"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

(Yeni) Türkiye Yüzyılı’mız...

Orhan Ali YILMAZ
14 Mayıs 2024, Salı
TÜİK ve ENAG Mart ayı şu enflasyon verilerini açıklamış...

Dürbünü her isti’malinde ters tutmasıyla iştihar bulmuş şu TÜİK’imize göre, enflasyonumuz Mart ayı itibariyle sadece, yalnızca %3,6 puanlık kadar bir artış göstermiş...

Yıllık şu enflasyonun toplamı da, sadece ve ancak %68,50 olarak gerçekleşmişmiş…

ENAG’A göre ise, aylık enflasyonumuz %5,68, yıllık enflasyonumuz ise %124,63 şeklinde tezahür etmiş.

Yaklaşık %100’lük bir fark var; ama olsun; böyle büyük, o kadar çok kalemli hesaplamalarda o kadarlık bir küsûrât olur artık…

Tam duyamadım; “kusur” mu dediniz!?..

O bahsettiğiniz kadar bir kusur, şu bizim Kadı Kızı’nda bile olur…

“Devir” mi dediniz?..

Devir; TÜİK’E göre kazanıp ENAG’a göre yaşamak devri...

İşte (Yeni) Türkiye Yüzyılı’mız...

İddia olunan…

(Yeni) Türkiye Yüzyılı’mızda, en çok öne çıkan başlıklar ve şu ulaşılmasına azm ü cehd ü gayret edilen “hedefler” anlamında, ekonomik büyüme, işsizlikle mücadele, eğitim ve sağlık alanlarındaki iyileştirmeler, hem de şu demokratikleşme, bir de adalet reformu gibi konular yer almaktaymış...

Şimdi, bu kalemlere –izninizle- kısaca, şöylece dikkatli bir “im’ân-ı nazar” ile bir göz atacak olursak...

En başta, şu “Demokratikleşme” adına atılan “en radikal” dev adım sayılabilecek, ancak bir yüz yılda bir defa gerçekleştirilebilecek, şu Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana var olagelen, yaklaşık yüz yıllık tarihî bir müessesemiz bulunan, hem de köhnemiş, şu miadını doldurmuş Parlamenter Sistemimizin “olmazsa olmazı” olduğu iddia olunan şu Başbakanlığın kaldırılıp, ivedilikle lağvedilip, onun yerine, bütün şu yetkilerin hemen hemen tamamının kendisinde toplanıp tecemmu ettiği, hem de şu yapmak istediğimiz, bizi şâha kaldırcak raddedeki şu büyük hamlelerimizi cidden yavaşlatan, onlara mümanaât ile sekteye, hem de akamete uğratan, pek anlamsız şu Kuvvetler Ayrılığının kaldırılıp, ülke olarak bizi daha güçlü, daha diri, daha iri kılan şu Kuvvetler Birliğinin sağlandığı, şu Demokratik Dünya Ülkeleri içinde, yalnızca bize has, dünyada başkaca bir örneği bulunmayan, ondan dolayı da bize çokça imrendikleri, hatta şu uzaktan uzağa, gizlice bizi “kıskandıkları”, şu “İki Şapkalı” Partili Cumhurbaşkanlığı Sisteminin getirilmesi.

Buna bağlı olarak, Osmanlı’nın son dönemi misali şu Meşrûtî Monarşilerde, hem de Padişahlık Sisteminde olduğu gibi, artık bakanların “seçilmişler”den değil, şu “atanmışlardan” ve bürokratlardan oluşması, hem de istenmeyen, pek çok tezâhumâtla memlû, hem de şu zorluklarla dolu “istifa müessesi” yerine, çok daha kolay, çok daha pratik, çok daha kullanışlı, hem de sonuç alıcı, şu suhûletli “affını isteme” veya “azlini talep etme” ile, ilgili görevden, hiç hesap vermeden, hem de hiç öyle derde, dara, hâra, telaşa, heyecana düşmeden, gereksiz, boşu boşuna kara kara düşünmeden, şu pek müz’ic ecel terlerini dökmeden, sadece bir anda, belki de bir gecede, ansızın, sessizce, “huzur içinde” şu “sükûnetle” ayrılmanın “mümkünlü”, hem de “vâki” hâle gelmesi, gelebilmesi...

Ekonomik büyüme, hem de şu “şahlanış” anlamında, öncesinde, şu “atanmış”, pek bi’ güleç ve konuştukça herkesi kendine “çokça güldüren” pek komik, pek müdhike sevimli bakanımız tarafından dillendirilen, değeri ve anlamı her ne kadar çok iyi anlaşılmamış, tam takdir edilememiş olsa da, “Neoklasik ekonomi, heterodoks yaklaşım, nöro ekonomi” şeklinde formüle edilen şu ultra “postmodern” anlayışla, Türk Lirası’nın değerini koruma adına Kur Korumalı Mevduat Sistemini (KKM) ihdas ve ikame eden, Hazine’den KKM’ye, mudilere verilen garanti sebebiyle, şu kur farkından kaynaklı olarak toplamda 230 Milyar lira gibi devasa bir ödeme yapabilen, ama emeklilere zam konusuna sıra geldiğinde Hazine’de, her nasılsa ve her nedense bir türlü para ve de nakit bulamayan sistemimiz…

Hazine’nin, şu yerli ve de millî kaynaklarla kapatılamaz açığını kapama adına -aslında çok da hoşlaşmadığımız- şu Körfez ülkelerine, evvelinde şu mekik diplomasisi ile şu “mecburî” Swap-Takas yolculuklarına çıkan, evvelemirde, 2018 itibariyle, dolar kuru daha, henüz, sadece 4.74 TL iken, şu kameraların karşısına geçip, şu millete dönüp, gayet iddialı bir eda ile “Siz, bu kardeşinize yetkiyi verin; ondan sonra, bu faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır, göreceksiniz…” dedikten sonra, bu iddianın gerçekleşmesi oranı ise, bugün itibariyle gelinen güncel dolar kuru hesabıyla 32 TL’ye ulaşmış durumda…

Öncesinde “Faiz sebep, enflasyon neticedir” şeklinde şu “ısrarla” formüle edilen ve 21 Nisan 2023 tarihi itibariyle “Bu kardeşiniz iktidarda olduğu sürece faiz yükselemez, faiz devamlı düşecektir!”şeklinde, bizzat kendileri tarafından taahhüt edilen Merkez Bankası Politik Faizimiz 23 Şubat 2023’te sadece %8.5 iken, yine aynı irade tarafından şimdilerde ise %50’ye çıkarılmış durumda…

Sağlık Alanı’ndaki pek yüksek şahlanışlarımızla şu önemli mevzumuzu itmam ile yazımızı –izninizlehitama erdirelim inşallah…

Saadet Partisi milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın TBMM’deki 15 Şubat 2024 tarihli şu sorgusu aslında her şeyi özetliyor gibi: “Geçen sene (yurt dışına) giden hekim sayısı 3 bin 500’ün üzerinde, tıp fakültelerinden mezun olan öğrenci sayısı 11 bin 500 ve bu sistemde her 3 hekimden biri şu anda yurt dışına gitmeyi aklına koymuşlar ve gidiyorlar… Peki, neden?.. (çünkü)Siz değersizleştirdiniz...”

Gelinen son aşamada, her bir hastaya ortalama sadece “2 dakikalık” bir muayene süresi düşüyor…

Hem de, TC vatandaşları olan bizler, yani şu 80 milyonu mütecaviz, bu ülkenin aslî unsuru olan, şu vatan savunması için askerlik yapan, gerektiğinde şehit ya da gazi düşen, onların şu asker yolunu gözleyenleri, hem de şu vergisini veren vatandaşları olan bizler, ait olduğumuz şu aziz devletimize hastane, ameliyat ve de ilaç katkı payı öderken, 3.5 milyon Suriyeli vatandaşımız bu hizmetlerden hiçbir ücret ödemeden, meccanen yararlanıyor. Çünkü onlarla ilgili şu Geçici Koruma Yönetmeliği’ne göre, âcil sağlık hizmetlerinde, mülteci hastalardan, gerek tedavi gerekse ilaçlar için herhangi bir ücret talep edilmiyor.

Onların bütün şu masrafları, yetkili siyasîler tarafından, bize hibe edilen şu Avrupa Birliği Fonları ile finanse edildiği, karşılandığı her ne kadar söyleniyor, daha doğrusu iddia ediliyorsa da, şu reel rakamlar muvacehesinde bu açıklamalar pek de “inandırıcı” gözükmüyor…

www.aykiri.com.tr’den Gülcan Havva Eraslan’ın haberine göre, 2011-2021 yılları arasında Suriyeliler için bütçeden (diğer kayıplar hariç) toplamda 71 milyar dolar gibi devasa bir harcama yapılırken, bu süre zarfında AB fonlarından ülkemize gelen toplam hibe miktarı ise sadece ve sadece 8.5 milyar dolarda kalmış...

İşte azıcık bir (Yeni) Türkiye Yüzyılı Panoramamız…

Okunma Sayısı: 1208
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı