"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Akış ve düşünce - Zaman ve hakikat arayışı-1

Remzi ASILSOY
11 Ağustos 2026, Salı
İnsan, hayatı kesintisiz akan bir süreç içinde yaşar; fakat bu süreci olduğu gibi kavrayamaz.

Çünkü insan zihni, sürekli akışı anlayabilmek için onu durdurur, sınırlar ve parçalara ayırır. İşte “zaman” dediğimiz şey, büyük ölçüde bu zihinsel tasarrufun ürünüdür. Süreç tabiatın kendisine aittir; zaman ise insanın süreci anlamlandırabilmek için geliştirdiği ortak bir ölçüdür. Böylece insanlar arasında kabul gören, hesaplanabilen ve paylaşılabilen bir değer meydana gelir.

Modern fiziğin ortaya koyduğu tablo da, bu bakımdan dikkat çekicidir. Zaman ile mekân birbirinden bağımsız değildir; olaylar, enerji alanları ve atom altı süreçler, hakikatin yalnızca katı maddeden ibaret olmadığını gösterir.

AKIŞ VE DÜŞÜNCE

Herakleitos’un yüzyıllar önce dile getirdiği gibi, “asıl gerçeklik oluşun ve akışın kendisidir.” İnsan, bu akışı doğrudan yaşayabilir fakat; onu ancak durdurup adlandırdıktan sonra düşünmeye başlayabilir. Düşünce, akışın içinde değil, akıştan bir adım geri çekildiğimiz yerde doğar. İşte yalnızlığın derin anlamı da burada ortaya çıkar. İnsan, kalabalıkların içinde de tek başına kalabilir; çünkü yalnızlık, çevrede insan bulunup bulunmamasıyla ilgili değildir.

Hakikî yalnızlık, insanın sürecin dışına çıkarak kendisine, zamana ve hakikate bakabilme kudretidir. Sürekli akan hayatın içinde savrulan kişi yalnızca yaşar; fakat akışın üzerine düşünebilen kişi, yaşamaya anlam kazandırır. Bu sebeple yalnızlık, hakikatin kapısını açan bir tefekkür imkânıdır.

İnsan, duyularıyla dünyayı algılar; duygularıyla ona değer verir; düşüncesiyle anlam kurar; sezgisiyle ise görünenin ötesine yönelir.

TEFEKKÜR

Bu kuvvelerin kaynağı nedir? Sadece biyolojik evrimin meydana getirdiği zihinsel süreçler midir? Yoksa doğuştan sahip olduğumuz aklî ve manevî istidatlar mı? Yahut insan, İlâhî hitabın kendisinde zaten mevcut bulunan anlama, kavrama ve dile getirme kabiliyetleriyle buluşması sayesinde mi hakikate ulaşmaktadır?

Bu sorulara verilecek cevap, insan anlayışını da belirler. Her şeyi yalnızca maddeye ve gözlenebilir olgulara indirgemek, insanı eksik tanımlamaktır.

Sadece soyut akla dayanmak da, hakikatin bütününü kuşatmaya yetmez. Daha kuşatıcı yaklaşım ise; duyuyu, duyguyu, düşünceyi ve sezgiyi birbirini tamamlayan imkânlar olarak değerlendirmektir.

Böyle bir bakışta insan ne yalnızca bedendir ne de yalnızca ruhtur; her ikisinin birlikte meydana getirdiği anlamlı bir bütündür.

*** 

Beşer olarak insan, canlılar âleminin bir parçasıdır ve biyolojik kanunlara tâbidir. Fakat insan olma vasfı, bunun ötesinde duygu, düşünce ve sezgiyle kendisini gösterir.

Sezginin bir yönü yaşanmış tecrübelerden beslenirken, diğer yönü aşkın olana, yani insanı kendisinden daha büyük bir hakikate çağıran kaynağa açılır. 

İşte bu sebeple insanın hakikat arayışı yalnızca laboratuvarlarda tamamlanamaz; aynı zamanda vicdanda, tefekkürde ve iç muhasebede de devam eder.

Okunma Sayısı: 137
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı