Risale-i Nur’daki mühim ölçülerden biri de şu olsa gerektir: “Mübâlâğa zemm-i zımnîdir. Hangi şeyi vasfetsen, olduğu gibi vasfet. Medhin mübâlâğası bence zemm-i zımnîdir. İhsan-ı İlâhîden fazla ihsan, ihsan değildir...” (Sözler, Lemaat, s. 1165, eski s. 658)
Bu özlü söz, şöyle anlaşılabilir: Bir şeyi överken onu olduğu gibi yani abartmadan övmek icap eder. Abartarak övme, temelde onu övmek değil; dolaylı şekilde onu yermek ve kınamak anlamına gelir.
Bu ölçü sosyal hayatta rehber edilmediği vakit, mutlaka hayal kırıklığı ile karşılaşılır. Mesela bir taraftar, kendi siyasî partisini ya da bir futbol fanatiği desteklediği takımı aşırı ve ölçüsüz bir şekilde anlatır ve öyle inanırsa sonu hayal kırıklığı olmaz mı? Bir amatör futbol takımı taraftarı, “Bizim takım dünya birinci olacak” dese bu anlayış en başta kendine haksızlık anlamına gelmez mi? Demek ki her şeyi olduğu gibi anlamak ve anlatmak icap eder. Abartılı anlatılan şeyler, temelde o anlatılanı da kötülemek ve kınamak anlamına gelir.
Siyasî ve sosyal hayatımızda bu ölçünün ekseriyetle göz ardı edildiğini söylemek her halde yanlış olmaz. Özünde iyi bir yapılıyor, fakat bu iş o kadar abartılı bir şekilde anlatılıyor ki ekseriyetle neticesi hüsran oluyor. “Filan ülkeyle anlaşma yaptık. Artık kimse bize yan bakamaz” benzeri beyanları biraz da bu gözle incelemek icap eder. İki ya da daha fazla ülke arasında her zaman için anlaşmalar yapılır ve yapılmıştır. Avrupa Birliği de özünde çok sayıda ülke arasında yapılan bir anlaşma değil mi? Bu anlaşmayı yapanlar bile “Artık bize kimse yan gözle bakamaz” derken; çok daha sınırlı ölçüdeki anlaşmalara gereğinden fazla önem atfetmek doğru olur mu?
Yakın zaman önce denizlerle ilgili olarak “denizden komşu olduğumuz ülkeler”le çeşitli anlaşmalar yapıldığı ilan edilmişti. O günlerde bu anlaşmalar “asrın anlaşması” ya da benzeri mübalağalı anlatımlarla millete anlatıldı. Peki aradan aylar ve belki de yıllar geçince ortaya çıkan netice, başta anlatılan gibi oldu mu?
Esasında abartılı her anlatımın iyi netice vermeyeceğini muhtemelen bunları anlatanlar da biliyor. Buna rağmen siyasî avantajlar uğruna bu yol tercih ediliyor. Onun yerine “Her şey olduğu gibi, abartmadan millete anlatılsa” muhtemeldir ki daha iyi olacak. En azından millet yanıltılmamış ve hayal kırıklığına uğramamış olur.
Son günlerdeki anlaşmalara biraz da bu gözle bakmakta fayda var. Gereğinden fazla önem atfedilen beyanların millet nezdinde sebep olduğu hayal kırıklığı daha yakıcı olur.
Her şeyde ve her işte mübalağalı anlatımı terk edelim ve millet menfaatine olan her işe destek olalım.