"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tarafsızlık zulüm hesabınadır

Ömer Faruk ÖZAYDIN
18 Ekim 2020, Pazar
Dünyayı kendiyle meşgul eden bu Korona, yer küreyi yaşanmaz hale getiren asıl hastalıkların yan sanayi ürünü ve neticesi.

Zira, sabır kahramanına atfen; “Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâm’ın zahirî yara hastalıklarının mukabili, bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır. İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazret-i Eyyüb’den daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz.” 1 ifadeleri meselemize ışık tutuyor.

Kâbe, cami, dershaneden ve birbirimizden uzaklaştıran bu virüs, dumura uğramış vicdanlardaki habisin yanında belki de en zayıfı.

Çünkü hâkim olmak isteyen sermaye ve silâh baronları dünyayı Cehenneme sürüklerken, hakir gördükleri ve ayak altında ezdikleri küçük mahlûkların ve masum insanların intikamları yine gözle görülmeyecek derecedeki küçücük bir mahlûktan gelmesi adalet-i İlâhiyenin bir muktezasıdır. Cenab-ı Hakk’ın görünen/görünmeyen askerleri o kadar çok ki; azan insanlığı ancak onlar hizaya getiriyor. 

Yani “eşkıya dünyaya hükümdar olmaz” kaziyesine Nemrut’u topal bir sinek, Firavun sarayını karınca misal olduğu gibi, bu gün de küçük bir mikrop bu baronların tahtına aday. 

Ancak bu baronlar gidip yerine başkaları gelse de, toplumlara enjekte edilen virüsler mutasyona uğrasa da, zehirlemeler değişmiyor.

Hakimiyetleri uğruna toplumları dizayn etmekte mahirler. Hele ki safdil Müslüman, bahusus siyasal İslâm sevdalı yurdum insanı...

Yukarıdan hangi ürün servis ediliyorsa ertesi gün pazarlarda, sokaklarda; “gördün mü hele bak cemaatler örgütmüş, tarîkatlar pis işlere..” haberler haberlere, algılar algılara derken, salgınlar kuluçkadan çıkıp tuttuğunu enfekte ediyor.

DİSKUR TUZAKLARI

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden beri faili meçhul cinayetler, terör ve darbeler hiç eksik olmadı. Darbeleri yapanlar belliydi, ancak arka plan hep sisliydi. Faili meçhul cinayetler ise hep derinlerde kaldı.

Anarşi ve terör ise kaos ortamından beslendi ki üstlenilmesi de korku hesabına..

Geçen asırda örgütler seslerini duyurmak için cinayetleri ve terörü üstlenirlerdi. Hattâ adı sanı duyulmamış mahalle kabadayıları bazı cinayetlere ortak olmak isterlerdi ki namları yürüsün. O yüzden falsolu yürüyenlere “adı kulağına değmiş” denirdi.

Şimdilerde ise faili meçhul cinayetleri kafasına göre sevmediği birilerine ihâle etme müteahhitliği piyasada. “Falancalar şunu yaptı, filancalar bunu yaptı” kolaycılığı tabanda da patlama yaptı. Eline gazete, kitap almamış, herhangi bir makale okumamış bir ev kadını bile vebali büyük olan bir tanımlamayı rahatlıkla yapabiliyor. Ne biliyorsun diye sorsan; “diyorlar.” Delil sağlam!

Gerçi “ilim adamı, akademisyen, profesör olmanın yolu bir kaç makale yazmaktan geçer” şartına rağmen hiçbir makalesi olmayan günümüz akademisyenleri ortalıkta, hatta devletin tepesinde dolaşırken bir ev hanımından makale okumasını beklemek de safdillik olsa gerek.

Ancak Türkiye gerçeğini resmetmesi bakımından çok çarpıcı. Zaten sağcısı solcusu okuma oranlarına göre; algılara kurban veya değil. Hattâ okuyan kesim dinden uzakta da olsa (inatçı kesim hariç) inanmıyor. Maalesef ki çoğu dindar kesim okumaya yabanî olduğundan bu sarî hastalığa düçar. Ve böylece kulağa üflenen zehirlemelerle şen’î iftiralar, mahalle dedikodularına malzeme oldu.

Bu sarî hastalık; katlanarak giderken son beş senede pik yapması ve işportaya düşmesi de ayıltmadı. Tuzun kokuştuğu, mızrağın çuvala sığmadığı, zulüm, tehcir, canilerin salıverildiği, suçu sabit olmayanların senelerdir zindanlarda tutulduğu, ağır hastaların ancak tabutla tahliye edildiği bir Türkiye’yi kaybetmek istemeyenlerin kabil-i iltiyam olmayan bir hastalığa tutulduklarını anlamaları da artık zor. 

Gelinen nokta da: Bu zulme karşı duranlardan bir kısmı ise başka bir garabetle pandemiden nasibini aldılar. “Ne onlardan, ne bunlardan biz taraf değiliz” diyerek, dolayısıyla zulme taraf oldular.

Nereden bakarsanız muhakemesizlik. Zira, “bîtarafane muhakeme ise; taraf-ı muhalifi iltizamdır. Bîtaraflık değildir” sözünü, “Sözler”de okuduğumuz halde böyle bir garabette bulunmak, olsa olsa enfekte ve enjekte olmanın başka bir versiyonu.

Velhasıl; bir deli kuyuya bir taş attı, kimse çıkarmaya cesaret edemiyor. 

Alman meşhur sözü der ki; “bir yalanı bin kere söylerseniz o yalan, yalan olmaktan çıkar.”

Dipnot:

1. Lem’alar. 

Okunma Sayısı: 2140
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ramazan ÇALIŞAN

    18.10.2020 13:10:33

    Ye’s ve sû’-i zandan neş’et eden zaaf-ı kalb (ümitsizlik ve başkaları hakkında kötü düşünmekten doğan kalbin inanç bakımından zayıflığı), mazlûmun, zalim’in darbelerinden, mütevali alâmından in’ikas eden teellümatını (aralıksız devam eden üzüntülerinden yansıyan elemlerini, acılarını, kederlerini) kendi vicdanından izale (yok etmek) için; mazlûmun istihkakını (hak ettiğini) arzu edip bahaneler bulur, “müstehaktır” der. Sefil (perişan, düşkün, yoksul, fakir), güneş vermezse; gölge edip manen zulme de yardım etmesin. (eski said dönem eserleri yeni asya neşriyat Aralık 2017 s453) Sayın yazarda son prağrafta,Zira, “bîtarafane muhakeme ise; taraf-ı muhalifi iltizamdır. Bîtaraflık değildir” sözünü, “Sözler”de okuduğumuz halde böyle bir garabette bulunmak, olsa olsa enfekte ve enjekte olmanın başka bir versiyonu.Diyor.Buna rağmen sapmalar varsa ki var. Öyleyse doğru yolu bulmak kadar, doğru yolda doğru yürümekte önemli.

  • Oğuz Yiğiter

    18.10.2020 12:04:03

    Cenab-ı Hak ; sağlığını hizmet-i nuriyedeki istikamet ve merdâne metanet sıfatları hürmetine iadeten bağışlamasına dua ettiğim, Kutlular Ağabey'in meşhur bir sözünün tam yeri olsa gerek, Hakkın hatırı âlîdir sözünü yere düşürmemenin hep bir bedeli olmuştur. Bu bedeli mazisine baktığımızda, genellikle Yeni Asya Ekolü ödemiştir. Ve asıl final cümle ; bize hep "Ahmet Tarık Tekçe rolü düşmüştür." Tebrikler, dualar...

  • Abdullah

    18.10.2020 10:09:09

    " Allah'ın emir ve iradesi,havl ve kuvve ti olmazsa,hiçbir şey hiçbir şeye müda hale edemez." Her hadisenin,her musi netin bir zahiri ve bir de batini yönü var dır.Eğer bu temel bakış ve anlayışlarla bakılmazsa,bilmiyerek zulüm tarafına meyletme ihtimali yük sektir.Bediüzzaman,kendisine yapılan ezi yetleri, kader cihetinde,mahzı adalet, beşer cihetinde zulüm görüyor.Bir zamanlar bir birleriyle birlikte her haltı işleyenler,me aat ve saltanat yüzünden araları bozulunca biri zalim,diğeri mazlum mu oluyor? Birlikte binlerce insanın hakkını hukukunu çiğnemediler mi?Biri sadeleştirme adı altında Risaleleri tahrip etmedi mi? Diğeri bu hakikatlari inhisar altına almadı mı? Ki Üstsd'ın ikisine de kesinlikle rızası yoktur. Bu zulüm değil mi?Yapanlar zalim değil mi? Alllah, zalimlere en küçük bir kalbi meyil göstermiyin de miyor mu? Ha, birinin taban kısmı bilmerek bu zulme alet olmuş, zahiren mazlum durumuna düşmüş,bunu tasvip etmek mümkün değil..Kader adalet,beşer zulmediyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı