Geçtiğimiz hafta Macaristan seçimlerinde otoriter 16 yıllık Başbakan Viktor Orban iktidarının muhalefetin bütün engellemelere rağmen muhalefetin demokratik zaferiyle ağır yenilgiye uğraması, “tek adam rejimleri”nin akıbeti açısından tartışılıyor.
Bütün oyunlara, seçim kampanyasında devlet imkânlarını hoyratça kullanmasına ve her türlü hile ve manipülasyona rağmen kaybetmesiyle ülkede demokrasi, hukuk devleti ve Avrupa Birliği değerlerinin yeniden inşası olarak değerlendiriliyor.
Zira öncelikle Orban’ın güdümüne aldığı yargıyı “tepeden dizayn”la bağımsızlığını ve tarafsızlığını tahriple yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, ihaleye fesad karıştırma ve kamu malını yandaşlara peşkeşle ülkeyi soyup soğana çevirmesi dikkate değer.
Bu durum, yıllardır devlet bürokrasini, kadrolarını partizanca partililerle doldurduğu, baskıyla medyayı uhdesine almakla kurduğu “otokrasi”nin akıbeti açısından yorumlanıyor.
Keza açıkça AB karşıtı olan Orban’ın, Yardımcısını seçim çalışması için gönderen “Trump dostu” olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin tutuklama kararına rağmen Budapeşte’de ağırladığı soykırımcı Netanyahu’ya ve Gazze katliamına arka çıkması, İsrail’le işbirliğini derinleştirip yaklaşık 150 İsrail şirketin ülkede faaliyeti göstermesiyle ticareti sürdürmesi vaziyeti ele veriyor.
Bundandır ki AB içinde İsrail’e en güçlü destek veren Orban’ın hezimeti İsrail medyasında “İsrail’in AB içindeki en son savunma hattının da düşmesi” olarak görülüyor.
Ve “Netanyahu taraftarı olarak ABD/İsrail’in İran’a saldırılarını canla başla desteklemekle “Trumpizm”i Avrupa’da yaymaya çalışan, bütün devlet imkân ve kaynaklarını kullanan Orban’ın kaybı, “tek adam rejimleri”ne “mesaj” olarak okunuyor.
İBRET
“Otoriter rejimler”e ibret!
İbret verici olan, “otoriter rejim” altında ne kadar örselense örselensin, millet irâdesinin korkudan, ‘tek adamlar’dan güçlü olduğu, neticede adâletin asla yenilmediği, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün tesisi yönünde umut verdiği değerlendirmelerine karşı Türkiye’deki “iktidar mahfilleri”nde, “yandaş medya”da tartışılmaktan çekinilmesi.
Bu bakımdan bazı AKP’lilerin, “Macaristan’ı AB içinde Türkiye’ye siyasal yapı ve yönetim tarzı bakımından en çok benzediğini, Orbán’ın uzun yıllardır iktidarda olmasının, iki ülke arasında benzer dinamikler oluşturduğunu belirtip, “Macaristan seçimlerinden doğrudan ders çıkarılması gerektiği” ikazlarını yapmaları çarpıcı.
Özetle, Avrupa’nın muhalefete üstten bakan güçlü - kibirli “tek adam rejimi’ efsanesi”nin, kurduğu korku imparatorluğun ağır sandık hezimetiyle çöküşü, “seçimi kaybetse de bırakmaz” önyargısını yıkması yönüyle oldukça önemli görülüyor.
İbret-i âlem olarak…
TESBİT
Soykırım destekçisi Siyonist Fink’le…
Tam da ABD/İsrail’in, 168 kız çocuğu katletmekle, dinî lidere ve komutanlara suikastlarla ateşleyip ateşlediği, okulları, hastaneleri, evleri, camileri bombalamakla yüzlerce sivili öldürmekle alevlendirdiği İran saldırısı sırasında Cumhurbaşkanı’nın yoğun gündemin karambolunda Cumhurbaşkanı’nın ABD’deki Yahudî sermayesinin en büyük konsorsiyumu olan, George Soros bunların yanında çırak kaldığı, Laurence (Larry) Douglas Fink’le bir araya gelmesi yoğun gündemin karamboluna geldi. (gazeteler, 28.3.26)
Cumhurbaşkanlığı resmî hesabında da duyurulan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı ile Dışişleri, Hazine ve Maliye bakanlarının, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanının, Merkez Bankası ile Cumhurbaşkanlığı İletişim başkanlarının ve AKP’nin ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısının katıldığı Dolmabahçe’deki “tam kadro” görüşme de gizli kapaklı kaldı.
Zira 14,5 trilyon dolarlık finans devi şirketin New York’taki ikinci merkezini Tel Aviv’e taşıyıp İsrail’de 33 Milyar dolarlık yatırımı olduğu söylenen, sermayesinin önemli bir kısmıyla İsrail’in savaş saldırganlığını ve ekonomisini finanse eden Gazze soykırımcısı destekçisi Siyonist finans baronuyla neyin konuşulduğu bilinmiyor. (Ali Özsoy, 31.3.26)
Bundandır ki ağır ekonomik krize karşı AKP iktidarında, “tek kişilik hükûmet”te, yabancı firmalara başta “siyanürlü altın madenleri” olmak üzere “imtiyazlı ihale” kıyakları peşkeşleri istifhamları sözkonusu oluyor. Küreselci ideolojiyi kurgulayan ekibin başındaki Fink’in “siyasî ve siyonist odak” BlackRock şirketine hangi ihalelerin verileceği soruluyor.
“Zarurî kuttan ziyade Müslümanların elinde bırakılmıyor. Ya Avrupa kâfir zâlimleri veya Asya münâfıkları, desiseleriyle ya çalar veya gasb ediyor. Bediüzzaman