Hâfız Ali’nin Bediüzzaman’la bağlantısı arttıkça üzerindeki baskılar da artmıştı. Baskınlar can sıkıcı bir hâl alınca Hâfız Ali, hanımı Ümmühan’a şöyle dedi: “Eğer sen bu gelen gidenlerden, jandarma baskınlarından, okuttuklarımdan, yazdıklarımdan rahatsız oluyorsan, ben sana müsaade edebilirim. Yediğimiz içtiğimiz belli, zengin de değiliz.”
Ümmühan Hanım ise şu cevabı verdi: “Bir kuru dilim ekmek de olsa, soğan ekmek de olsa ben seninle beraberim. Sen neredeysen ben oradayım. Seninle hizmet ederim.”
Hâfız Ali ve Ümmühan Hanım, İslâmköy’de 17 kişiyle birlikte gece gündüz Risaleleri elle yazıp çoğalttılar.
Karı koca, Risaleleri rahat yazabilmek için tarlalarını ortaklığa verdiler. Gelen ürünü ortakla paylaştılar. Bağdaki üzümleri birlikte toplayarak pekmez yaptılar. Yıl boyunca bütün yiyecekleri ve geçimleri bunlardan ibaretti; başka bir gelirleri yoktu.
Risale-i Nurlar ülke genelinde ses getirmeye başlayınca, jandarma İslâmköy’de Hâfız Ali’nin evine sürekli baskınlar düzenlemeye başladı. Hâfız Ali, büyük emeklerle elle yazıp çoğalttığı Risalelere bir şey olmasın diye evin kerpiçten duvarlarının içine dolap yaptırdı. Duvarların kalınlığı seksen santimdi. Kerpiçlerin boyu 40, eni 20 santimdi. Duvar yapılırken kerpiçler iki tanesi diklemesine, dört tanesi yanlamasına olacak şekilde yerleştirildi. Yanlamasına konulan kerpiçlerden bazıları çıkarılarak, içine Risale-i Nur kitapları yerleştirilen bir teneke içine saklandı.
Yıllar sonra Ümmühan Hanım’ın çocuğu olmadığından, vefat ettiğinde ev miras olarak yeğenine kaldı. Eskiyen ev yıkıldığında, tenekeler içinde saklanan Risaleler ortaya çıktı.
Bediüzzaman, 1956 yılında arabayla İslâmköy’e gittiğinde yolda Hasan Ergünal ile karşılaştı. Hâfız Ali’nin evini sordu. Hasan, onu Ümmühan Hanım’ın evine götürdü. Ümmühan Hanım, cüppesi üzerindeki Bediüzzaman’ın elini öptü. Daha sonra Bediüzzaman arabadan indi, bir taşın üzerine çıktı ve toplanan köylülere şöyle dedi:
“Ben buraya niye geldim biliyor musunuz? Risale-i Nur’un neşvünema bulmasında çok büyük hizmetleri olan, Nurları dünyaya tanıtan Hâfız Ali’yi ve İslâmköylüleri tebrik etmek için geldim.”
Bediüzzaman’ın çok önemli bir talebesi olan Hâfız Ali’nin ismi Risale-i Nur’un pek çok yerinde geçmektedir. Bediüzzaman ona “Nur Fabrikası Sahibi” diyordu. Kastamonu Lâhikası’ndaki bir mektubunda Hâfız Ali için:
“Ben İslâmköy’ünü Nurs Köyü gibi biliyorum. Nur Fabrikası o köyde dağdağasız teessüs etti.”
ifadelerini kullanmıştır. Ayrıca Barla Lâhikası’nda Hâfız Ali’nin isminin geçtiği onlarca mektup bulunmaktadır. Bir mektubunda ise şöyle yazmaktadır: “Aziz, sıddık kardeşlerim! Ben merhum Hâfız Ali’yi unutamıyorum. Onun acısı beni çok sarsıyor.”
Hâfız Ali, Nur Risalelerini yazabilmek için on dört yıl boyunca hiç evinden çıkmadı; insanların menfaati için kendi menfaatini terk etti. Bu inziva hayatı, 1943 yılında Denizli Cezaevi süreci ve zehirlenmenin ardından, 17 Mart 1944’te vefatıyla sona erdi.
Hâfız Ali’nin 1944’te vefatından sonra Ümmühan Hanım, köydeki hafız olan bütün kızları okuttu. Elliye yakın kız hafız oldu. Kızlara özellikle Tabiat Risalesi’ni okuturdu. Kur’ân okuttuğu çocuklardan hiçbirinden hediye kabul etmedi.
Sadık ve fedakâr Ümmühan Hanım, uzun ve hayırlarla dolu bir ömür sürerek 17 Nisan 1976 tarihinde vefat etti.
Kaynak: M. Oral, Hafız Ali.