Her anımızı ruhanî hallerle, derunî hazlarla değerlendirme çabaları içindeyken, dönüş zamanın gelip çattığını fark etmiştik. Artık son veda tavafını lâyıkıyla yapamamanın telâşı içinde dönüş hazırlıkları içinde bulduk kendimizi. Gece yarısı huzur-u Rahman’a varmış, son sabah namazımızı Kâbe’de kılamamanın burukluğuyla biz havaalanına ulaştıracak araçlarda yerimizi almıştık.
Uçağımızın dört beş saatlik gecikmesi, bizleri tekrar “sabır” imtihanı içinde bırakmıştı. Birçok umrecinin evinden getirdiği çerezleri, yiyecekleri etrafındakilerle paylaşma çabası, ruhlarımızı doyuran ayrı bir gıdaya dönüşmüştü. Uçağımız bir hayli gecikmeden sonra gelmiş, “Rahmanın misafirleri,” onları bu lahutî iklimden koparacak koltuklarına yerleşmişti.
Umre organizasyonunu yapan ilgililer uçağa verilecek valizler hakkında yeterli bilgilendirme yapmamış ve biletleri alma esnasında ciddi bir kargaşa yaşanmıştır. Bunu geride bırakarak her tarafın buz tuttuğu eksi derecedeki Batman Havalimanında birçoğumuzu farklı bir sürpriz bekliyordu.
İki parça eşyamın da içinde olduğu 140 parça valiz eşya Cidde Havalimanında unutulmuş, uçağımıza yüklenmemişti. Eşyasını tam alanlar evlerine doğru yola çıkarken, benim gibi olanlar kayıp eşya taleplerini kayda geçirmenin telâşı içine girmişti. Bunu da geride bırakarak gece yarısı sonrası, eli boş olarak evimize ulaşmış, çocuk ve torunlarımıza hediyelerini takdim edememenin mahcubiyeti içinde istirahate geçmiştik.
Ertesi gün Cidde’den Batman’a getirilen kayıp valilerimizin içindeki hediyelerin ailedeki fertlere özellikle torunlara ulaşmasıyla yaşanan sevinç sahneleri yüreğime su serpmiş, mahcubiyetimi geride bırakmıştı.
Ettiğimiz duaların, yaptığımız ibadetlerin kabul olması ümidiyle, tüm yorgunluklarıma rağmen kıpır kıpır çarpan yüreğimizle, tekrar Hac ya da umre ziyaretine nail olma duasıyla derin uykuya dalmıştım.-SON-