"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Gelişmeler, askerin ideolojisini değiştiriyor

09 Mayıs 2011, Pazartesi
Hasan Hüseyin Kemal’e konuşan Mahir Kaynak, askerin bugüne kadar resmî ideolojiyi savunduğunu belirterek, “Ancak Türkiye’nin bölgesel güç haline doğru ilerlemesi farklı etnik kökenden gelen halkları bir arada yaşama kültürünü üretmesini ve bölgede ortak değer olan İslâma sırtını çevirmemesini gerektiriyor. Bu gerçekler askerin ideolojisini değiştiriyor” diye konuştu.
GERÇEKLER, ASKERİN İDEOLOJİSİNİ DEĞİŞTİRİYOR
 
Dünya ve Türkiye El-Kaide Lideri Usame bin Ladin’in öldürülmesini konuşuyor. Yorumlar magazin boyutundan çıkıp dünya siyasetindeki derinliğini yeterince yansıtmıyor. Biz de bu hafta Ladin’in öldürülmesinin dünya siyasetindeki karşılığını Mahir Kaynak’la konuştuk. Ladin’in siyaset sahnesinden çekilmesi yeni dünya için ne ifade ediyor? Özellikle Türkiye için bir önemi var mı? gibi sorulara cevap aramaya çalıştık. Kaynak, ezberin dışına çıktı ve yeni bakış açıları geliştirdi…
Dünya senelerce Usame bin Ladin’i bulmaya çalıştı. Sonunda öldürüldüğü söylendi. Siz son gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?
11 Eylül hadisesi olduğunda bu kadar organize bir hadisenin terör eylemi olamayacağı yorumunda bulunmuş, bunun Amerikan iç çekişmesinin başlangıcı olduğunu söylemiştim. Bu kavganın tarafları olarak ulusalcıları ve sermayecileri göstermiştim. Ulus devletçilerin bu mücadeleyi kazanacağını ve Bush’un Ortadoğuya asker sevk edeceğini dile getirmiştim. 11 Eylül hadisesi Amerika’nın İslâm dünyasına operasyonunun gerekçesi olarak kullanıldı. Usame bin Ladin’e izafe edilen eylemler bütün dünyaya yayıldı. Amerika dışında İngiltere’de, Almanya’da, Rusya’da ve Türkiye’de eylemler oldu. Ortaya bütün dünyaya kafa tutan bir figür çıktı. Böylelikle Amerika bölgeye yapacağı operasyona karşı Avrupa’nın ve Rusya’nın da itiraz etmesini engellemiş oldu. Bir tarafta Usame bin Ladin, öbür tarafta ise bütün bir Batı istihbarat servisleri vardı. Nedendir bilinmez bu kadar güçlü bir istihbarat sistemi Ladin’i bulamadı. Hatta El-Cezire televizyonuna gönderilen kasetlerin kaynağını tesbit edemedi! Gelinen noktada ise Usame bin Ladin öldü deniyor. Fizikî olarak ölsün ya da ölmesin ancak siyasî olarak ölmesi gerekiyordu.
Siyasî olarak Ladin kullanıldı ve kullanım süresi doldu mu diyorsunuz?
Dünyada belli güçler operasyonlarının ve savaşlarının gerekçesi olarak terörü kullandı. Artık terörün argüman olarak kullanılmasının vakti geçti. Bunun yerini kitlesel eylemler aldı. Tunus, Mısır, Libya gibi ülkelerde yaşanan durum budur. Ayrıca Amerika bölgede Şiî-Sünnî çatışması oluşturmak istiyor. İran’a karşı Sünnîleri harekete geçirmek istiyor. Usame bin Ladin Sünnî olduğuna göre Amerika tarafında mı yer alacaktı? Olaya bir de bu açıdan bakmak gerekir.
Obama’nın çizgisinin Bush’tan ayrıldığını düşünüyor musunuz?
Hayır, Obama Cumhuriyetçilerin çizdiği yoldan gidiyor. Ben Demokratlar ve Cumhuriyetçiler ayrımı yapmak yerine Ulusdevletçiler-Küresel Sermayeciler ayrımı yapıyorum. Son yaşanan ekonomik krizde küresel sermayecilerin kaybettiğini gösteriyor.
Sizce Amerika’nın İslâmla olan ilişkisi değişecek mi? Siz Amerika’nın İslâm coğrafyasına demokrasi getirdiğine inanıyor musunuz?
Obama İslâm düşmanı olmadığını söylüyor. Amerika bir taraftan İslâmla arasını açmak istemezken öbür taraftan da İslâm dünyasını kontrol etmek istiyor. Eğer Amerika’nın bölgeye demokrasi getirmek istediğini söylerseniz büyük bir yanılgı içindesiniz demektir. Demokrasi kavramını yaptığı zulümlere karşı duyulan nefreti azaltmak için kullanıyor. Amerika, Irak’a demokrasi getirmek isteseydi ideolojik temelli partiler kurardı. Halbuki din-mezhep-ırk temelinde partiler kuruldu. Bu düşmanlığı ateşlemektir. Zaten Amerika bölgeye girdiğinde Şiîlerle Sünnîler çatıştı. Bir milyonun üstünde insan ölmesine rağmen Amerika’nın kaybı dört bindir.
Amerika’nın, Irak’a vaat ettiği demokrasiyi getiremediği söylenerek büyük eleştiri konusu oluyor. Bu prestij kaybı ve güvensizlik değil mi?
Eğer Amerika Irak’a demokrasiyi getirmiş olsaydı yenilmiş sayılırdı. Halbuki Irak’ta Şiî-Sünnî-Kürt ayrışmasını sağladı. Kürtler, Araplar tarafından işbirlikçi, düşman ilân edildi. Bence bu büyük bir başarı.
Sizce Büyük Ortadoğu Projesi Bush’la birlikte rafa mı kaldırıldı, yoksa Obama döneminde revize mi edildi?
Günün şartlarına göre projede bazı değişiklikler yapıldı. Yeni haritaya göre Suudi Arabistan ve Irak’ın yarısına kadar batıda kalan bölüm Amerika’nın ve onun müttefiklerinin kontrolünde olacak. Ayrıca petrol, petrol nakil yolları ve su yollarını kontrol etmek amacıyla Akdeniz ve Kızıl Deniz Amerikan kontrolünde olacak. Rusya ve İran müttefik olacak. Fars Körfezi bu iki ülkeye bırakılacak. Çin’in bölgeye girmesini istemeyen Rusya-Amerika bu konuda işbirliği yapacak. Bu yeni dağılımda Türkiye’nin pozisyonu ne olacak?
Türkiye’nin bölgede büyük bir güç olması isteniyor. Amerika borçlanarak dış operasyonlara büyük paralar harcadı. Irak ve Afganistan’a 3 trilyon doların üzerinde para sarf etti. Şimdi ise müttefiklerini devreye sokarak bunu birkaç yüz milyar dolara halletme peşinde. Onun içinde Türkiye’nin bölgede büyük bir güç olması gerekir. Ancak Türkiye üzerindeki kontrolünü de kaybetmemek için ipotekleri var. Birincisi Türkiye’nin enerjisinin yüzde doksanı dışardan, önemli kısmı Rusya’dan temin ediliyor. Onların modeline uygun bir durum. İkincisi Türkiye’nin artan carî açığını Amerika kontrol ediyor. Eğer bu parayı kesse büyük bir kriz yaşarız.
Siz başbakan Erdoğan’ın dış politikada çizilen rota doğrultusunda mı hareket ettiğini söylüyorsunuz?
Öncelikle Türkiye’nin belli bir dünya içinde yaşadığını kabul etmek, dünya üzerindeki diğer ülkelerin gücünün farkında olmak gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de çizilen rolü oynayamayan başa gelemez. Biliyorsunuz şiir okudu diye Erdoğan’ı hapse attılar. Bu bir operasyondu. Daha sonra Baykal ve CHP Erdoğan’ı destekledi. Anayasayı değiştirdiler hatta Siirt seçimlerini iptal ettiler. Bunun bir nedeni de Baykal’ın bir numaralı Abdullah Gül düşmanı olmasıydı. Baykal, Gül’e karşı Erdoğan’ı destekledi. 27 Nisan Muhtırası Erdoğan’a karşı değil Gül’e karşı verilmiş bir muhtıradır. Çünkü Gül ulus devletçilerin değil, sermayenin tarafında kabul ediliyordu. Daha sonra Ak Parti’ye kapatma dâvâsı açıldı. Eğer Ak Parti kapatılıp Erdoğan ve yakın arkadaşları siyaseten yasaklı hale gelse idi yeni kurulacak partiye manevî başkanlığı Cumhurbaşkanı Gül yapacaktı. Kapatma dâvâsı sırasında Erdoğan’a karşı olduğu söylenen askerî cenahtan olan Askerî Yargıtay Üyesi partinin kapatılmaması yönünde oy kullandı. Sermayeye karşı set çekilmiş oldu.
Nasıl yani başından beri Türkiye’deki sistem Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına karşı değil miydi?
Türkiye’deki kurulu sisteme göre Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa Abdullah Gül başbakan olacaktı. Sistem Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına değil asıl Gül’ün başbakan olmasına karşıydı.
Büyük Ortadoğu Projesi tartışılırken Başbakan Erdoğan -Ak Parti’nin ilk yıllarında- yeni dünya düzeni çerçevesinde Diyarbakır’ın bölgenin önemli bir merkezi haline dönüşeceğini söylemişti.
Türkiye yavaş yavaş çok uluslu devlet olmaya alışacak. Çünkü yeni dünyada K. Irak Kürt Bölgesi’ni ve Suriye’yi biz kontrol edeceğiz. Suriye hariç K. Afrikaya karışmayacağız. .
Ama sizin anlattığınıza göre bölge karışacak. En azında Şiî-Sünnî ekseninde…
Bahreyn’de bu çatışma başlatıldı. Bu S. Arabistan-İran çatışmasına dönüştürülmek istenebilir. Biliyorsunuz S. Arabistan ve Körfez Ülkeleri son zamanlarda Amerika’dan 120 milyon dolarlık silâh satın aldı. Tüm bu senaryolar ve çatışmalara yakından ilgilenmek zorunda kalabiliriz.
Siz Türk dış politikasının gidişi noktasında umutlu musunuz?
Gelecek bize yeni ufuklar açıyor. Bunu iyi kullanmamız gerekiyor. Yeni dünyada bizi destekleyen Rusya ve Amerika’yı kendimize düşman etmek yerine menfaatlerimiz için kullanmalıyız. 1991 yılında verdiğim bir mülâkatta soğuk savaş döneminin son bulduğunu düşünerek Rusya ve Amerika eksenin kurulacağını Türkiye’nin de burada rol alacağını söylemiştim. Ayrıca Türkiye’nin ekonomik ve siyasî araçlarla bölgesel bir güce dönüşeceğini iddia etmiştim. Ancak demin söylediğim gibi her ülkenin kendi ve diğer ülkelerinin gücünü görmesi lâzım. Türkiye için burada önemli olan ekonomik ve bilimsel açıdan medeni devletler seviyesine çıkmaktır. Eğer bunu yapamaz sadece hamaset yaparsan kullanılır ve sonra da öldürülürsün.
Türkiye’nin bölgede güçlü bir aktör haline gelmesi iç siyasette nasıl yankı bulur?
Askerî vesayet son bulur mu?
Asker bugüne kadar resmî ideolojiyi savunuyordu. Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tür derken öbür taraftan dine karşı laikliği kullanıyordu. Ancak Türkiye’nin bölgesel güç haline doğru ilerlemesi farklı etnik kökenden gelen halkları bir arada yaşama kültürünü üretmesini ve bölgede ortak değer olan İslâm’a sırtını çevirememesini gerektiriyor. Bu gerçekler askerin ideolojisini değiştiriyor. Asker içinde bazıları bu gerçeğe direnemeyecek kadar zayıflıyorlar. Ergenekonu da böyle okumak gerek. Zaman ilerledikçe asker Türkiye’nin yeni durumuna alışacak demin bahsettiğimiz üzere bölgede çıkan karışıklıklarda büyük kahramanlıklar göstererek yine ön sıraya çıkacaktır.
Yani artık motivasyonunu darbe yaparak değil bölgesel müdahalelerle sağlayacak diyorsunuz?
Asker de yavaş yavaş Türkiye’nin ideolojisinin değişmesi gerektiğini anlayacaktır.
Yeni CHP söylemi bu durumla mı alâkalı?
CHP eskide resmî ideolojinin savunucusuydu, ama bu ideolojiyi dibinden yıktı.
Bütün bunlara rağmen siz Türkiye’nin geleceğini olumlu buluyorsunuz galiba?
Türkiye’nin büyümesi için zamana ve gayrete ihtiyaç var. Önü açık çok şükür. Ben öğrencilerime büyük ve güçlü bir Türkiye’de yaşayacaksınız, ama bir tek şey “Biz yaptık demeyin” derdim.  Tarih önümüzü açıyor!
 
KÜRT DEVLETİ KURULSA DÜNYANIN EN FAKİR ÜLKESİ OLUR
Kürt Devleti kurulursa bu devlet büyük bir şey başarmış olur; dünyanın en fakir ülkesi Bangladeş’i ikinci sıraya atarak kendisi fakirlikte birinci olur. Yazın karpuz yerler, ama kışın ne yerler bilemem. Bir devlet kuruldu dediğin zaman bunun askerî, techizatı, hastanesi, üniversitesi, üretim merkezleri olması gerekir. Güneydoğu’da döner bir çark yok. Bir arkadaşıma tek şartla devlet kurabilirsiniz demiştim “Geri dönüş yok”. Böyle bir devlete kim bakacak etrafındaki devletler zaten düşman. Kerkük’te petrol var deniliyor. O petrolü nereden akıtacaksın. Şimdi ise parayı verin bölgeyi biz yönetelim diyorlar. Hayır! Kim seçilirse o yönetecek. Bunun yanında ben devleti yönetiyor olsam istedikleri dilde okul kurmalarına müsaade ederdim. Kaç Kürt aile bu okullara çocuğunu gönderir ki. Bu sefer devlet bize yardım etsin derlerse ödedikleri vergi oranında yardım ederdim. Çünkü vergi vermiyorlar. Amerika’da herkes İngilizce konuşuyor, ancak İngilizler bir avuç insan. Çünkü ekmeğini İngilizce konuşarak kazanıyorlar.
 
Hasan Hüseyin Kemal
Okunma Sayısı: 2850
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • T.Gurbet

    19.05.2011 00:00:00

    Bu yazidan da anlasildigi uzere,yeni nesilleri dolu dolu yetistirip bilincli bir sekilde hayata hazirlamamiz gerekiyor.
    Emeginize saglik.

  • özdemiroğlu

    9.05.2011 00:00:00

          Gerçekler elbette eski halin muhal olduğu yönünde.Ancak burada da ifrat davranıp,akıntıya kürek sallamak hem Türkiye’nin menfaatine,hem de gerçeklere uygun değildir.Bizim de kendi şartlarımıza uygun bir politika geliştirmemiz ve takip etmemiz gerekmez mi?Ne yani,dışarıdan Türkiye’ye giydirilmeye çalışılan role ve kendisine çizilen role razı mı olacağız?Biraz da,kendi inisayatifimizi kullanmamız lazım değil mi?

  • özdemiroğlu

    9.05.2011 00:00:00

          (2) İşin görünen safahası var,bir de kader-i İlahinin ortaya koyduğu ciheti var.Bugüne kadar içeride cadı kazanı kaynatıp,millete kök söktüren statüko ve onun hempaları ve şakşakcılarının sonu gelmiştir.Milletimiz,inşaallah layık olduğu yere ve konuma gelecektir.Asıl olan insan unsuru değilmidir?

  • mustafa.halil

    9.05.2011 00:00:00

       İhkak-ı-hak ile sevk ve idare edilemiyen hiçbir devletin müstakbeli uzun süre devam etmemiştir.Bu materyalist - tabiyyun insanların çoğalması ve hayatı ictimaiyenin sadece enam..nebatatta olduğu gibi yemek -içmek ve pahalı libaslar giyinmek şekline düşüncelere inkılab etmesi ile bu durumlara skut etmiş durumdayız.Yıllardır uygulanan la din politikalar insanlarımız arasındaki uhuvveti bir fil hortumu gibi absorbe edip kardeşligimizi iflas ettirmişlerdir. Manevi duyguların imhası ile insan fıtratındaki enaniyet ve hodbinlik galip gelmiş kezalik insaniyet bir canavara tegayyur etmiştir.Eğer biz biz olsaydık hangi yabancı güçler bizimle mücadele edebilirdi.Mevcut bedbaht durumumuz halifeliğin vefatı ile başladı ve bugünkü zillet durumuna geldik ve devam ediyor.Üstadın dediği gibi MİMSİZ MEDENİYET denilen deniyyat sahibi avrupa ve amerika gibi bila şeref devletler- müstemleke memleketlerdeki mazlumların kanını emerek sefahat işerisinde yaşıyorlar.İşte gerek güneydoğu ve gerekse dünyadaki müslüman devletlerin içinde bulundukları durumun hulasası budur.Bundan sonra yapmamız gereken haysiyetli-şerefli-manevi değerlerini ve kürei arz a geliş sebebini bilen-mümtaz-latif bir nesil yetiştirmeğe maksimum düzeyde gayret göstermemiz gerekmektedir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı