"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mi’rac-ı Nebevînin gölgesinde seyr ü sülûk

Risale-i Nur'dan
28 Ocak 2026, Çarşamba
(Dünden devam)

Ey müstemi! Şu acib kâinat-ı azîme, bir insanın cüz’î mahiyetinden halk olunmasını istib’âd etme! Bir nevi âlem gibi olan muazzam çam ağacını, buğday tanesi kadar bir çekirdekten halk eden Kadîr-i Zülcelâl, şu kâinatı nur-u Muhammedîden (Aleyhissalâtü Vesselâm) nasıl halk etmesin veya edemesin? İşte şecere-i kâinat, Şecere-i Tuba gibi, gövdesi ve kökü yukarıda, dalları aşağıda olduğu için aşağıdaki meyve makamından, tâ çekirdek-i aslî makamına kadar, nuranî bir hayt-ı münasebet var. İşte Mi’rac, o hayt-ı münasebetin gılafı ve suretidir ki, Zat-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, o yolu açmış, velâyetiyle gitmiş, risaletiyle dönmüş ve kapıyı da açık bırakmış. Arkasındaki evliya-i ümmeti, ruh ve kalp ile o cadde-i nuranîde, Mi’rac-ı Nebevînin gölgesinde seyr ü sülûk edip istidatlarına göre makamat-ı âliyeye çıkıyorlar.

Hem sâbıkan ispat edildiği üzere, şu kâinatın Sânii, birinci işkâlin cevabında gösterilen makàsıd için şu kâinatı bir saray suretinde yapmış ve tezyin etmiştir. O makàsıdın medarı, zat-ı Ahmediye (asm) olduğu için kâinattan evvel Sâni-i Kâinat’ın nazar-ı inayetinde olması ve en evvel tecellîsine mazhar olmak lâzım geliyor. Çünkü bir şeyin neticesi, semeresi evvel düşünülür.

Demek, vücuden en âhir, manen de en evveldir. Hâlbuki zat-ı Ahmediye (asm) hem en mükemmel meyve, hem bütün meyvelerin medar-ı kıymeti ve bütün maksatların medar-ı zuhuru olduğundan, en evvel tecellî-i icada mazhar onun nuru olmak lâzım gelir.

Sözler, 31. Söz, s. 653

LÛGATÇE:

cadde-i nuranî: nurlu cadde.

evliya-i ümmet: ümmetin evliyaları, İslâm ümmeti içindeki velîler.

gılaf: kılıf.

halk: yaratma.

hayt-ı münasebet: irtibat bağı, bağlantı ipi.

istib’ad: uzak görme.

işkâl: anlaşılma güçlüğü, güçlük.

makamat-ı âliye: yüksek makamlar.

makàsıd: maksatlar.

Mi’rac-ı Nebevî: Peygamberimizin (asm) yaşadığı Mi'rac mu'cizesi.

müstemi: dinleyici.

nazar-ı inayet: ihtimam, gözetim, lütuf ve 

himaye nazarı.

risalet: peygamberlik.

Sâni: sanatla yaratan, Allah.

semere: meyve.

seyr ü sülûk: manevî ve ruhî yolculuk.

Şecere-i Tuba: Cennetteki Tuba ağacı.

velâyet: velîlik.

Okunma Sayısı: 158
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı