"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Zaman ve zerrelerin terkibi

21 Haziran 2020, Pazar
Her işimiz zaman içerisinde cereyan ediyor.

Bir daire gibi değil de, bir ip gibi uzanıp giden zaman; Cenab-ı Hakk’ın kuvvet ve kudretinin, azamet-i uluhiyetinin bir sergisi olarak Allah’ın bildiği bir yerden, yine Allah’ın bildiği bir yere doğru uzayıp gidiyor.

Zaman gidiyor da biz gitmiyor muyuz? Biz eğer imanî şuurumuzla hareket ediyor ve kendi harekâtımızı Allah’tan bilip inanıyor ve bu imanla ameller işliyorsak Allah’ın izniyle biz de zamanla birlikte gidiyoruz.

Birlikte gitmek… Zerreden kâinatın tamamına ait bir büyük mahşeri harekât ve fiiliyatla zamana binip gitmek. Evet, her şey Allah’ı zikrediyor… Atomlardan galaksilere, hava zerrelerinden insan hücrelerine aklımıza ne geliyor ya da gelmiyorsa her şey Allah’ın izniyle Allah’ı zikrediyor. Ve zaman içine dahil olmayan kalmıyor ki Allah’ı zikretmesin.

Allah’ı zikretmek deyince bir küçük ve büyük bir âlem olan insan akla geliyor. Zaman ipi üzerinde; kâinattaki yaratılmış her bir şey kendi adına, kendi lisan-ı haliyle, kendine mahsus bir dil ile zikrini, tesbihini ve Allah’a olan ubudiyetini yaparak gidiyor.

Yalnız bu ubudiyeti yaparak gidenlerin içerisinde insan denen özel yaratılmış dünya misafiri bütün mahlûkattan, yaratılmışlardan daha farklı ve daha muhtevalı, daha hususî/özel bir ubudiyette bulunuyor, ibadetlerini yapıyor.

İşte insan kâinatın içerisinde küçük bir mahlûk iken; kâinatın içerisinde yaratılmış olan bütün mahlûkatın zikirlerini, tesbihlerini, ibadetlerini, kulluklarını; Allah’ın kendisine taktığı akıl, kalb-i manevî cihazatıyla ve diğer lâtifeleriyle kendi adına; kâinatın tamamının lisan-ı halleriyle yaptıkları zikir, hamd, tesbih ve ubudiyetleri Zat-ı Zülcelâle takdim edebiliyor. Meselâ küçük bir hamd ve teşekkürünü Cenab-ı Hakk’a: “Biadedi zerrat-ı kâinatı mürekkebatiha... gibi” benzeri hamd, tesbih, sena ve duâ cümleleriyle takdim edebiliyor.

Takdim etmek deyince, Efendimizin (asm), bütün tesbih ve hamdleri içerisinde özel bir yeri ve ehemmiyeti olan namazlardan sonraki tesbihatlarını aynen yaptıkları şekliyle bu asrın imamı Bediüzzaman Said Nursî’nin de aynı şekilde yapması, unutulmuş şeklini canlandırması ve talebelerine de yaptırması; kâinattaki ibadet ve taâtın her namazdan sonra Cenab-ı Zât-ı Zülcelâle takdimi noktasından ne kadar önemli olduğunu bizlere ders veriyor ve ikaz ediyor.

İkaz ve ders deyince de insan, mü’min, Müslüman böyle büyük adet ve sayılarla kendisine ibadet etmek, ubudiyette bulunmak, tesbih, zikir ve hamd-i ubudiyet-i Muhammediye (asm) tarzında yapabilmek için insan denen bu küçük mahlûkuna akıl nimetini takarak ihsan, ikram ve ikazla ders veren, yaptıran Zât-ı Kerim-i Zülcelâl’i Muhsin’e ebedü’l-Abidin, yine kâinatın zerratının mürekkebatı adedince hamd, şükür, teşekkür ve minnet etmelidir. 

Yoksa küçük bir insanın kendi havl ve kuvvetiyle muvaffak olabildiği ibadet ve taât nerede? Bütün kâinatın bütün dilleriyle yaptıkları ibadetleri, kendi tesbih ve ubudiyetlerini de Allah’a takdim ve arz etmeleri nerede? Bütün kâinatın zerreleri ve terkipleri adedince: Allahuekber, Sübhanallah, Elhamdülillah…

Okunma Sayısı: 782
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı