"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Manevî kalkınma ve Demirel

Mustafa Gönüllü
15 Temmuz 2019, Pazartesi
‘’Bir ülkenin manevî yönde kalkınması için gerekli şartlar nelerdir? Manevî boşluk neleri doğurur? Maddî kalkınma ile manevî kalkınma arasında ne gibi ilişki vardır?’’ gibi soruların cevaplarını Yeni Asya Yayınları’nda basılan ‘’Kalkınmanın Manevî Yönü - Demirel’’ kitabında arayacağız.

Ülkemizin maddî ve manevî kalkınmasında önemli roller almış olan Süleyman Demirel ile yapılan röportajların birleştirilmesiyle kitap haline getirilmiş bu eserin bize kazanımlarını yorumlarımla beraber bu yazıda paylaşacağım. 

Öncelikle, kalkınma nedir? Kalkınma, maddî zenginliğin manevî zenginlikle bütünleşmiş olmasıdır. Manevî zenginlik, maddî zenginliğin öncüsü durumundadır. Çünkü manevî değerler korunmadan maddî değerler elde edilemez. Ülke, manevî değerleri ile ülkedir. Her şeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir.

Kalkınmada esas, insanların mutluluğudur. Mutluluk ise çok yönlüdür. Maddî ve manevî değerlerin birleşmesi, mutluluğu getirecektir. 

Manevî kalkınma, din ve vicdan hürriyetini sağlamak ile olur. Din hürriyeti sadece, rahatça ibadet edebilmek ile değil, dinî değerleri bütün Müslümanların ortak değerleri gibi görmektir. Hiçbir değer kimsenin tekelinde olmadığı gibi, dinî ve manevî hiçbir değer de kimsenin tekelinde değildir. 

Vicdan hürriyetine gelince, vicdanların tamamen hür olması, hiçbir yönlendirmeye kapılmaması, olaylara safi olarak yaklaşıp provokasyona kapılmadan yorumlayabilmesidir. Din ve vicdan hür ise, manevî kalkınmanın önü açılmış demektir. 

Kalkınmanın ilk hedefi mutluluk demiştik. İnsanlar mutsuz ise, orada kalkınmadan söz edilemez. Vatandaşların birbirine bakışının nasıllığı bize bu konuda yardımcı olacaktır. Farklı siyasî görüşte olsa bile, bir diğer vatandaşa olan saygımız ve sevgimiz dimdik ayakta ise, o zaman kalkınmadan söz edilebilir. 

İnsanlar birbirine ‘zararlı’ gözüyle bakıyorsa, hayat manasını yitirir. Ne huzur olur, ne kardeşlik olur, ne birlik ne de beraberlik olur. Birlik ve beraberliği, manevî kalkınmayı ve mutluluğu ise, maddî imkânlarla sağlayamayız. Nasıl sağlayacağımızı Demirel anlatıyor:

‘’İslâm, gönülleri zenginleştiren, kişiyi mutluluğa götüren, dürüst ve insan olmaya yakışır halde yaşamayı sağlayan, insan haysiyetini yüceleştiren bir dindir. Binaenaleyh, kişi İslâmî değerler manzumesi dediğimiz değerleri bilir ve İslâm’ı yaşamayı başarabilirse saadet içinde olur.’’

Hürriyetten korkmayın

‘’Hak ve hürriyetler kötüye kullanılacak diye korkulmamalıdır. Hak ve hürriyetler kötüye kullanılırsa kullananın yakasına yapışılır’’ diyen Demirel, hürriyet mevzuuna çok önem vermiştir. Bediüzzaman’ın, ‘ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam’ sözünün arkasından ilerlemiştir. 

Hürriyetlerin kısıtlanması ile manevî boşluklar vukua gelecektir. İnsanların devlete olan saygısı azalacak ve anarşiye zemin hazırlanmış olacaktır. Anarşinin çok çeşitleri vardır. Kan dökümesi ile sınırlanacak bir şey değildir. Bu sebeple hürriyet konusunun üzerinde önemle durulmalı, bununla beraber bir kişinin hürriyeti bile nazarlardan kaçmamalıdır. Âyet-i Kerime’de, masum bir insanın yaşama hürriyetinin elinden alınmasının, bütün insanlığın ölümü gibi olduğu belirtilmiştir. Bunun gibi, hiçbir insanın hiçbir hürriyeti, küçük bir mesele değildir. Ona göre değerlendirilmelidir. 

Din ve siyaset ilişkisi

Siyaset nasıl olmalıdır? Siyasete din alet etmek, etmemek nasıl olur? Aradaki ince fark nedir? 

Demirel şöyle cevaplıyor: ‘’Siyaset, din ve vicdan hürriyetini savunursa, din siyasete alet edilmiş olmaz. Siyasetin görevi odur. Eğer siyasetin din ve vicdan hürriyetini savunması, ‘laikliğe ters düşüyor’ şeklinde yorumlanacaksa, din hürriyetini kim savunacaktır? 

‘’Siyasî konular farklı görüş ve tartışmalara sahne olacağına göre, eğer siyasetin içine din karıştırılırsa, din adamı veya ibadet yapılan yerler bu çeşit tartışmaların alanı yapılırsa, bu din istismarıdır ve çok büyük zararlar verir. Din adamını, camiyi, din eğitimi yapılan müesseseleri bir siyasî görüşün nüfuzu altına almaya kalktığınızda bu, dinin siyasete alet edilmesidir.

‘’Din siyasete alet edilmeyecek, siyaset dini koruyacak. Dine hizmet, siyasetin vazifesi içindedir.’’

Diyanet’in görevi

Diyanet, dini korumakla vazifeli olan siyaseti yönlendirir. Yanlış gördüğü tatbikatları tenkit eder, ikazlarda bulunur. Ancak ülkemizde maalesef, devlet bünyesi altında bir memurluktan ibarettir. 

Demirel bu konuya şöyle açıklık getiriyor: ‘’Din adamları devletin maaşlı memurları mı olmadır, yoksa olmamalı mıdır? Maaşlı memurlar oldukları takdirde zaman zaman siyasî dalgalanmalara uymazlarsa, birtakım eziyetlere maruz kalıp da görevlerini lâyıkıyla yapamayabilirler mi?’’

Bu konuda Bediüzzaman’ın örnek alınmasını vurgulayan Demirel, şöyle devam ediyor: ‘’Bediüzzaman, kimsenin önünde eğilmemiştir. Devirlerde hoş geçinmek gibi bir yola da sapmamıştır. 

Sadece hakikatin hatırı için hareket ediniz, hakikatin hatırı her şeyin üstündedir, der.’’

Okunma Sayısı: 919
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı