Adalet; hak edene hakkını verme, kimseye haksızlık etmeme ve ölçüyü koruma hâlidir.
Sadece kanunlara uymak değil; niyetlerde, sözlerde ve davranışlarda da dengeyi gözetmektir. Adalet, güçlü olanın değil, haklı olanın yanında durmayı gerektirir. Bu yönüyle vicdanla hukukun buluştuğu yerdir.
Adalet, bir toplumun omurgasıdır. Omurga sağlam değilse beden ayakta duramaz. Toplumda adalet varsa:
Güven oluşur. İnsanlar devlete, kurumlara ve birbirine güvenir.
Huzur sağlanır. Haksızlık korkusu azalır, insanlar kendini güvende hisseder.
Birlik güçlenir. Ayrımcılık azalır, ortak aidiyet duygusu artar.
Çalışma ve üretme şevki artar. Emeğin karşılık bulacağını bilen insan gayret eder.
Güçlü zayıfı ezemez. Hak, makamdan ve paradan üstün tutulur.
Adaletin zayıfladığı yerde ise huzursuzluk başlar. İnsanlar hak aramaktan vazgeçer ya da hakkını kendi almaya kalkar. Bu da toplumda düzeni bozar.
Adalet, sadece mahkemelerde aranmaz; evde, okulda, işte ve sokakta yaşanır. Küçük adaletsizlikler görmezden gelindikçe, büyük haksızlıklar cesaret bulur.
O hâlde; adalet, teraziyi doğru tutabilme ahlâkıdır.
Elinde güç varken eğilip bükmemek, zayıfken de haktan vazgeçmemektir.
Adalet yoksa huzur da yoktur.