Madde boşluk kabul etmiyor. Ailenin, okulun bıraktığı boşluğu dolduracak dış dünyada pek çok olumsuz unsurlar var. Bunlar bazen bir akran olabilir, bazen yeni nesil teknoloji olabilir, bazen bağımlılığa dönüşen farklı malzemeler olabilir.
Doldurucu her ne olursa olsun, sonuçta bu gençler bizim çocuklarımız ve ihmal ettiğimiz her an aleyhimize acımasızca dönebilecek kötü bir sonucu barındırabilir. Muhatap olduğumuz nesil öncelikle bizim tarzımızdan, düşünce dünyamızdan, olay ve olgulara bakışımızdan çok uzaklar. Bize kaygı veren şeyler onların umurunda olmayan gereksiz birer ayrıntı olabilir. Bizim planla takip ettiğimiz her süreç, onlarda sıkıcı birer zaman kaybı olabilir.
Gençler ümitsiz
Bizi hayatta tutan idealler ve gerçekler, onların hayatın akışına bıraktığı basitlikler olabilir. Belki de önce burayı çözmek ve orta bir noktada buluşmak gerekir. İçinde bulunduğumuz dönemde gençlerde genel bir savrulma, miskinlik, kolaycılık, geleceğe dair ümitsizlik, ufak bir çabada hedefe ulaşmadan pes etmeler, dolambaçları sevmemeler gençlerden, ebeveyn ve eğitimcilerden duyduğumuz yaygın cümlelerdir. Yine günümüzün sosyoekonomik durumu, ufukta görülemeyen ikbal meselesi yukarıda saydıklarımıza bir zemin oluşturmaktadır.
Ev gençleri yaygınlaştı
Artan nüfusa rağmen, YKS’ye müracaat artmıyor, azalıyor. İki gençten biri üniversite hayali taşımadığı için tercih bile yapmaya tenezzül etmiyor. Son beş yılda iki milyon üniversiteli çeşitli sebeplerle okulunu bırakmış. Gençlerimizin %32,7’si ne eğitim ne de iş hayatındalar. Ev genci tabir ettiğimiz bir gençlik tipolojisi oluştu.
Tüm sorumluluğu üstünde kalan ve elindeki nesne ile muzdarip olan aileler. Zora gelmeyen, derin düşünmeyen, uzun vadeli plan yapmayı sevmeyen yeni nesil gençlik. Sürekli değişen programla öğrenciyle özel ilgilenmeye fırsatı olamayan eğitimci ve güvenliği, hijyeni olmayan eğitim ortamları. Manzara hangi tarafından bakılırsa bakılsın çok iç açıcı gözükmüyor.
Bu çocuklar nasıl canavarlaştı?
Son bir aydır eğitim ortamında İstanbul, Şanlıurfa, Kahramanmaraş ve Mersin’de yaşanan olaylar kaygı verici, yürekleri ürpertici ve kan dondurucu türden. Bu gençler, vicdan, şefkat ve merhametin tatil edildiği duygusuz ve canavar hale nasıl dönüşebiliyor, kafasındaki planı gerçekleştirmek için ateşli silâhları nasıl temin edip, elini kolunu sallaya sallaya okuldan içeri girebiliyor?
Teknoloji bağımlılığı
Birinci sorudan başlayalım, pandemi döneminde yaygınlaşan çevrimiçi eğitimle her öğrencinin nete açılması, kontrolsüz site erişimleri, Metaverse ile kurulan paralel evren, sanal oyunlar, kontrolsüz sosyal medya vesaire gibi cazip yenilikler karanlık dehlizler oluşturdu ve çocuklarımızı cazibesiyle yavaş yavaş bizden uzaklaştırdı, ayakları yere değmeyen yeni bir boyuta evrilmesini sağladı. Sadece düşüncesi değil, dili de etkilendi. Sonuçta yoğun meşguliyet teknolojik bağımlığa dönüştü. Bu bağımlılık, madde bağımlılığının da önüne geçti. Elinden teknolojik imkânları alınan gençler adeta sinir krizleri geçirmeye başladı. Teknolojik bağımlılık, ekranda karşılaşılan kötü etkileşimler ve yaşanan akran zorbalığı gibi gençlerin etrafında dönen olaylar onları şefkat ve merhamet yoksunluğuna, empati ve vicdanı işletme yetersizliğine itti.
Ebeveynler rol-model olamadı
Makineyi kontrol etmesi gereken insanın kendisi makinenin kontrolüne girdi. Sanal âlem ve gerçek âlem girift hale dönüştü. Çevrimiçinde harcanan zamanı kontrol etmesi gereken ebeveyn de kendisini bu tuzağın içinde buldu. Oysa rol modellik misyonumuzun farkında olmamız gerekiyor. Böylece kitap okuma oranları düştü, akran zorbalıkları arttı, cinsiyetler arası ilişkiler üzerinden güç gösterileri arttı. Gençler neredeyse kaybedecek bir şeyi yok havasına büründü.
Mafya ve silâh özendirildi
Televizyonlarda mafya ve silâh kullanmaya özentiyi doğuran görüntülerin artması, sabah kuşaklarında sırf reyting için yapılan abuk sabuk yayınlar ve bunların denetimsizliği, son yaşadığımız menfur olayların yol taşlarını döşemiş oldu. Artık bir çözüm arayışına girme vaktimiz geliyor da geçiyor bile.
RTÜK şiddet yayınlarına son vermeli
Özü bulamazsak kışırlarla uğraşmamız tabiîdir. RTÜK derhal mafya, cinayet, katliam gibi merhametten uzak dizilere filmlere bir son verecek iradeyi ortaya koymalıdır artık. Millî Eğitim Bakanlığı meselenin etrafında dolaşmak yerine özüne odaklanmalıdır. İdeolojik kaygıları bertaraf etme çabası yerine eğitimle köklü günü kurtarmayı değil, geleceği kucaklamayı hedefleyen programlar geliştirmelidir.
Yeni politikalar geliştirilmeli
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı toplumun fihristesi olan ailenin eğitimi ve sürekli eğitim süreçleri hususunda politikalar geliştirmelidir. Gençlik ve Spor Bakanlığı gençleri kanalize edebilecek programlar, etkinlikler organize edilmelidir ki, gençler enerjisini boşaltabilsinler. Baştaki önermemi tekrarlayarak bitirmek istiyorum; Bu gençler bizim, başka canlar yanmasın!