Gazeteci yazar Mustafa Özcan, Mekke Anlaşması’nın bölgede yeni bir denge oluşturabileceğine dikkat çekerek, İslâm ülkeleri arasındaki gayretlerin netice vermesi için “Olgunlaşmaya ve sığ düşüncelerden kurtulmaya ihtiyacımız var” dedi.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında önceki gün imzalanan Mekke Anlaşması dünya ve bölge siyaseti için yeni bir gündem oldu. Anlaşmayı kimileri “tarihî bir adım” olarak yorumlarken bazıları ise “BOP’un tamamlayıcı adımı mı?” sorusunu soruyor. Gazetemizin eski yazarlarından ve Ortadoğu uzmanı Mustafa Özcan da bu anlaşmanın Üstadın zikrettiği İttihad-ı İslam’ı getirebilme potansiyeli taşıdığını söylüyor. Tabiî bazı şartlara bağlı.
Kıskaç ittifak arayışını hızlandırdı
Körfez Savaşı devam ederken Mekke Anlaşması’nın imzalanmasının bir çelişki olmadığını belirten Özcan, “Zira savaşın bir parçası da Körfez ülkeleri üzerinde cereyan ediyor. Adeta pasif içici konumundalar. ABD İran’a saldırdıkça İran’da -bahaneli veya bahanesiz- Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Arap ülkelerine saldırıyor. Elbette bu ülkelerdeki Amerikan üslerini bahane ediyor. Mısır’da Amerikan üssü olmamasına rağmen Dimyat’ta bir Amerikan tanker gemisini de vurmuştur. Kısaca savaşta pek sınır tanımıyor. Suudi Arabistan İran’ın saldırıları ve ABD ve İsrail’in şantajları karşısında kendisini korumasız hissetmektedir. Suudi Arabistan kıskaç altındadır. ABD ile İsrail Muhammed bin Selman’dan İbrahimizm anlaşmalarını onaylamasını isterken İran da bu ülkeye fiilen saldırmaktadır. Bazen bunu Husilere havale etmektedir. Birkaç yıl evvel de Dammam’daki Aramko tesislerini vurmuştur. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri savaşın yayılmasını istemiyorlar. Faturayı onlara ödettirebilirler. Yakıtı Körfez ülkelerinden olmak kaydıyla ABD açısından bunda bir sakınca yok. İran da bölgedeki varlığını pekiştirmek istiyor. Suudi Arabistan üçgen tarafından kuşatılmıştır. Irak, İran ve Yemen’deki Husiler. Bu nedenle de ittifak arayışına girmiştir.”
İran karşısında yeni bir denge
Bediüzzaman Hazretlerinin destek verdiği 1955 yılında imzalanan Bağdat Paktı (CENTO) ile Mekke Anlaşması kıyaslayan Özcan, “Mekke Anlaşması oyunun kurallarının değişmesi demektir. İran karşısında bölgesel bir ağırlık ve sıklet merkezi doğmaktadır. CENTO veya Bağdat Paktı özelde Nuri Said (eski Irak Başbakanı) ile Adnan Menderes ittifakı idi. CENTO’da Pakistan ile İran da bulunuyordu. Mekke ittifakı başta NATO olmak üzere Cento veya Bağdat Paktına bazı yönleriyle benzetilebilir. Lakin karşı eksen şimdi Mısır yerine İran olarak taayyün etmektedir. İranlılar da Mısır’ı Araplardan saymıyorlar. Onlara farklı bir kimlik atfediyorlar. Herhalde bu mutabakatta Sisi’nin olmaması da bu okuma biçimini doğrular nitelikte..” ifadelerini kullandı.
Sığ düşüncelerden kurtulmak gerekiyor
Üstadın zikrettiği İttihad-ı İslam’ı getirebilme potansiyeli olup olmadığı ile ilgili Özcan, “Bu gelişme Bediüzzaman’ın öngörülerini doğrular mı? Potansiyel olarak evet! Bu biraz da anlaşmanın uygulanma biçimi ve genişlemesine bağlı. İslam ülkeleri ümmetin Salih birer uzvu haline gelirlerse neden olmasın? Lakin bunun için olgunlaşmaya ve sığ düşüncelerden kurtulmaya ihtiyacımız var. Geleceğimize pranga olan geçmişin tortularından kurtulmalıyız. Bunun çaresi nedir? Mısırlı gazeteci Cemal Sultan’ın dediği gibi belki İran’ın 1988 yılında olduğu gibi yeniden bir zehirli kupadan içmesi gerekebilir. Bu belki bir muhasebe için gerekli olabilir. Ayrıca herkes için de geçerlidir. Bir temenni ile bitirelim: Allah bu adımı hayırlara vesile kılsın” dedi.