"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Allah, murad edince sebepler halkediyor

10 Nisan 2019, Çarşamba
O sevinçle sabahı zor ettim. İki, üç saat ya uyudum ya uyumadım. Sabah gardiyan “Mahkemeciler!” diye bağırmaya başladı. Kalktım. Bediüzzaman Hazretlerine güveniyordum; kesin tahliye olacaktım. Hapishanenin türlü türlü işleri var. Düşmanları tarafından bıçaklanır diye tahliye olanı bir daha koğuşa katmıyorlar. Eşyalar da orada kalıyor. Bunu bildiğimden hazırlığımı ona göre yaptım. Yatağımı bağladım. Çanak, kaşık ne varsa bağışladım. Halil hallerime şaşırdı. “Yahu sen ne yapıyorsun?” Ben tedbiri elden bırakmadım. Belki tahliye olacağım” dedim.

Ben Memiş Orhan. Anam beni 1925 yılında üzümlerin olgunlaşmaya başladığı günlerde Denizli’nin Buldan Kazasında dünyaya bırakmış. Dünyaya alışamadım. Asmada koruk gibi dünyanın dalında kaldım. Onsekizimde aşk ağrısına tutuldum. Kızı kaçırmaya kalkınca Denizli Hapsine koruk gibi düştüm. Anamın kucağından devletin ocağına düştüm. Hapis yokluk, çile, kavga, döğüş demek. Her milletten insan var. Her türlü belâya bulaşmış insan yaprak gibi ortalıkta dolaşıyor. En hafif suçlusu benim. Yaşım da küçük mü küçük. Kabadayılar rajon kesiyor. Hapis ikiye bölünmüş. Sanki Denizli kalbinden ikiye ayrılmış. Sarayköylüler bir yakada, Tavaslılar öte yakada. Hapis değil, sanki harp meydanı. Dolaplar küçük bir cephanelik. Çakı, bıçak, jilet, sopa gırla. Arkadan yaklaşırsa bıçak saplıyor, önden gelirse jilet çekiyor. Anlayacağın kavga, gürültü eksik olmuyor. Gel de böyle bir yerde yalnız yaşa. Postu deldirmeden hapisten kurtul.

Bizim memleket Sarayköy’e yakın. Mecburen Süleyman Babaya sığınıyoruz. Baba diyorum, çünkü sevenlerine devlet gibi bakıyor. Akşamları yemek bile çıkartıyor. Süleyman Babanın düşmanı çok. Onun için dostlarını arttırmak zorunda. Sarayköylü gardiyanı kafalamış. İş gördürüyor; bıçak, mıçak aldırıyor. Tavaslılar da boş durmuyor. Onlar da başka gardiyanları kullanıyor, cephane topluyor. Hapishaneye yeni düşen Laz Dursun (Atmaca) Süleyman Babanın yanında yer alınca dengeler değişti.

Sene 1943. Eylül ayının sonları. Asma yaprakları dalından düştü düşecek. O günlerde Bediüzzaman isminde bir hoca ve talebeleri düştü koğuşa. Bunlar suçluya benzemiyorlar. Ellerinde Kur’ân var, bunlar ermiş olmalılar. Kısa zamanda hapishanenin havasını değiştirdiler. Bediüzzaman her gittiği koğuşu Nurlandırınca bundan rahatsız oldular. Çocuklar koğuşuna, yani benim koğuşa verdiler. Hepimiz sevinçten havalara uçacak gibiyiz. Hepimiz bu Allah dostuna hizmet etmek istedik. Baktık huzursuzluk çıkacak, kur’a çekelim dedik. Kur’ada ben sonlarda çıktım. Moralim bozuldu. Havam kaçtı. Zaten incir kabuğunu doldurmayacak bir meseleden dolayı dokuz aydır içerdeydim. On kez mahkemeye götürdüler, bir türlü karar veremediler. Bediüzzaman Hazetleri’ne de kanım kaynadı. Bu hocadan iş çıkar, diye medet umuyordum. Bundan iş çıkması için benim onun işini yapmam lâzım, diyordum. Onbirinci mahkemeden bir gün önce Hocaya hizmet eden Halil’in yanına gittim. “Yarın benim mahkemem var. Bugün ben yakıvereyim Hocanın mangalını.” dedim. Benim maksadım başka tabi. Yarın çıkacak mıyım, çıkmayacak mıyım, onu soracağım hocaya. Halil’le aramız iyi. Hakkını bana verdi. “Tamam, yakıver.” dedi.

Bediüzzaman’ın koğuşuna gittim. Mangalını yakıverdim. İbriğini de mangalın üstüne koyuverdim. Kendisi her namazdan önce abdest alırdı. Vakit ikindiye vardı. Bediüzzaman’ın abdest alma zamanı... İbriği aldım. Yanına vardım. Selâm verirken yavaş yavaş suları avucuna bıraktım. O mu abdest alıyor ben mi alıyorum anlayamadım. Kendimi pir-ü pak sandım. Sıra ayaklarını yıkamaya gelince nazikçe uyardı. “Evlâdım ayağa su dökülmez.” Ayağının tozu olurum. O nasıl söz şimdi.

Mecburen ibriği yere koyuverdim. Hoca ibriği aldı, bir eliyle su döktü, diğeriyle ayaklarını yıkadı. Peşkiri omzundaydı; elini, yüzünü sardı. Ben kendimden geçmişçesine ayakta onu seyrediyorum.

Abdest bitince Bediüzzaman oturdu, ama ben hâlâ ayaktayım. Hoca hâlden anlayan adam. Benim bir derdim olduğunu anladı: Evlâdım sen bir şey konuşacaksın, konuş bakalım.

Ben hâlimi açmadan söylüyor bunları. Zaten ben içimden geçenleri bileceğini biliyordum. Şaşırmadım yani. Dilim çözüldü: Hocam... Yarın mahkemem var. Bu onbirinci mahkeme. Acaba tevkif mi, tahliye mi oluruz?

Teselli edici sözler söyledi. “Sen sabah erkenden kalk. Millet yatarken her yerine su değesiye kadar gusül abdesti al. Götüremeyeceğin bir şey varsa arkadaşlarına ver, üzerine koyma. Yatağını da bağla. Sen yarın çıkacaksın…” deyip yanımdan ayrıldı.

Sevincimden uçacak gibiydim. O sırada derdim dışarı çıkmak olduğundan başka bir şey konuşmak aklıma bile gelmedi. Az sonra Halil geldi. Ben güleçtim her halde ki Halil benimle eğleniyordu. “Sen biraz evvelsi gibi değilsin” diyordu.

ÜSTAD’A VEDA

O sevinçle sabahı zor ettim. İki, üç saat ya uyudum ya uyumadım. Sabah gardiyan “Mahkemeciler!” diye bağırmaya başladı. Kalktım. Bediüzzaman Hazretleri’ne güveniyordum; kesin tahliye olacaktım. Hapishanenin türlü türlü işleri var. Düşmanları tarafından bıçaklanır diye tahliye olanı bir daha koğuşa katmıyorlar. Eşyalarda orada kalıyor. Bunu bildiğimden hazırlığımı ona göre yaptım. Yatağımı bağladım. Çanak, kaşık ne varsa bağışladım. Halil hallerime şaşırdı. “Yahu sen ne yapıyorsun?” Ben tedbiri elden bırakmadım. Belki tahliye olacağım, dedim.

Mahkemeye vardık. Duruşmaya çıktık. İki buçuk ay verdiler bana, altıbuçuk ay fazladan boşu boşuna yattık. Mahpus falan bahane. Allah hayrını murat edince sebepler katıyor işte. Dokuz ay yatmasam Bediüzzaman Hazretleri’ni göremeyecektim. 

Şimdi esef ediyorum. Keşke bir ay daha kalsaydım, Bediüzzaman’dan daha çok şey öğrenirdim, diyorum.

Okunma Sayısı: 2819
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali R. Yardimoglu

    10.4.2019 19:20:41

    Tebrikler, barekAllah bu hatiraya ve yaziya....

  • Ali

    10.4.2019 15:32:32

    Allah razı olsun.Üslup güzel ve güzelin sınırı yok.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı