"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İlk kurban ve Habil ile Kabil olayı

Rukiye Anar
20 Temmuz 2021, Salı
Kurban, Allah’a yakın olmak ve yaklaşmak için bize emredilen bir vazife, bir şükür vesilesi ve bir ikramdır.

Allah’ın bizim üzerimizde hakkını asla ödememiz mümkün olmadığı gibi  O’nun bizden istediği şey şükür ve tâattir. İşte kurban kesmekte büyük şükür vesilesidir. Her şeyi veren, ihsanda bulunan, ikram eden rahmana karşı bir teşekkür bir minnettarlıktır.

O’nun ihsan ettiği onca nimetin içinden bir tanesini O’nun yolunda sarfermek ve O’na takdim etmektir kurban. Burada şu nokta önemli bir yer tutar. Kurbanın bir çok hikmetlerinden biri de, verilen nimetlere temellük etmemek ve fakrını bilerek mülkün sahibini bilerek yaşamak. Zira insan mala düşkün, mülke inhisarı çok güçlü yaratılmıştır. İşte her türlü mal tutkusuna karşı kurban, zekât, infak bir nevi tedavi edici yönü ile insanı mülkün kölesi olmaktan kurtarıyor. Hem malını Allah için veremeyen insan gerektiğinde Allah yolunda canını nasıl verecektir. Allah, kitabında mallarını ve canlarını Allah yolunda harcamanın ne kadar yüksek pâye olduğunu, Allah için bunlardan vazgeçmenin en yüce mertebe olduğunu beyan ediyor. 

Allah için harcamanın yollarından biri de kurbandır. Kur’ân’ın beyanıyla ilk kurban olayı Hz. Adem’in (as) çocukları Habil ile Kabil arasında gerçekleşmiştir. 

“Hem onlara Âdem’in iki oğlunun kıssasını anlat. Hani ikisi Allah’a yakınlık vesilesi olarak kurban sundular da, birinden kabul edildi, diğerinden edilmedi. Ve edilmeyen “seni mutlaka öldürürüm.” dedi; o biri “yok” dedi, Allah ancak müttakilerden kabul buyurur.” (Maide 27)

Bu âyette geçen hikâyede Habil çobanlık yapan fakir, ancak müttaki biriydi. Diğeri Kabil toprakla uğraşan çiftçi ancak çok ihtiraslı ve haset biriydi. Allah onlardan kurban istediğinde Habil iki koçundan en semiz ve güzel olanını kurban olarak sundu, Kabil ise ürünleri içinde pek işe yaramaz, gözü tutmadığı bir tutam ürünleri sundu. Rabbimiz onların durumunu en iyi bildiğinden Hâbil’in sunduğu kurbanı kabul buyurdu, ama Kabil’in sunduğu kurbanı kabul etmedi. Bunun üzerine Kabil öfkeye kapıldı, daha önce de kinli olduğundan kardeşini ölümle tehdit etti. Ancak onun cevabı bir mü’minin vereceği cinstendi. Allah ancak müttakilerin amelini kabul eder. Burada kurbanın kabul edilmemesinin en önemli sebebi sunulan kurbanın isteksiz ve gönülsüz bir şekilde malın en kötüsünü sunmaktır. 

Peki neden insan, Allah’ın verdiği malı O’nun için, O’na kurban edemez? Allah’ın verdiklerini Allah yolunda sarfedememek daha doğrusu kıyamamak tam bir gaflet sebebidir. Verilmesi gereken şeyi elden çıkaramamak ve kıyamamak bir kalb marazıdır. Bu kalbî ve ruhî maraz o devirde Kabilde, bu zamanda günümüz insanında tezahür eden şey aynı hastalıktır. Bu hastalığın en iyi ayracı başta kurban olmak üzere Allah’ın bizden istediği ve emrettiği infak vazifeleridir. Ayrıca gözümüz önünde açlık ve sefalet içinde kara kıt’ada insanlar, bir yanda lüks ve rahatına düşkün milyonlar ve yerine getirilmeyen bu vazifeler.

Bir kısım ehl-i hamiyet, bunun için kurban, zekât ve yardım faaliyetleri için uğraşsa da yeterli olmuyor. İşte biz kul olarak Allah’a yaklaşmak istiyorsak, ilk önce malımızdan kurban vermeli sonra o muhtaçlara el uzatmak için ciddî gayret etmeliyiz. Hem kestiğimiz kurbanı stok yapıp fakirin hakkını elimizde tutarak Allah’a yakınlık kesbedemeyiz. 

Habil ile Kabil olayında bir diğer önemli nokta Kabil’in kendine düşen kısmete razı olmaması (kızkardeşi ile evlenme). Bu hususta Allah’ın taktirine başkaldırıyor. 

Böylece inat ve hırsı ile kıskançlık ve kiniyle içinden çıkılmaz bir hâle girince sonunda kardeşini katlediyor. İlk cinayeti işleyerek bu kötülüğün kapısını açmış oluyor. Cennetten gelen bir peygamberin evlâdının hırs ve hasetlik yüzünden nasıl da Cehennemî bir hâle düştüğünü müşahade ediyoruz. 

Hz. Yakup’un (as) çocuklarında olduğu gibi nefsin şiddetli arzu ve hırsları kalbe yerleşirse insanı helâkata sürüklüyor, telâfisi zor neticeler verir. Çünkü Allah’ın verdiğini onun için veremiyor. Bu Kur’ân kıssasından çıkan sonucu şöyle özetleyebiliriz: Demek insanı kötülüğe sevk eden sâikler, içinde taşıdığı behimî arzular, gadap ve şehvet duygularıdır. Bunlar terbiye-i İslâmiye ile temizlenmezse sahibini günahtan günaha sürükler, helâk eder. 

Kalbi bütün bu marazî hallerden arındırmanın çaresi Allah rızası ve Allah korkusudur. Âyette de geçtiği üzere Allah ancak müttakilerin (Allah korkusu ile hareket eden) amelini kabul buyurur. Rabbimiz şu mübarek Kurban Bayramı hürmetine kurbanlarımızı ve amellerimizi kabul buyursun inşallah.

Okunma Sayısı: 962
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı