"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Milleti kendine değil, kendini millete feda lâzım

Risale-i Nur'dan
04 Temmuz 2022, Pazartesi
Bir büyük adam, hakka isnad ile aklı istimal edip muhabbetle milletini kendisine rabt, zîrdestânının omuzları üstüne çıkmaz, altına girer, yükseltir, şevklerini uyandırır, bir iyilik olursa manen millete tevzî eder, herkese bir parça namus düşmekle şevki arttırır, hak yerini bulmak için milletini ziyâ-yı marifete karşı tutar, gonca misal olan o milletin hissiyatına zülâl-i muhabbet ve aklı gönderir, neşv ü nemâ verirse “Seyyidü’l-kavmi hâdimühüm” [Milletin efendisi, onlara hizmet edendir.] hadis-i şerifte Meşrutiyetli reise misal-i müşahhas olur. Meşrutiyeti gözle görmek istiyorsanız, işte şu aynaya bakınız.

Suâl: “Demek ‘büyük’ o değil ki kılıcı keskin olsun, milleti kendine feda etsin; belki odur ki aklı keskin olsun, kalbi millet için fedakâr olsun.”

Cevap: Ha, şimdi bir ışık buldunuz. Elbette bir doğru şeyhin müritleri yahut eski âdil beylerin mensuplarıyla, müstebit bir ağa hizmetkârlarının cihet-i irtibatta farklarını bulursunuz.

Maatteessüf, büyüklerdeki meziyet, sebeb-i tevazu iken vasıta-i tahakküm oluyor. Avâmdaki zayıf bir damar, câlib-i şefkat iken vesile-i esaret oluyor.

Suâl: “Şu pis istibdat ne vakitten beri başlamış, geliyor?”

Cevap: İnsanlar hayvanlıktan çıkıp geldiği vakit nasılsa bunu da beraber getirmiştir.

Suâl: “Demek istibdat, hayvaniyetten gelmedir.”

Cevap: Evet... Müstebit bir kurt, bîçare bir koyunu parça parça etmek, daima kavî zayıfı ezmek hayvanların birinci düstur ve kavânîn-i esasiyesindendir.

Suâl: “Sonra?..”

Cevap: Şeriat-ı Garra zemine nüzul etti, tâ ki zeminin yüzünü temiz ve insanın yüzünü ak etsin, şu insaniyetten siyah lekesini izale etsin; hem de izale etti. Fakat vâesefâ ki muhit-i zamanî ve mekânînin tesiriyle hilâfet saltanata inkılâb edip istibdat bir parça hayatlandı. 

Tâ Yezid zamanında bir derece kuvvet bularak başını kaldırdığından İmam Hüseyin Hazretleri hürriyet-i şer’iye kılıcını çekti, başına havale eyledi. Fakat ne çare ki istibdadın kuvveti

olan cehil ve vahşet, cevânib-i âlemde zeynâb gibi Yezid’in istibdadına kuvvet verdi.

Eski Said Dönemi Eserleri, Münazarat, s. 167

LÛ­GAT­ÇE:

cevanib-i âlem: âlemin dört bir tarafı.

istibdat: kanuna ve nizama tâbi olmayan, keyfî, baskıcı yönetim; zulüm ve tahakküm.

kavânîn-i esasiye: esas kanunlar, temel kanunlar.

neşv ü nemâ: gelişme, büyüme, gelişim.

rabt: bağlama.

tevzî: dağıtma.

vasıta-i tahakküm: baskı ve zorbalık vasıtası.

zeynâb: gölcük, havuz.

zîrdestân: el altındaki halk, idaresinde bulunanlar; âcizler.

ziyâ-yı marifet: bilgi ışığı.

zülâl-i muhabbet: sevginin tatlı suyu.

Okunma Sayısı: 1374
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Cenk Çalık

    4.7.2022 10:02:26

    "Ha, şimdi bir ışık buldunuz. Elbette bir doğru şeyhin müritleri yahut eski âdil beylerin mensuplarıyla, müstebit bir ağa hizmetkârlarının cihet-i irtibatta farklarını bulursunuz. Maatteessüf, büyüklerdeki meziyet, sebeb-i tevazu iken vasıta-i tahakküm oluyor. Avâmdaki zayıf bir damar, câlib-i şefkat iken vesile-i esaret oluyor." İlmiyle amel etmeyene alim demiyor üstad. Mesleğimizin dört esasından biri şefkattir. Bu hissiyatı en muhtaca istimal etmedikten sonra da bir kıymeti kalmıyor. Bu tespitleri iyi idrak etmeli ve yaşamalı vesselam.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı