"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman’ın Risale-i Nur hassasiyeti

Mustafa ÖZTÜRKÇÜ
09 Haziran 2019, Pazar 00:05
Bediüzzaman Hazretleri, şahsiyet-i maneviyesi itibariyle, çok yüksek manevî mevkide seyreden rehber şahsiyettir.

Yaşadığı asrı bütünüyle kucaklamış, manevî meslek ve meşreb itibariyle deruhte ettiği Kur’ân’a hizmet yolunda durduğu nokta, asrın müceddidi olmaya mazhar oluştur.

Bir başka ifadeyle, onun vazife-i maneviye-i asliyesi noktasındaki ölçülerden birisi de ”Her yüz senede Cenab-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor” (Ebu Davud, melahim: 1) hadis-i şerifine mazhariyetidir.

Bu hadis-i şerif ışığında, bir çok veli ve ehl-i keşif maneviyat büyüklerinin yaptıkları istihraç ve değerlendirmelerde, Bediüzzaman Hazretlerinden evvel müceddit zat’ların, Bediüzzaman’ın şahsiyet-i maneviyesine tevafuk eden çok noktalardaki mevcudiyeti sözkonusudur.

Bediüzzaman Hazretleri’nin bu yüksek hususiyeti içinde deruhte ettiği Kur’ân ve iman hizmetinde, çağımızın manevî alandaki rehberi içinde, te’lif ettiği Kur’ânî eserler olan Risale-i Nurlar’a karşı son derece hassasiyet içinde olduğu görülmektedir.

“Risale-i Nurlar benim değil Kur’ân’ın malıdır. Kur’ân’dan süzülen hakikatlerdir.” diyerek bütün dikkatleri büyük hassasiyetler içinde Kur’ân’ın malı olan Risale-i Nurlar’a tevdi etmiştir.

Bu sebeple Risale-i Nurlar’la iman ve Kur’ân hizmetine ehemmiyetine dikkat çekerek, hayatının bütününü hasr ve vakf ettiği Risale-i Nurlar’a olan hassasiyetin talebeleri tarafındanda aynı ölçüde hassasiyet gösterilmesi gereğini vurgulayarak herşeyden önce, o Kur’ân hakikatlerine azamî hassasiyet içinde davrılması ve sahiplenesini istemiştir. 

Bu önemli hususta aylarca yalnız kaldığı Çam Dağı zirvesinde ruhî muhasebesi içinde yaptığı değerlendirme sonucu izhar buyurduğu bir ifadesinde şunları söylüyor: “İşte kardeşlerim, karanlıklı bu gurbetler, çendan nur-u imanla nurlandılar, fakat yine bende bir derece hükümlerini icra ettiler ve şöyle bir düşünceyi verdiler: ‘Madem ben garibim ve gurbetteyim ve gurbete gideceğim, acaba şu misafirhanedeki vazifem bitmiş midir? Tâ ki sizleri ve Sözler’i tevkil etsem ve bütün bütün alâkamı kessem.’ fikri hatırıma geldi. 

Onun için sizden sormuştum ki: “Acaba yazılan Sözler kâfi midir, noksanı var mı? Yani vazifem bitmiş midir? Tâ ki rahat-ı kalple kendimi nurlu, zevkli hakikî bir gurbete atıp, dünyayı unutup,” (Mektubat: 6 mektub. s. 46)

Bediüzzaman Hazretleri’nin Risale-i Nurlar’a ve hizmetine karşı gösterdiği bu hassasiyete sebep olan hakikatlerden biriside şu ifalerle izhar edilen hakikatler olmalı ki, Bediüzzaman büyük bir hassasiyetle, vazife-i imaniyede Risale-i Nurlar’ın kutsiyetine halel gelmesin diye uyarılarda bulunmaktadır. 

Risale-i Nurlar’ın önemli hususiyetlerinden olan hakikatlerinden biriside şöyledir: “Bu âciz kardeşiniz, hem itiraz eden o eski dost zata, hem ehl-i dikkate ve sizlere beyan ediyorum ki:

Kur’ân-ı Mucizü’I-Beyanın feyziyle Yeni Said hakaik-ı imaniyeye dair o derece mantıkça ve hakikatçe bürhanlar zikrediyor ki; değil Müslüman uleması, belki en muannid Avrupa feylesoflarını da teslime mecbur ediyor ve etmektedir. Amma, Risale-i Nur’un kıymet ve ehemmiyetine işari ve remzi bir tarzda Hazret-i Ali (ra) ve Gavs-ı Azamın (ra) ihbaratı nevinden, Kur’ân-ı Mucizül-Beyan dahi bu zamanda bir mucize-i maneviyesi olan Risale-i Nura nazar-ı dikkati celb etmesine mana-i işari tabakasından rumuz ve imaları, icazının şenindendir ve o lisan-ı gaybın belâgat-ı mucizekâranesinin muktezasıdır.”

“Evet, Eskişehir Hapishanesi’nde, dehşetli bir zamanda, kudsî bir teselliye pekçok muhtaç olduğumuz hengâmda, manevî bir ihtarla; Risale-i Nur’un makbuliyetine eski evliyalardan şahit getiriyorsun. Halbuki, en ziyade bu meselede söz sahibi Kur’ân’dır. Acaba Risale-i Nur’u Kur’ân kabul eder mi? Ona ne nazarla bakıyor?” denildi. O acib sual karşısında bulundum. Ben de, Kur’ân’dan istimdat eyledim.

Birden, otuz üç âyetin mana-i sarihinin teferruatı nevindeki tabakatından mana-i işari tabakasından ve o mana-i işari külliyetinde dahil bir ferdi, Risale-i Nur olduğunu ve duhulüne ve medar-ı imtiyazına bir kuvvetli karine bulunmasını bir saat zarfında hissettim ve bir kısmını bir derece izahlı, bir kısmını mücmelen gördüm. Kanaatime hiçbir şek ve şüphe ve vehim ve vesvese kalmadı; ve ben de, ehl-i imanın imanını Risale-i Nur’la takviye etmek niyetiyle, o kati kanaatimi yazdım ve has kardeşlerime mahrem tutulmak şartıyla verdim” (Sikke-i Tastik-i Gaybi: s.103).

Kur’ân’dan süzülen, Risale-i Nur hakikatlerine karşı Bediüzzaman Hazretleri’nin rehber şahsiyeti içinde gösterdiği hassasiyete, bizim de son derece dikkatli ve hassas olmamız iktiza eder diye düşünüyoruz.

Okunma Sayısı: 1390
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali R. Yardimoglu

    9.6.2019 20:28:30

    Amenna bu makaleye...,ilk paragraflar da her 100 senede 1muceddid hadisi soylenmis; o zaman, STG' de gecen, S. Hafiz Tevfik' in (rah.aleyh), "1238 tarihi...." lafzindan sonra ilave edelim, +100, +100, 1338, ve nihayet 1438 (2sene evvelidir) muceddidi nerdedir, kimdir, bu durum nasildir?? diye acaba sorsak mi, oyle 1soru ki, cevabi hur beyne muteallikdir.....

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı