"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Allah, emanetleri “ehline” vermenizi emrediyor…

Orhan Ali YILMAZ
03 Temmuz 2022, Pazar
“Hiç şüphesiz, Allah, emanetleri ‘ehline’ teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman ‘adaletle’ hükmetmenizi emrediyor. Allah, size böylece ne de güzel vaaz u nasihat ediyor! Şüphesiz ki, Allah, her şeyi, hakkıyla işitmekte ve de her şeyi hakkıyla görmektedir..” (Nisâ Sûresi, 58. Âyet)

Peygamberimiz, kendisine suikast düzenleyecek dereceye bâliğ, en azılı düşmanlarınca takip edildiği Mekke’den Medine’ye hicret esnasında, güzergâh için “kılavuz” seçtiği kişi olan Abdullah bin Ureykıt bir müşrik, yani putperest idi. Fakat şu Mekke’den Medine’ye giden yolu ve alternatif yolları en iyi bilen o idi. Hem de son derece güvenilir ve mert birisi idi.

630 yılında gerçekleşen Mekke’nin Fethi’nden sonra ise, Kâbe’nin bakımı, hem de anahtarlarının muhafazası görevini (hicâbe/sidâne), kendi öz amcası Hz. Abbas ile amcazâdesi, hem de dâmâdı bulunan Hz. Ali’nin ısrarla istemelerine rağmen, öncesinde bu görevi üstlenmiş bulunan, Abdüddâr soyundan gelen, ve yine henüz Müslüman olmayan Osman bin Talha’dan geri almayarak, onda kalmasına izin vermiştir.

Hz. Ebubekir ise, Peygamberimizin kölesi olan Hz. Zeyd’in oğlu olan Üsâme’yi, gâyet genç yaşına rağmen (20’li yaşlarda), üstelik, içlerinde yaşça ve de faziletçe çok daha büyük sahabeler bulunduğu hâlde ordu komutanlığına getirmiştir.

Yine Hz. Ebubekir, Kur’ân’ın Cem’ Edilmesi ve “Mushaf” hâline getirilmesi görevini, Peygamberimizin sağlığında Kur’ân’ın tamamını ezbere bilen “dört kişiden” birisi, aynı zamanda “vahiy kâtibi” olan, yine “genç” sahabeden Zeyd bin Sâbit’e vermiştir.

Hz. Ömer de, hilafeti esnasında, Zeyd’i kendisine “danışman” tayin etmiş, Medine’de dâvâlara bakma, yani “kadılık” görevine getirmiştir. Kendisinin Medine’de bulunmadığı zamanlarda ise devlet başkanı olarak yerine “vekâlet” etmiştir.

Hz. Osman Dönemi’nde ise bu “vekâlet”e ilave olarak Beytü’l Mâl’den, yani Hazine’den sorumlu hâle getirilmiştir. Ayrıca, yine Kur’ân-ı Kerim’in İstinsahı (çoğaltılması) ile ilgili komisyonun başkanlığı görevini üstlenmiştir.

***

Üstad Hazretleri, 2. Meşrûtiyet’in ilanından sonra Doğu’daki aşiretlerin “Meşrûtiyet” ile ilgili sorularını tek tek cevaplarken, “Gayr-ı müslimin askerliği nasıl caiz olur?” şeklinde şöyle “ilginç” bir soru kendisine tevcih edilir. Verdiği cevap ise en az onun kadar “manidar”dır..

“Dört vecihle: Evvela: Askerlik ‘kavga’ içindir. Dünkü gün, siz o dehşetli ayı (Ruslar) ile boğuştuğunuz vakit karılar, çingeneler, çocuklar, itler size yardım ettiklerinden size ayıp mı oldu!?

Sâniyen: Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın, ‘Arap Müşriklerinden’ muâhit ve halifleri (müttefikleri) vardı. Beraber ‘kavga’ya (savaşa) giderlerdi. Bunlar ise, Ehl-i Kitap’tır. Orduda toplu olmayıp ‘müteferrik’ (dağılmış, parça parça) olduklarından, bizdeki ekseriyet ve kuvvet-i hissiyat, mazarrat-ı mütevehhimeye (zannolunan zararlara) karşı sed çeker.

Sâlisen: Düvel-i İslâmiyede (İslâm devletlerinde) velev nadiren olsun, gayr-ı müslim, askerlikte istihdam olunmuştur. ‘Yeniçeri Ocağı’ buna şahittir.

Râbian: Neslen ve serveten tedennîmize ve gayr-ı müslimlerin terakkîsine sebep, askerliğin bizde münhasır olması idi. Zira bundan kaç asır evvel şu devletin nüfus-u İslâmiyesi ‘kırk milyondan’ fazla idi.. Ve şimdilik, içimizdeki o gayr-ı müslimler, o vakitte yalnız ‘beş altı milyon’ idi. ‘Servet ve ticaret’ elimizde idi. Hâlbuki biz yirmiye (yirmi milyona) yuvarlandık, fakr bataklığına düştük; onlar, fakrın ayağı altından çıkıp servetin başına binerek, ‘on milyona’ çıktılar. Bunun en mühim sebebi: Meselâ, senin dört oğlun varsa, ‘askerlik mülâhazasıyla’ evlenmezler.. Şâyet evlenseler, memuriyet ilcâsıyla ‘kedi yavrusu gibi’ her tarafta gezdirerek, mahsûl-ü hayatını zâyi edecektir. Delil istersen Van’a git; bir Ermeni kapısını, bir İslâm dergâhını aç, bak.. Göreceksin ki, Ermeni evi on sağlam delil (çocuk) gösterecek, İslâmın evi iki zayıf burhanı (kız çocuğu) nazar-ı ibrete arz edecektir…

İşte, memuriyet, filcümle (kısmen) ve askerlik, bilcümle (tamamen) bizde olduğu için, ‘servetimizi’ israf eline verip neslimizi etrafa saçıp zâyi ettik.. Eğer öyle gitseydi, biz de elden giderdik.. İşte, onların asker olması, zarurete yakın bir maslahat-ı mürseledir. Hem de mecburuz.. Mesâlih-i mürsele ise, İmam-ı Mâlik mezhebinde bir illet-i şer’iye olabilir…”

Okunma Sayısı: 2052
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Selim

    3.7.2022 12:03:34

    Bizde ihtiyarlar ehil olduğundan "ihtiyar" olunmuş demek..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı