Hep söylerim ya, 1970 senesinde Risale-i Nurlarla müşerref olduktan ve cemaatimizin irtibatını sağlayan Yeni Asya gazetemizle de tanıştıktan sonra, gazeteden, Türkiye veya dış memleketlerdeki Nur talebelerini tâkib ediyor, iyi-kötü, kimin nerede olduğunu biliyorduk.
Bunlardan biri de, daha vilâyet olmamışken, Siirt’e bağlı, Batman kazasındaki Hacı Mirza Demir Ağabey’di.
Henüz vicâhen tanışmamış, yüz yüze görüşmemiz olmamıştı, ama tâkib ediyordum. Bazen, Hilmi Doğan Ağabey’den, bazen Fikri Nayır’dan ve diğer Batmanlı arkadaşlardan onun vasıflarını, hizmetlerini dinliyorduk.
Yine o senelerde, üniversitede okurken, sınıf arkadaşım, dindar bir Batmanlı ile tanışmıştım. Kendisinin, Hacı Mirza Ağabeyin yeğeni ile evli olduğunu söylemişti. O zaman biraz daha yakınlaşmıştık. Batman denilince bizim aklımıza, ilk Nur talebelerinden birisi olarak Hacı Mirza Ağabey geliyordu.
Onunla seneler sonra, Bursa’ya oğullarının yanına gelince vicâhen tanıştık, kaynaştık. Sanki “kırk senelik dost” gibi oluvermiştik. Zaten bu Nur talebelerinin vasfıydı. Birbirini daha önce pek tanımayan insanlar, hemen muhabbetî hâllere girer ve kaynaşırlardı.
Onu, eskiden tanıyan arkadaşlarla, zaman zaman ziyaretine giderdik. Beni bir başka severdi. Bayramlarda veya başka zamanlarda görüşür, konuşur ziyaret ederdik. Onun o güzel şiveli sesiyle bana; “Osman Kardeş, Osman’cığım” diye hitab edişi, kulaklarımdan hiç gitmez. Ben aradığım zaman çok memnun olur, şevklenirdi. Hep bir baba şefkatiyle muamele ederdi. “Gözlerinden öperim Osman’cığım. Gelin hanım ve çocuklara da selâm söyle” derdi.
Arkadaşlarımızla ziyâret ettiğimizde; “Ben Yeni Asya’cı kardeşlerimi çok seviyorum. Allah; ittihaddan, ittifaktan, uhuvvetten, muhabbetten ayırmasın” derdi. “Onun mesleği ne idi?” diye soracak olursanız, bir tek cevabı vardı bu sualin. “Onun mesleği, insanları iman-Kur’ân yoluna davet eden, Risale-i Nur mübelliği idi. O insanlara, hakkı, doğruyu tavsiye ederdi.” Tahsili yoktu, ama bir çok tahsilli insanın Risale-i Nurlarla müşerref olmasına vesile olmuştu. İki misâl, Nurcuların tanıdığı iki sima; Hilmi Doğan ve Ali Uçar idi.
Bursa’da bulunan oğulları; Mustafa, Salih, Abdüsselâm ve Nureddin ile iyi görüşürdük.
Kendisini bir ziyaretimizde, hususî bir röportaj da yapmıştık. Fakat, sesi yazıya çeviremediğimiz için gazeteye yollayamamıştım. İnşaallah, en kısa zamanda onu da yollarım. O röportajı yaptığım zaman, biraz ihtiyarlığın verdiği zaafiyetle, rahatsızlığı artmış ve yatakta idi yine arkadaşlarla gitmiştik. Abdusselâm dedi ki, “Osman Ağabey, ya biraz önce pek iyi değil, kendinde değil gibiydi. Ama sizi görünce, birden canlandı, heyecanlandı. Zaten Nurcular ziyâretine gelince, hep böyle oluyor” dedi.
Bundan bir kaç sene önce Bursa’daki dershanemize götürmüştük. Çok memnun olmuştu. Onu tanıyan kadîm arkadaşların, etrafında bir hâle, bir halka teşkil etmesine çok sevinmişti.
14 Mayıs 2026 sabahı, Abdüsselâm kardeşim arayıp, vefat ettiğini söyledi. Müteessir olduk. Gözlerimiz yaşardı. Koca çınar, koca Nurcu Hacı Mirza Demir Ağabey, Rabbine, 101 yaşındayken kavuşmuştu.
Allah rahmet eylesin! Makamı, mekânı Cennet olsun! Camiamızın ve ailesinin başı sağ olsun. Münker-Nekir sorgu suale başlayınca, onlara da hayatında insanlara anlattığı Risale-i Nur’daki iman hakikatleriyle cevab verenlerden olsun!..