimle dergiler çıkardı. Yazıları yüzünden üç defa cezaevine girdi.
Mustafa Kırıkçı 12 Nisan 1926 yılında Konya-Bozkır ilçesi Sopran köyünde doğdu. 2 Mart 2011 yılında vefat etti.
Demek ki gerçek anlamda imanın ve ihlâsın olduğu yerde korku yüreklerde yol bulamaz. Cesaretin olduğu yerde iman hizmetleri suyun yol bulduğu gibi gönüllerde yolunu bulur.
Kaynak:
Necmeddin Şahiner- Son Şahitler-3