Ey müstemi! Şu acib kâinat-ı azîme, bir insanın cüz’î mahiyetinden halk olunmasını istib’âd etme! Bir nevi âlem gibi olan muazzam çam ağacını, buğday tanesi kadar bir çekirdekten halk eden Kadîr-i Zülcelâl, şu kâinatı nur-u Muhammedîden (Aleyhissalâtü Vesselâm) nasıl halk etmesin veya edemesin? İşte şecere-i kâinat, Şecere-i Tuba gibi, gövdesi ve kökü yukarıda, dalları aşağıda olduğu için aşağıdaki meyve makamından, tâ çekirdek-i aslî makamına kadar, nuranî bir hayt-ı münasebet var. İşte Mi’rac, o hayt-ı münasebetin gılafı ve suretidir ki, Zat-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, o yolu açmış, velâyetiyle gitmiş, risaletiyle dönmüş ve kapıyı da açık bırakmış. Arkasındaki evliya-i ümmeti, ruh ve kalp ile o cadde-i nuranîde, Mi’rac-ı Nebevînin gölgesinde seyr ü sülûk edip istidatlarına göre makamat-ı âliyeye çıkıyorlar.
Hem sâbıkan ispat edildiği üzere, şu kâinatın Sânii, birinci işkâlin cevabında gösterilen makàsıd için şu kâinatı bir saray suretinde yapmış ve tezyin etmiştir. O makàsıdın medarı, zat-ı Ahmediye (asm) olduğu için kâinattan evvel Sâni-i Kâinat’ın nazar-ı inayetinde olması ve en evvel tecellîsine mazhar olmak lâzım geliyor. Çünkü bir şeyin neticesi, semeresi evvel düşünülür.
Demek, vücuden en âhir, manen de en evveldir. Hâlbuki zat-ı Ahmediye (asm) hem en mükemmel meyve, hem bütün meyvelerin medar-ı kıymeti ve bütün maksatların medar-ı zuhuru olduğundan, en evvel tecellî-i icada mazhar onun nuru olmak lâzım gelir.
Sözler, 31. Söz, s. 653
LÛGATÇE:
cadde-i nuranî: nurlu cadde.
evliya-i ümmet: ümmetin evliyaları, İslâm ümmeti içindeki velîler.
gılaf: kılıf.
halk: yaratma.
hayt-ı münasebet: irtibat bağı, bağlantı ipi.
istib’ad: uzak görme.
işkâl: anlaşılma güçlüğü, güçlük.
makamat-ı âliye: yüksek makamlar.
makàsıd: maksatlar.
Mi’rac-ı Nebevî: Peygamberimizin (asm) yaşadığı Mi'rac mu'cizesi.
müstemi: dinleyici.
nazar-ı inayet: ihtimam, gözetim, lütuf ve
himaye nazarı.
risalet: peygamberlik.
Sâni: sanatla yaratan, Allah.
semere: meyve.
seyr ü sülûk: manevî ve ruhî yolculuk.
Şecere-i Tuba: Cennetteki Tuba ağacı.
velâyet: velîlik.