"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ayasofya, Fatih’in vakfiyesine uygun bir şekilde açılmalıdır

20 Temmuz 2020, Pazartesi
Ayasofya’nın, Fatih’in vakfiyesine uygun olarak ibadete açılması ve külliyenin yıkılan müesseselerinin ihyası yalnız Müslümanları değil ‘bir kısım Hıristiyan devletleri’ ve ehl-i insaf insanları da memnun edecektir.

RÖPORTAJ: Selçuk Subaşı
Fotoğraflar: ERHAN AKKAYA - Yeni Asya

İslâm Yaşar ile Nur Hareketi Serisi’ni konuştuk - 2

HER KİTAP AYRI BİR HEYECAN VE SERENCAM

Her bir eserde neler mevzu ediliyor? Birkaç cümle ile sizden öğrenebilir miyiz?

Meselâ, serinin birinci kitabı olan ve yetmişli yıllarda Nur Hareketi içinde yaşanan bazı hadiselerin işlendiği Serencam’da; muhayyel bir roman kahramanının şahsında cemaatin ehemmiyeti, ferdin cemaatle irtibatı, cemaatî işleyişe intibakı ve olabilecek ferdî hizmet gayretleri mevzu ediliyor. 

Serinin ikinci kitabı Menhus Ruh’ta, “28 Şubat’ta yasaklanan 12 Eylül romanı” serlevhası ile takdim edilen eserde kanlı Kemalist ihtilâlin, ekser fikir grupları, cemiyetler, vakıflar ve cemaatlerle birlikte Nur Hareketine vurduğu ağır darbe neticesinde Nur Şakirdlerinin şahs-ı mânevîsi işleniyor. 

Bu yapılırken Nur Hareketi içinde faaliyet gösteren ‘meşreb’ hususiyetli hizmet gruplarının, iyi niyetle ve hizmet mülâhazasıyla da olsa ihtilâlcilerle anlaşma, ihtilâli kabullenme, hatta takdir etme temayülleri karşısında Yeni Asya grubunun, maddî zorluklara, zecrî tedbirlere, bölüp parçalama çabalarına rağmen kararlı duruşu nazara verilmeye çalışılıyor. 

Serinin üçüncü kitabı olan Aynanın Arka Yüzü eserinde, seksenli yıllarda diğer cemaatlerle birlikte Yeni Asya grubu içinde meydana gelen hareketlenişler ve farklı hizmet temayülleri medar-ı bahs ediliyor. Cemaatler arası ihtilâfları hatalı bularak tek başına hizmet etme temayülü içine giren kişilerin, yurt içinde ve yurt dışında yaşadıkları bazı hadiseler sebebiyle bir cemaate mensup olma ihtiyacını idrak etmeleri gerçeği nazara veriliyor.

Allah Bize Yeter, serinin dördüncü kitabıdır. Bu eserde, kendi içinde küçük birer şahs-ı mânevî teşekkül ettiren cemaatlerin, Bediüzzaman’ın “Ey kardeşlerim, sizler ve bizler insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı mânevînin azalarıyız” sözleri ile ifade ettiği mânevî şahsiyetin sağlam bir uzvu olma keyfiyeti hususundaki müşahedeler yer alıyor. 

Nur Talebelerinin, Risâle-i Nur’un mükemmel şahs-ı mânevîsine mütenasip bir mânevî şahsiyet meydana getirmeleri hususunda hangi cemaatin nasıl bir uzuv teşkil edebileceği, o şahs-ı mânevînin ortak kalbi ve aklı mesabesindeki grupların hangileri olacağı ve uzuvlar arasındaki irtibatın nasıl sağlanacağı hususlarında geçmişten misâller verilerek geleceğe ışık tutulmaya çalışılıyor.

Taa Kıyamete Kadar serinin, yaşanmış ve yaşanacak iki binli yılları işleyen son eseridir. Bin dokuz yüzlü yıllardaki Nur Hareketi’nin seyrine bakılarak iki binli yıllarda olabilecek hizmet merhaleleri tahmin ve tahlil etmeye çalışılmıştır. Bu eserde de şahs-ı mânevîsini teşekkül ettiren cemaatlerin, cemiyetlerin ve milletlerin, ittihad-ı İslâm’ı tahakkuk ettirme ihtimalleri üzerinde durulmuştur.

Türkiye merkezli olmak üzere, dünyanın hemen her yerinde faaliyet gösteren cemaatlerin, tarikatlerin ve Nur Hareketine mensup grupların, Müslümanların birlikte hareket etmelerinin zeminini hazırlamak için yaptıkları çalışmalar anlatılmış, neler yapılması gerektiği hususunda kanaatler anlatılarak genç nesillere cihanşümûl hizmet yolları açma çabaları mevzu edilmiştir. 

İTTİHAD-I İSLÂMIN MÜJDESİ OLAN AYASOFYA SON KİTAPTA GENİŞ YER BULDU

Özellikle son yıllarda, İttihad-ı İslâma giden yolda önemli bir mihenk taşı olarak gördüğünüz Ayasofya’yı, yazı ve konuşmalarınızda hep gündemde tuttunuz. Serinin bütününde işlenmekle birlikte son kitabı olan Taa Kıyamete Kadar’da Ayasofya geniş bir yer buluyor. Ayasofya’nın ibadete açılmış olması İslâm dünyası için ne ifade eder?

Ayasofya, İslâm tarihi boyunca hep Müslümanların camiye tebdil etme hedefi olmuştur. Öyle ki Evliya Çelebi kubbenin çatılışında Peygamber Efendimizin (asm) duâsına atıfta bulunmuştur. Fetihten önce zelzele ile hasar gören mabedin tamiri için Osmanlı’dan mimarî yardım istenmiş, henüz şehzade olan Sultan Mehmed, Mimar Ali Neccar’ı göndermiştir. 

FATİH FETİHTEN ÖNCE MİMAR GÖNDERDİ

Ali Neccar mabedi tamir ederken cami mimarisi şeklinde tamir etmiş, ana yapıyı dört payanda ile kelepçeye almış, payandaları da minare kaidesi şeklinde yapmış, hatta bir kaideye iki yüz kadar merdiven koymuştur. Tamiratı bitirip Edirne’ye döndüğü zaman da şehzadeye mabedi cami mimarisine göre tamir ettiğini anlatıp fethin ve Ayasofya’nın camiye tebdilinin kendisine nasip olması için duâ etmiştir.

Fetihten sonra Fatih’in, mabedin adını değiştirmeden camiye çevirmesi, satın alıp şahsî mülkü haline getirerek adına kurduğu vakfa bağışlaması, Osmanlı padişahlarının Ayasofya’yı imar ve ihyada itinası, Said Nursî’nin daha cami iken M. Kemal’i ima yollu ikaz etmesi, Menderes’e “Müzahrefattan temizleyip ibadet mahalli yapması” için ısrarlı ikazlarda bulunması manidardır.

Ayrıca “Ayasofya İslâm’ın fecr-i sâdıkıdır. Hıristiyanlığın İslâmiyete devir ve tesliminin bir âbidesidir. Kilise iken cami olmuştur, inşaallah yine cami olacaktır” diyerek mabedin İslâm âlemi nezdindeki ehemmiyetine dikkat çekmiştir. Ayasofya’nın şeair-i İslâmiye addedilmesi hasebiyle mezkûr ifade, aynı zamanda ittihad-ı İslâmın ve müsbet manada Müslüman Hıristiyan diyaloğunun tesisinin de müjdesidir. 

Ayasofya’nın, Fatih’in vakfiyesine uygun olarak ibadete açılması ve külliyenin yıkılan müesseselerinin ihyası yalnız Müslümanları değil ‘bir kısım Hıristiyan devletleri’ ve ehl-i insaf insanları da memnun edecektir. Böylece âhir zamanda İslâmın kısa bir süre, sevgi ve saygı cihetiyle de olsa galibâne hükmetmesinin başlangıcı olacaktır inşaallah.

BEDİÜZZAMAN BEŞLEMESİ’NEYENİ BİR KİTAP YAZIYORUM

Son olarak, yeni bir kitap üzerinde çalıştığınızı biliyoruz. Biraz ip uçları alsak.

Yukarıda da bir vesile ile söylemiştim. Bediüzzaman Beşlemesi’ni yazarken Nur Hareketi Serisi’ni de yazmak gibi bir düşüncem olmadığı için Beşleme’nin ilk dört kitabında münhasıran Bediüzzaman’ın hayatını, beşinci kitapta da onun vefatından sonra Nur Hareketinin altmışlı yıllardaki seyrini anlatmıştım.

Bediüzzaman Beşlemesi’nin neşrinden otuz yıl kadar sonra, baskılar sırasında meydana gelen karışıklıkları düzeltmek maksadıyla yeniden ele aldığımda, zaman içinde ortaya çıkan bazı yeni bilgileri ekleme ve daha kolay okunur hale getirme zarureti hasıl oldu.

Bunu yaparken kitapların hacminin genişlemesi, o zamanın şartlarından dolayı Üstadın hayatının Üçüncü Said safhasının da yeterince işlenmediğini müşahede edince Beşleme’ye yeni bir eserin eklenmesinin isabetli olacağı kanaatine vardım. Kanaatimi Yeni Asya Neşriyat’ın yayın ve idare kurulu ile de müzakere edip teyidlerini aldıktan sonra çalışmaya başladım.

Şu anda Bediüzzaman Beşlemesi’nin, Üstadın hayatının Üçüncü Said safhasına münhasır ve Nur Cemaati’nin teşekkülüne müteallik beşinci kitabını yazıyorum. Bunu bitirdiğim zaman Beşleme’nin beş kitabı da Üstad Hazretleri’nin hayatı ile ilgili olacak. Hâl-i hazırda Beşinci kitap olan Muhabbet Fedaileri, Nur Hareketi Serisi’nin birinci kitabı olarak yerini alacak ve o seri altı kitaba çıkacak.

Ben Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatının ve Nur Hizmeti’nin seyrinin ‘kuşak’ olarak da adlandırılan her nesil için yeniden yazılması kanaatindeyim. Bu fikrimi hususî ve umumî sohbetlerde, hatta mevzu ile ilgili seminer ve konferanslarda bile dile getirdim. 

Lâkin bu zamana kadar bir teşebbüs olmadı. Ben de bu vesileyle hem Bediüzzaman Beşlemesi’ni, hem de Nur Hareketi Serisi’ni yeni nesillere hitap edecek şekilde yenileyerek o eksikliği bir nebze de olsa telâfi etmeye çalıştım. 

Dileğim ve duâm, her neslin içinden, Bediüzzaman’ın hayatını ve Nur Hareketinin seyrini kendi zamanının şartlarına ve nesillerin telâkkilerine göre yeniden yazacak Said Nursî’nin hayatına âşinâ, Risâle-i Nur Külliyatı’na vakıf, edebiyatta, dilde ehil, sanata müheyya genç yazarların çıkıp vazifelerini yapmaları ve Risâle-i Nur hizmetinin taa kıyamete kadar devam etmesinin edebî zeminini hazırlamalarıdır. 

Bediüzzaman Beşlemesi’nin birinci kitabı olan Zamanın Sesi’nin önsözünde ben teklif etmiştim, Muhabbet Fedaileri adını okuyucularımızdan gelen onlarca isim teklifinin içinden seçmiştik.

Nesl-i âtinin müstakbel yazarları da mezkûr zemini hazırlamaya, Bediüzzaman Beşlemesi’nin, henüz adı konmamış beşinci kitabına, diğer kitapların isimleri ile insicamlı isimler teklif ederek başlayabilirler.

SON

Okunma Sayısı: 2464
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı