"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bütün hasenât Cennet meyveleri suretine girer

Risale-i Nur'dan
29 Ocak 2026, Perşembe
(Dünden devam)

Üçüncü müşkülün o kadar geniştir ki, bizim gibi dar zihinli insanlar, istiab ve ihata edemez. Fakat uzaktan uzağa bakabiliriz.

Evet, âlem-i süflînin manevî tezgâhları ve küllî kanunları, avâlim-i ulviyededir. Ve mahşer-i masnuat olan küre-i arzın hadsiz mahlûkatının netaic-i amelleri ve cin ve insin semerat-ı ef’âlleri, yine avâlim-i ulviyede temessül eder. Hatta hasenat Cennetin meyveleri suretine, seyyiat ise Cehennemin zakkumları şekline girdikleri, pek çok emârât ve pek çok rivayatın şehadeti ile ve hikmet-i kâinatın ve ism-i Hakîm’in iktizasıyla beraber, Kur’ân-ı Hakîm’in işârâtı gösteriyor. Evet, zeminin yüzünde kesret, o kadar intişâr etmiş ve hilkat o kadar teşaub etmiş ki, bütün kâinatta münteşir umum masnuatın pek çok fevkinde ecnas-ı mahlûkat ve esnaf-ı masnuat küre-i zeminde bulunur, değişir; daima dolup boşalır. İşte şu cüz’iyat ve kesretin menbaları, madenleri elbette küllî kanunlar ve küllî tecelliyat-ı esmaiyedir ki, o küllî kanunlar, o küllî tecellîler ve o muhit esmaların mazharları da bir derece basit ve safî ve her biri bir âlemin arşı ve sakfı ve bir âlemin merkez-i tasarrufu hükmünde olan semavattır ki; o âlemlerin birisi de Sidretü’l-Münteha’daki Cennetü’l-Me’vâ’dır. Yerdeki tesbihat ve tahmidat, o Cennetin meyveleri suretinde –Muhbir-i Sâdıkın ihbarı ile– temessül ettiği sabittir.

İşte bu üç nokta gösteriyorlar ki, yerde olan netâic ve semeratın mahzenleri, oralardadır ve mahsulâtı o tarafa gider.

Deme ki, “Havaî bir Elhamdülillâh kelimem nasıl mücessem bir meyve-i Cennet olur?” Çünkü sen gündüz uyanık iken güzel bir söz söylersin; bazen rüyada güzel bir elma şeklinde yersin. Gündüz çirkin bir sözün, gecede acı bir şey suretinde yutarsın. Bir gıybet etsen, murdar bir et suretinde sana yedirirler. Öyle ise, şu dünya uykusunda söylediğin güzel sözlerin ve çirkin sözlerin, meyveler suretinde uyanık âlemi olan âlem-i ahirette yersin ve yemesini istib’âd etmemelisin.

Sözler, 31. Söz, s. 654

LUGATÇE:

âlem-i süflî: aşağı âlem, dünya.

avâlim-i ulviye: yüce âlemler.

ecnas-ı mahlûkat: yaratılanların cinsleri, türleri.

hasenat: iyilikler.

havaî: havaya giden.

hilkat: yaratılış.

İsm-i Hakîm: Hakîm ismi; Cenab-ı Hakkın hikmetle, faydaları takip ederek iş gören manasındaki ismi.

istiab: içine alma, kaplama.

istib’ad: akıldan uzak görmek.

kesret: çokluk.

küre-i arz: dünya.

mahşer-i masnuat: sanat eseri varlıkların toplandığı yer.

mücessem: cisimleşmiş.

netaic-i amel: amel neticeleri.

sakf: çatı, tavan.

semerat-ı ef’âl: fiillerin meyveleri, ürünleri.

seyyiat: fenalıklar, günahlar.

teşaub: şubelere ayrılma.

Okunma Sayısı: 170
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı