"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Saadet-i ebediye müjdesi

Risale-i Nur'dan
31 Ocak 2026, Cumartesi
(Dünden devam)

İşte Zat-ı Ahmediye (asm) yetmiş bin perde arkasında o Sultan-ı Ezel ve Ebed’in marziyatını doğrudan doğruya Mi’rac semeresi olarak hakka’l-yakîn işitip, getirip beşere hediye etmiştir.

Evet, beşer, kamerdeki hâli anlamak için ne kadar merak eder ki; biri gidip, dönüp haber verse. Hem ne kadar fedakârlık gösterir. Eğer anlasa, ne kadar hayret ve meraka düşer. Hâlbuki kamer öyle bir Mâlikü’l-Mülk’ün memleketinde geziyor ki, kamer bir sinek gibi küre-i arzın etrafında pervaz eder, küre-i arz pervane gibi şemsin etrafında uçar, şems binler lâmbalar içinde bir lâmbadır ki, o Mâlikü’l-Mülk-ü Zülcelâl’in bir misafirhanesinde mumdarlık eder. İşte Zat-ı Ahmediye (asm), öyle bir Zat-ı Zülcelâl’in şuunatını ve acâib-i sanatını ve âlem-i bekada hazâin-i rahmetini görmüş, gelmiş, beşere söylemiş. İşte beşer, bu zatı, kemâl-i merak ve hayret ve muhabbetle dinlemezse, ne kadar hilâf-ı akıl ve hikmetle hareket ettiğini anlarsın.

ÜÇÜNCÜ MEYVE

Saadet-i ebediyenin definesini görüp, anahtarını alıp getirmiş, cin ve inse hediye etmiştir. Evet, Mi’rac vasıtasıyla ve kendi gözüyle Cenneti görmüş ve Rahman-ı Zülcemal’in rahmetinin bâkî cilvelerini müşahede etmiş ve saadet-i ebediyeyi kat’iyen, hakka’l-yakîn anlamış, saadet-i ebediyenin vücudunun müjdesini cin ve inse hediye etmiştir ki; bîçare cin ve ins, kararsız bir dünyada ve zelzele-i zeval ve firak içindeki mevcudatı, seyl-i zaman ve harekât-ı zerrat ile adem ve firak-ı ebedî denizine döküldüğü olan vaziyet-i mevhume-i canhıraşânede oldukları hengâmda şöyle bir müjde ne kadar kıymettar olduğu ve idam-ı ebedî ile kendilerini mahkûm zanneden fânî cin ve insin kulağında öyle bir müjde ne kadar saadetaver olduğu tarif edilmez. Bir adama idam edileceği anda, onun affıyla, kurb-u şahanede bir saray verilse, ne kadar sürura sebeptir. Bütün cin ve ins adedince böyle sürurları topla, sonra bu müjdeye kıymet ver.

Sözler, 31. Söz, s. 656

LUGATÇE:

hakka’l-yakîn: yaşayarak kesin ve şüphesiz olarak bilmek, bilginin en kesin hâli.

hazâin-i rahmet: rahmet hazineleri.

kurb-u şahane: padişaha yakınlık, komşuluk.

küre-i arz: dünya, yer küre.

Mâlikü’l-Mülk-ü Zülcelâl: mülkünde dilediği şekilde hükmeden, yücelik ve heybet sahibi Allah.

marziyat: Allah’ın rızasını kazandıracak davranışlar.

saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk.

seyl-i zaman: akıp giden zaman, zamanın akışı.

sürur: sevinç, mutluluk.

şems: güneş.

şuunat: işler, fiiller, faaliyetler.

vaziyet-i mevhume-i canhıraşâne: yürek parçalayıcı olan hayalî durum.

zelzele-i zeval ve firak: sona erme, yok olma ve ayrılığın sarsıntısı.

Okunma Sayısı: 206
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı