"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sustu harmanlar, konuşuyor hatıralar

Rüstem GARZANLI
11 Ağustos 2026, Salı
Eskiden yaz mevsiminin geç ikindi vakitleri, köyün çeşmesi ayrı bir güzelliğe bürünürdü.

Köyün hanımları akşama doğru çeşme başında toplanır, geniş bir taşın üzerinde ikindi namazını kılar, ardından günün yorgunluğunu serin çeşme suyunun ve tatlı sohbetlerin gölgesinde üzerlerinden atarlardı. Çeşmenin etrafını saran yemyeşil çayırlar, mis gibi kokusuyla gönüllere ferahlık verir, âdeta yaralara merhem olurdu.

Köyün çevresindeki harmanlar ise yazın en canlı mekânlarıydı. Gündüz sıcağında tarlalardan biçilen buğday demetleri harmana taşınır, geceleri ise sabaha kadar dövenler çalışırdı. Buğday sapı iyice saman hâline geldikten sonra, ikindi vakitlerinde esen rüzgâr beklenir; sap, saman ve buğday birbirinden ayrılıncaya kadar savurma işi devam ederdi.

Harmanlar yalnızca ürün elde edilen yerler değildi. Aynı zamanda köylülerin buluştuğu, sohbet ettiği, dertlerini paylaştığı, meselelerini çözdüğü birer mektepti.

Elde edilen buğday, arpa ve mercimeğin bir kısmı gelecek yılın tohumu olarak ayrılır, bir kısmı aileyi bir yıl idare edecek zahire yapılır, artanı ise satılırdı. Bu kazançla evin giyim kuşamı alınır, bir miktarı da kara günler için saklanırdı. İhtiyaç sahiplerine ise karşılıksız, yani karz-ı hasen olarak borç verilirdi. Bazen bir yıl, bazen daha fazla zaman geçse bile, borçlu darlık içindeyse alacaklı onu sıkıştırmazdı. Yardımlaşma ve dayanışma, hiçbir maddî menfaat beklenmeden yapılırdı.

Harman mevsimi sonunda, imkânı olan aileler Allah’a şükür niyetiyle, kaza ve belaların def’i için mevlid okuturlardı. Mevlidler yaz akşamlarının serinliğinde, birbirine bitişik evlerin damlarında yapılırdı. Etli pilav ikram edilir, en çok da çocuklar sevinirdi. İki-üç çocuğa bir tabak düşer, bazen kaşık yetmeyince pilavı elleriyle yerlerdi. O yıllarda demir kaşık her evde bulunmaz, çoğunlukla tahta kaşık kullanılırdı.

Mevlidlerin bir başka güzelliği de küskün gönülleri barıştırmasıydı. Köy imamı ve köyün büyükleri, dargın olanları bir araya getirir, gönülleri yeniden kaynaştırırlardı. Böylece mevlidler sadece bir ibadet vesilesi değil, aynı zamanda birlik ve kardeşliğin de sembolü olurdu. O yıllarda radyo her evde yoktu. Özellikle Erivan Radyosu’nun Kürtçe uzun hava yayınladığı saatlerde, radyosu olan ev dolup taşardı. Hep birlikte radyo dinlenir, haberler öğrenilir, türkülerle hüzün ve sevinç paylaşılırdı.

Bugün ise köy ile şehir arasındaki fark büyük ölçüde ortadan kalktı. Köy halkı ekmeğini, yoğurdunu ve birçok ihtiyacını şehirden temin ediyor. Eskisi gibi hayvancılık da kalmadı. Harmanların sesi sustu, çeşme başındaki sohbetler dağıldı, damlardaki mevlidler tarihte kaldı. Köyler artık sessiz; sanki şehrin gürültüsünden uzak ama onun hayat tarzını benimsemiş birer yerleşim yerine dönüştü.Geride ise hafızalarımızda, bereketin paylaşmakla çoğaldığı, komşuluğun kardeşlik olduğu ve insanların birbirine güvenerek yaşadığı o güzel günlerin tatlı hatıraları kaldı.

Okunma Sayısı: 1544
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Neslinur

    11.08.2026 22:38:30

    Saygıdeğer Rüstem abicim, geçmişe dair özlem dolu satırlarınızı okuyunca mest oldum desem abartı olmaz. Sizlere sağlık ve afiyetler dilerim Rabbimden.

  • Cenk Çalık

    11.08.2026 11:19:56

    O günlere yetişemesem de yazınızı okurken o zamanın koridorlarında gezmiş gibi oldum. Bir kez daha anlaşıldı ki refah seviyesinin artması, teknolojinin gelişmesi insani ilişkileri geriye götürmüş. Rahatlık arttıkça yalnızlık da artmış. Mutsuz, huzursuz bir toplum meydana gelmiş. Belki de bu satırlarda ki yaşama özlem duymamızın sebeplerinden biri de bu olsa gerek. Maziye hasret duyuyoruz. Çünkü o insani ilişkiler hesapsız, çıkarsızdı. Fıtratımıza uygundu. Ne zaman ki bu çizgiden uzaklaştık peşin bir ceza olarak huzursuzluğa yakalandık. İbrete ve tefekküre vesile olan bu yazınız için çok teşekkür ederiz kıymetli ağabeyim. Baki selamlar...

  • HÇeşitcioğlu

    11.08.2026 10:24:30

    Tek teselli ahrette; her hoşumuza giden şeyi zahmetsiz yaşayacağız. - Önce ırgatlık sonra harman- hasıl. Haziran ortası arpalar biçilmeye- kalıçla yolunmaya başlar, rahmet yolları sık keserse taa Ekim sonuna bile harman sürerdi… Tınaz savurma mübarek poyraza bağlıydı. Geceleyin saplara tumulurdu çuval içinde. Çambardaklar buz gibi olur, bademcikler şişerdi. Samanyolunu seyrederek uyuyuvermek ve alacakaranlıkta (fecrikazip) atarabasıyla ayazlı vadilerden sapa gitmek, işkence gibi.. Yığınlarda uyuyuvermek, hiç uyartılmadan, harman savurma - Ekin arpa buğday başak kılçık dane döşek aktarma yaba dirgen sıyırgı anadut süpürge çalgı kağnı köp boyunduruk övendere kamçı sicim urgan kamçı tınaz savurma çeç malama saman saçkı elek gözer ilistir..

  • A.TAN

    11.08.2026 09:58:17

    Allah razı olsun Rüstem abi. Bizi çocukluk yıllarımıza götürdünüz. Nerde eski günlerin samimiyet ve muhabbeti

  • S. Pelin Kurukahveci

    11.08.2026 01:33:03

    Ağlattınız hocam...ah o eski günler. Ucundan kıyısından yetişmiştim. O günleri mi yoksa çocukluğumuzu mu özlüyoruz..ya da o günlerdeki insanları mı özlüyoruz...bakıyorum da kaç kişi kabrin öbür tarafına hicret etmiş. Şimdi köye uğradığım da kalbimde bir sızı hissediyorum. Her taşında ayrı bir hatıra ayrı bir iz var... Ah ahiret var iyi ki diyorum... Üstadımın bir gece vakti uzak bir memlekette akraba ve dostlardan uzak bir halette yazmaya başladığı mektubun tadını aldım yazınızdan...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı