Bazı sözler vardır ki, kısa söylenir; fakat uzun uzun düşündürür. Yıllar önce Şanlıurfa’dan eğitimci ve yazar Sabahattin Yaşar’ın bir yazısında okuduğum, rahmetli Mehmet Uçar Ağabey’den naklettiği şu söz de bunlardan biridir: “Misafir aşa bakmaz; kaşa bakar.”
Bu söz, misafirliğin sadece yemek ikramından ibaret olmadığını; asıl ikramın güler yüz, samimiyet ve muhabbet olduğunu anlatan güzel bir hayat düsturudur. Eskiler şu kıssayı anlatırlar: Yaşlı bir baba, oğluna misafir ağırlamanın inceliğini öğretmek ister. Önce sofraya en güzel yemekleri koyar; fakat yüzünü asar, tek kelime konuşmaz. Misafirler ayrıldıktan sonra oğluna, “Sence nasıl oldu?” diye sorar. Oğlu, “Yemek güzeldi ama evde bir sıkıntı vardı.” der.
Ertesi gün aynı misafirleri tekrar davet eder. Bu defa sofrada sadece çorba, ekmek ve ayran vardır. Fakat ev sahibi güler yüzlüdür, hatır sorar, tatlı tatlı sohbet eder. Misafirler ayrılırken, “Allah razı olsun, ne kadar huzurlu bir akşamdı.” diyerek memnuniyetlerini dile getirirler. Bunun üzerine yaşlı baba oğluna döner ve şöyle der: “İşte evladım, misafir aşa değil, kaşa bakar.” Bu kıssanın içinde büyük bir hakikat payı vardır.
Ben de yıllar önce buna benzer bir hâdise yaşamıştım. Bir dostun davetine icabet etmiştim. Sofra özenle hazırlanmış, güzel yemekler ikram edilmişti. Yemeğe birlikte başladık. Fakat ev sahibi kısa bir süre sonra sofradan ayrıldı. Yüzündeki ciddiyet ve mesafeli hâl, farkında olmadan sofradaki sıcaklığı azalttı. O gün şunu düşündüm: Yemek ne kadar güzel olursa olsun, ev sahibinin samimiyeti o yemeğin en önemli lezzetidir. Güler yüz ve tatlı sohbet olmayınca, sofranın tadı da eksiliyor.
Aslında bu ölçü sadece misafirlik için değildir. Aile hayatında da böyledir, dostlukta da böyledir, hizmet hayatında da böyledir. İnsanlar çoğu zaman önlerine ne konulduğunu değil, kendilerine nasıl davranıldığını hatırlarlar. Dinimiz de bu inceliğe dikkat çekmiştir. Peygamber Efendimiz (asm), tebessümü sadaka olarak haber vermiştir. Demek ki bazen bir tebessüm, maddî ikramlardan daha değerli olabilir. Çünkü tebessüm gönülleri açar, muhabbeti artırır, kardeşliği kuvvetlendirir.
Günümüzde birçok insan, gösterişli sofralar kurmaya çalışıyor. Oysa misafirin aradığı ilk şey, zengin bir menü değil; içten bir “Hoş geldiniz.” sözü, halini hatırını soran bir ilgi ve samimi bir gönüldür. Evlerimizi sadece yemek pişen mekânlar değil, muhabbetin yeşerdiği yuvalar hâline getirelim. Sofralarımızın bereketi yemeklerin çokluğundan değil, gönüllerimizin genişliğinden gelsin. Çünkü gönül kapısını açan bir tebessüm, en zengin ziyafetten daha kıymetlidir. Ve unutmayalım: Misafir, aşa değil; kaşa bakar. Vesselâm