"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Biraz da köylüce konuşalım

Mustafa Yalçın
11 Ocak 2020, Cumartesi 01:46
Karşılaşmalarda; “Nörüyon” dendiğinde, sıradan bir hal-hatır sorma usûlü. “Nörüyon gadasını aldığım”da bir samimiyet olduğunu hissediyorsunuz değil mi?

Dâvâ kardeşlerimizle karşılaştığımızda gözlerimiz ışıldar, “Kardeşiiim” derken bir ihlâsla kucaklar, elini bırakmaz “Gadasını aldığım”ın hazzını bütün hücrelerimizde hissederdik. 

“Niddik” şimdi de, yabanîleştik. Sanki 5 yıldır yaşadığımız apartmanda komşumuzu görüp de, “Sen de kimsin?” der gibi, göz ucuyla göz göze gelmemek için gayret gösteren şehirlilere benzedik. 

 “Ellaam” ne oldu bize gurbanlar? Medrese-i Nuriye’ye gelmiş bir gardaşımızı ayakta karşılayıp, kollarımızı kanatlarımızı genişçe açıp “Vayy kardeşim benim” diye sımsıcak bağrımıza basıp da musahafa etmeyip, oturduğumuz yerden parmakların ucuyla ilgisiz davranıp geçiştiriyoruz.  “He la ki lee” hele bir bak hele...

Tenezzül edip ayağa kalktık diyelim, bir de nerden bulaştı bilinmez takır-tukur koçlar gibi “kafa tokuşturmak” çıktı ortaya. “Kalpleri değil de kafaları çalıştıralım” der gibi… 

 “Uydur gaydır” derler bizde. Kralsın, kankam, şefim, başkan... sırala gitsin uzar da uzar. Eneleri okşayan, olduğundan fazla değer katan, sözüm ona samimiyetten dolayı ifade edilen, Risale-i Nur’daki ihlâslı kelimelere rağmen üretilmiş, zamanın ilcaatı diye yutturulan toplumun fantazileri bize de sirayet etti. Vaesefâ...

  “Nöörek” biliyonuz mu? Allah selâmet versin, Mehmet Kutlular Abi, sık sık. “İnsan ürkmesi at ürkmesine benzemez” derdi. Evvelâ kimseyi ürkütmeyelim, karşılaşınca canı gönülden gardaşlarımızı şöyle bir kucaklayalım, bağrımıza basalım, gönlünü ruhunu hoş edecek aziz, fedakâr, sebatkâr, cefakâr... o kadar çok kelime öğretmiş ki Üstadımız (Allah kendisinden ebeden razı olsun) onları birbirimize imtisal edelim.  Bak o zaman karşındaki gardaşının yağları nasıl eriyor.

Hele hele bir de yeni Medrese-i Nuriye’ye ilk defa gelmiş birini bu samimiyet ve içtenlikle bağrınıza bastığınızı düşünün, bilin ki muhabbeti kurdunuz, nereye geldim endişesini sildiniz, şahs-ı manevîyenin havuzuna dahil ettiniz demektir. Nitekim çoğumuz öncelikle bu samimî karşılamanın tesirinde kalıp, Risale-i Nurlar’ı tanımadık mı?

  “Zonguma’yı”, “Tırıs” atmayı bırakalım. “Nodullu” değnek bizim nemize lâzım. “Bizler Muhabbet Fedaileriyiz” husûmet nefsimize gerek. Sivri dil, sivri akıllılığı bırakalım. “Ene” devri çoktan kapanmış, “Nahnü”, başta aziz Üstadımız olmak üzere, geçmiş ve geleceğin bütün Nur Talebelerini kucaklıyor.     

  “Gözünü sevdiklerim”, “Gurban olduhlarım”, didiim size ıcıh da koylüce gonuşah.”

Okunma Sayısı: 865
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Said

    12.1.2020 16:59:26

    Maşallah çok güzel bir yazı olmuş ağabey.

  • Abdurrahman AYDIN

    11.1.2020 13:51:02

    Maşallah! İşte, beşerî münasebetlerimizde olması gereken fabrika ayarlarımızı hatırlatan bir yazı! Selamın, hitabın veya müsafahanın yozlaşması karşısında yerli ve samimî iletişim dilimiz neydi? Bu yazının üzerinde takım-kravat yok "KIYAFETİ KÖYLÜ" diye okumaktan vaz geçmemeli! "DAĞ MEYVESİ" acıdır belki, ama sağlıklıdır!

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı