Her ne kadar “sanayi ülkesi” olmak istesek de ülkemiz bir yönüyle de tarım ülkesidir. Geniş coğrafyamızda çok çeşitli ürünler yetişen bereketli ovalar ve tarlalarımız var. Sahip olduğumuz bu zenginliğin kıymetini bildiğimizi söylemek ise mümkün değil.
Hemen her gün bir tarım ürünü ile ilgili olarak üreticilerden şikayetler duyuluyor. Bir gün buğday üreticileri, bir gün çay üreticileri, bir başka gün gül üreticileri “hal ve gidiş”ten yana şikayetçi oluyor ve dertlerine çare bulunmasını istiyor.
Çok basit bir hesapla tarım ürünlerine enflasyon oranından daha aşağıda bir nisbette fiyat vermek kesin olarak üreticileri mağdur eder. Mesela, 2025 yılı sonunda enflasyonu resmî açıklamalara göre yüzde 30’lar civarında gerçekleşti. O halde tarım ürünlerine yüzde 30’dan daha düşük fiyat vermek hakkaniyetli olmaz.
Türkiye’yi idare edenler “Bu sene yağışlar bol oldu. Buğday rekoltesi, üretimi fazla olacak. O halde düşük fiyat verelim” gibi bir anlayışla hareket ediyorlar. İyi de üretim düşük olduğunda yüksek fiyat veriliyor mu? Her defasında üreticinin aleyhinde kararlar alıp uygulamak insanları üretimden uzaklaştırmaz mı?
Gül üreticileri de aynı dertten muzdarip. Isparta kaynaklı bir haber şöyle: “Keçiborlu ilçesine bağlı Kozluca köyünde gül hasadı sürerken, üreticiler ve tarım işçileri açıklanan taban fiyatın maliyetleri karşılamadığını söyledi. Üreticiler, gül toplamanın zorluklarını anlatırken, artan giderler karşısında kazançlarının her geçen yıl azaldığını dile getirdi.” (Anka, 20 Haziran 2026)
Gül üreticileri şikayetçi olur da çay üreticileri olmaz mı? Çay üretiminde de aşırı yoğunluk sebebiyle üreticiler sıkıntı çekiyor. Yeni çıkan ‘çay makinaları’ ile çaylar kesildiği/toplandığı için ürün çok oluyor ve fabrikalar bunları işlemeye yetiştiremiyor. Ve ister inanın ister inanmayın, çay taşıyan şoförlerin ve çay eksperlerinin anlattığına göre çay alım yerlerinden fabrikalara giden çaylar (izdiham sebebiyle) bir anlamda ‘yanıyor, çürüyor’ ve bozuluyor. Çünkü köylerden yüklenerek fabrikaya giden kamyonlar yaklaşık olarak 10 ya da 12 saat içerisinde boşaltılabiliyormuş. Düşünün ki iyice doldurulan bir “yaş ot, çimen” 10 saat kamyon üstünde beklerse o ot, (burada çay) bozulmaz mı, kalite kaybı olmaz mı?
Organik çay üreticilerini ilgilendiren bir mesele daha var: Organik çay için fiyat farkını alabilmek için ÇAYKUR’a dekar başına 500 kg çay satılması isteniyor. Mesela Çayeli’nin Senoz Vadisi köylerindeki çay üreticilerinin çoğu yılda 2 sürgün çay topladığı için bu miktarda çay satma imkanı bulamıyor. Böyle olunca da organik çay üreticisi hakkı olan farkını alamıyor, alamayacak. Geçen sene de aynı tartışma yaşanmış ve son anda 500 kg olan miktar 350 kg’a düşürülmüştü. Bu sene de aynı yolun takip edilmesi isteniyor. Bürokratlar ya da siyasetçiler acaba uygulanması mümkün olan kararlar almakta niçin ısrar ederler?
Her konuda olduğu gibi çay ve diğer tarım ürünlerinde de kararlar almadan önce lütfen üreticilerle konuşun, onları dinleyin. Masa başında, Ankara’da kararlar almayın vesselam.