İnsanoğlu doğduğu andan itibaren bir öğrenme yolculuğuna başlar.
İlk adım, ilk kelime, ilk dokunuş… Hepsi öğrenmenin tatlı meyveleridir. Zaman ilerledikçe bilgi çeşnisi değişir, yöntemler farklılaşır, ihtiyaçlar dönüşür; fakat bir gerçek hiç değişmez: Öğrenmenin yaşı yoktur.
Bazı insanlar öğrenmeyi yalnızca okul yıllarıyla sınırlı görür. Diploma alınıp, kitaplar rafa kaldırılınca öğrenme sürecinin bittiğini zanneder. Hâlbuki hayat, bize her gün yeni bir şey öğretmek için sabırsızlanan bir öğretmen gibidir. Bazen bir çocuk, bazen bir yaşlı, bazen bir kitap, bazen de bir acı tecrübe… Hepsi bize bilmediğimiz kapılar açar.
Akıl ve kalp açık olduğu sürece, insan kendini yenileyebilir. Yaşı kaç olursa olsun. Elli yaşında bilgisayar öğrenen, yetmiş yaşında Kur’ân okumayı öğrenen, sekseninde yazı yazmaya başlayan insanlar az değildir. Çünkü öğrenme isteği insanın içindeki canlılıktır; ruhu genç tutan bir nefestir.
Öğrenmenin yaşı olmadığını gösteren en güçlü delil, insanın fıtratındaki merak duygusudur. Merak, kalbi diri tutar; zihne hareket kazandırır; yeniliklere kapı aralar. Merak eden insan hem genç kalır, hem de yaşadıklarını daha anlamlı hâle getirir.
Yaş ilerledikçe öğrenmenin zorlaştığını söyleyenler de vardır. Oysa zorluk, öğrenmenin değerini arttırır. Gençlikte hız vardır; yaşlılıkta ise tecrübe… Bu ikisi birleştiğinde öğrenme çok daha kalıcı olur.
Kısacası, öğrenmek bir ömür boyu devam eden bir yolculuktur. Yol uzun olsa da, küçük adımlar bile insanı zenginleştirir, olgunlaştırır, güzelleştirir.
Öğrenmek, sadece belirli bir yaşa, fizikî güce ya da özel imkânlara bağlı bir ayrıcalık değildir. Gerçek anlamda öğrenmek isteyen için engel yoktur. Yaşlılık, yoksulluk, engellilik ya da zor şartlar — hiçbirisi öğrenme azmine karşı duramaz. Tarih ve hayat, bu gerçeği ispatlayan örneklerle doludur.
“Artık geç kaldım” sözü, öğrenmenin önündeki en büyük zihnî duvardır. Oysa her yaşta öğrenilen bilgi, hem ferdin gelişimine katkı sağlar, hem de çevresine ilham olur. Yaş ilerledikçe tecrübe artar; öğrenme bu tecrübeyle birleştiğinde bilgelik doğar.
“İki günü eşit olan ziyandadır.” (Hadis-i Şerif). Bu hadis, sürekli gelişim ve yenilenmenin bir iman sorumluluğu olduğunu hatırlatır. Engelli fertlerin ilim yolunda verdikleri mücadeleler, tüm insanlığa örnektir. Bedenî bir eksiklik, zihinî ve ruhî gelişimin önüne geçemez. Azim ve sabır, en büyük öğreticidir. Kur’ân’da görme engelli Sahabî Hz. Abdullah ibni Ümmü Mektum’a büyük değer verilmiştir. Peygamber Efendimiz (asm), onun azmini övmüş, ezan okumasını ve Medine’de yerine vekalet etmesini istemiştir. Bu örnek, engelin Allah katında asla bir eksiklik olmadığını açıkça gösterir.
Nice âlim, yoksulluk içinde, mum ışığında, tahta kalemle öğrenmiş; kimi öğrenciler soğuk odalarda, kimi dağ yollarında bilgiye ulaşmaya çalışmıştır. Önemli olan öğrenme aşkıdır. İmkânlar değil, niyet ve gayret belirleyicidir.