İslamofobi, yani “Müslüman karşıtlığı” bilhassa Avrupa ülkelerinde yaygın bir dert olarak varlığını sürdürüyor.
Bu “korku”yu pompalayan ve yaygınlaştıranların başında da medya vasıtaları sayılabilir. Cehaletten beslenen bu korku, hem Avrupa hem de İslâm ülkeleri bakımından çözüme kavuşturulması gereken bir meseledir.
2022 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, İslâm İşbirliği Teşkilâtı’nın (İİT) 60 üye devletinin öncülüğünde, 15 Mart’ı “İslamofobiyle Mücadele Uluslararası Günü” olarak ilân eden bir karar kabul etmiş. Dolayısı ile her 15 Mart’ta bu konu yeniden gündeme gelir ve “Müslüman karşıtlığı” kınanır. Bu seneki açıklamalardan biri özellikle dikkat çekici.
Avusturyalı bir avukat olan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, dünya genelinde Müslüman karşıtı eylemlerin artış gösterdiğini ve bu durumu kınamak gerektiğini belirterek Müslümanlara yönelik ayrımcılık ve şiddetin, devlet politikaları tarafından kötüye kullanıldığını hatırlatmış.
Bu mübarek ayı idrak eden herkesin şimdiden Ramazan Bayramı’nı kutlayan Türk, dünya genelinde giderek artan Müslüman karşıtlığı (İslamofobi) dalgası karşısında endişeli olduklarını belirtmiş. “Müslüman karşıtı nefreti nerede görürsek görelim kınamalıyız” ifadesini kullanan BM mensubu Volker Türk, “Müslümanlara sokaklarda ve okullarda saldırılar düzenleniyor, camiler tahrip ediliyor ve sosyal medyada, özellikle başörtüsü takan kadın ve kız çocuklarını hedef alan nefret dolu yorumlar yayılıyor. Bazı ülkelerde Müslümanlar iş hayatında, konut, sağlık hizmetleri ve diğer hizmetlere erişimde ayrımcılığa maruz kalıyor. Bu ön yargı bazen yasalara da yerleşmiş durumda” değerlendirmesinde bulunmuş.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, mesajında şunlara da dikkat çekmiş: “İslâm karşıtlığının derin kökleri var, genellikle emperyalizm ve tarihsel dinî gerilimlerle bağlantılı. Sömürgeci güçler, böl ve yönet stratejilerinin bir parçası olarak Müslümanlar ile diğer dinlere mensup insanlar arasında kasıtlı olarak korku ve güvensizlik ortamı oluşturdular. Bugün de benzer kalıplar görüyoruz. Hükümetler, politikacılar ve diğer liderler, Müslümanları insanlıktan çıkarıp toplumun tüm sorunlarının sorumlusu olarak gösterdiğinde, bazı sıradan insanların günlük yaşamlarında Müslümanlara karşı nefret ve düşmanlık ifade etme gücüne sahip hissetmeleri şaşırtıcı değildir.” (AA, 15 Mart 2026)
“İslamofobiyle Mücadele Uluslararası Günü” vesilesiyle benzer başka açıklamalar da var ancak BM Yüksek Komiseri Volker Türk’ün mesajı meselenin özüne dikkat çekmiş. “Müslüman karşıtı nefreti nerede görürsek görelim kınamalıyız” ifadesi Avrupa ya da başka ülkelerde dikkate alınmış olsa “İslâmdan ve Müslümanlardan korku” bu kadar yaygınlaşabilir miydi?
Tabiî ki bu “korku”nun temelinde “İslâmı bilmemek, tanımamak ya da yanlış tanımış olmak” vardır. O halde bu korkuyu izale etmek isteyenler bütün dünyaya ve insanlığa “Doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete lâyık doğruluğu” yaşayarak göstermek mecburiyetindedirler. İslâm dünyasının yapması gereken budur vesselâm.