Cenab-ı Hak insanları yaratırken her insanı farklı kabiliyetlerde ve özelliklerde yaratmıştır. Yani yaratılıştan gelen özellikler zatîdir.
Hani derler ya: “Allah vergisi, Allah’ın lütfuyla…” Hayatın insanlar için her safhasında; bir insanın kıymetlendirmesi, değerlendirmesi yapılır.
*
Allah’ı unutarak, verilen nimetleri kendimizdeki bazı hususiyetlere bağlamak nankörlükten başka bir şey değildir. İşin aslı Allah’ı unutmak, Allah’ı anmamak değil; Allah’ı unutmamak ve O’nu anmaktır. Allah’a bırakırsak iyilikler, güzellikler, nimetler gelir. Ama Allah’ı bırakırsak, Allah da bizi bırakır.
*
Hayatı veren ve hayatın bütün ihtiyaçlarını da karşılayan Cenab-ı Hakk’a karşı vaziyetimiz daima minnetle istemek olmalıdır. Eğer hikmeti iktiza ediyorsa verir ki, buna hamd ve şükür lazımdır. İnsana Allah’ı unutarak birinden istersek neticesinde zilletli bir nimetle ona eğilmek ve yalvarmak durumunda kalırız.
*
Eğer insanlar ellerinden geldiği kadar İslam’ın emirlerini ve yasaklarını tanıyarak İslamiyet dairesine girmezlerse; imanın, itikadın gerektirdiği farz emirleri yerine getirmeye çalışmazlarsa; gaflet ve sefahat, hevesat, nefsani istekler ve gayrimeşru her türlü ahlakî çöküntü; o mü’mini, o Müslümanı, o insanı tesiri altına alır ve mahveder, perişan eder. Dinin dairesinden attığı gibi, insaniyetin dairesinden de atar.
*
Nazik, nahif, zarif, ince ruhlu her kişiden gelen her türlü hal ve ahlakî hareket zariftir, ince bir ruh ile ve zevk ile muhatabiyeti ifade eder. Öyleyse kavl-i leyyinin gereği olan yukarıdaki sıfatlar; bizlerin sahip olacağı, elde edeceği en güzel ve önemli vazifelerden olmalıdır.