"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir deliden gelen uyanış çağrısı

Rüstem GARZANLI
04 Ağustos 2026, Salı
1994 yılının Mart ayıydı. Baharın ilk günleriyle birlikte tabiat âdeta yeniden diriliş sahnesini sergiliyordu.

Toprağın bağrından çıkan çiçekler, tomurcuklanan ağaçlar ve yeşeren otlar, her bahar tekrar edilen büyük hakikatin, haşrin ve yeniden dirilişin küçük bir numunesi gibiydi. Bir tarafta nebatatın ihyası devam ederken, diğer tarafta ölüm gerçeği de hayatın içindeki yerini koruyordu.

O günlerde bir dostumun akrabası Elazığ’da vefat etmişti. Birkaç arkadaşla birlikte Diyarbakır’dan Elazığ’a taziye ziyaretine gittik. Taziyemizi yaptıktan sonra, Elazığ’a kadar gelmişken o dönemde Emraz-ı Akliye ve Asabiye Hastanesi olarak bilinen hastaneyi de ziyaret edip biraz tefekkür etmeyi düşündük. Hastanenin girişinde iki hasta ile karşılaştık. Daha içeri girmeden, hiç beklemediğimiz bir dersle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Boynumdaki kırmızı kravat, hastalardan birinin dikkatini çekmiş olmalıydı. Bana dönerek gayet ciddî bir şekilde: “Benim de bir horozum var; boynuna kırmızı kravat taksam öter mi?” dedi.

Bir an tebessüm ettik. Fakat sözün altında gizli bir mana da yok değildi. Belki de gençlik yıllarının verdiği hevesle kırmızı kravata ve dış görünüşe fazla önem verdiğimi bu meczup kardeşimiz fark etmişti. Onun dilinden bana şöyle bir ihtar geldiğini hissettim: “Ey insan! Seni değerli yapan boynundaki kravat, üzerindeki elbise, makamın veya ünvanın değildir. Horozun boynuna kravat takmak onu insan yapmadığı gibi, insanı da süsler ve şekiller yüceltmez.” O anda kendi kendime şöyle dedim: “Uyan ey nefis! Bir gün elbiselerin de, kravatların da, makam ve mevkilerin de elinden çıkacak. İnsan kabre girerken yanında ne servetini, ne makamını, ne de süslerini götürebiliyor. Şimdiden hakikati gör ve kendine gel.” 

Gerçekten de insan ne kadar farklı sıfatlarla anılırsa anılsın, neticede Allah’ın bir kuludur. Makamlar geçici, ünvanlar fânîdir. İnsan bazen sahip olduğu şeylerle kendisini farklı görmeye başlar. Hâlbuki hakikat değişmez: Ne olursan ol, yine Abdullah’sın; yani Allah’ın kulusun.

Bir süre sonra aynı hasta tekrar yanımıza geldi. Yüzünde garip bir mahzunluk vardı. Sanki geçmişte yaşadığı başka bir hayatı hatırlıyordu. Bize dönerek: “Vakti zamanında Malatya girişinde babamın çiftliği vardı, çadırları kuruluydu. Kazan kazan etler pişirir, gelen geçene ikram ederdi...” dedi.

Bu sözleri söylerken, içinde bulunduğu ruh hâlini anlatmaya çalıştığını düşündüm. Belki bir zamanlar bolluk ve itibar içinde yaşamış bir ailenin evladıydı. Belki de geçmişteki günlerle bugünkü hâli arasında büyük bir uçurum vardı. Kim bilir...

Fakat onun birkaç cümlesi bile bana dünyanın fânîliğini yeniden hatırlattı. İnsan bugün ikram eden konumunda olabilir, yarın yardıma muhtaç duruma düşebilir. Bugün alkışlanan kişi yarın unutulabilir. Dünya hâlleri sürekli değişmektedir.

Gerçekten de dünya böyledir. Birileri gelir, bir süre kalır ve gider. Geriye ise yaptığı hayırlar, bıraktığı güzel izler ve Rabbine karşı kulluğu kalır. Elazığ’daki o meczup hastanın sorduğu basit görünen soru da yıllar sonra hâlâ zihnimde yankılanmaktadır: “Benim de bir horozum var; boynuna kırmızı kravat taksam öter mi?”

Bazen bir velinin nasihatiyle değil, bir meczubun sualiyle insan kendine gelir. Çünkü hakikat, Cenab-ı Hakk’ın dilediği her dilde ve her vesileyle konuşabilir.

Okunma Sayısı: 1675
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • S.topuz

    4.08.2026 16:33:19

    ..."Öyle de; hayat-ı içtimaiye ve nev'iyesiyle, küre-i arzın ve dünyanın yaşamasıyla alâkadardır. Kur'an اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ der. "Kıyamet yakındır" ferman ediyor. Bin bu kadar sene geçtikten sonra gelmemesi, yakınlığına halel vermez. Zira kıyamet, dünyanın ecelidir. Dünyanın ömrüne nisbeten bin veya ikibin sene, bir seneye nisbetle bir-iki gün veya bir-iki dakika gibidir. Saat-i Kıyamet yalnız insaniyetin eceli değil ki, onun ömrüne nisbet edilip baîd görülsün. İşte bunun içindir ki, Hakîm-i Mutlak, kıyameti mugayyebat-ı hamseden olarak ilminde saklıyor. İşte bu ibham sırrındandır ki, her asır, hattâ asr-ı hakikatbîn olan Asr-ı Saadet dahi daima kıyametten korkmuşlar. Hattâ bazıları, "Şeraiti hemen hemen çıkmış" demişler."... Bediüzzaman Said Nursî, Risale-iNurKülliyatı,Sözler-343 😪🙌🌹🤲🌹♥️🌙☝️🕋😭😭😭🕊🕊🕊⚖🌍🇪🇺🕋😭🇮🇷😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸

  • S.topuz

    4.08.2026 16:30:44

    "Cenab-ı Hakîm-i Mutlak,şu dâr-ı tecrübe ve meydan-ı imti handa çok mühim şeyleri,kes-retli eşya içinde saklıyor.Osak-lamakla çokhikmetler,çokmas lahatlar bağlıdır.Meselâ:Leyle-i Kadri,umum ramazanda;sa-at-i icabe-i duayı,Cum'a günün de;makbul velisini,insanlar içinde;eceli,ömür içinde ve kı-yametin vaktini,ömr-ü dünya i-çinde saklamış.Zira ecel-i in-san muayyen olsa,yarı ömrü-ne kadar gaflet-i mutlaka, yarı-dan sonra darağacına adım a-dım gitmek gibi bir dehşet ve-recek.Halbuki âhiret ve dünya muvazenesini muhafaza et-mek ve her vakit havf ve reca ortasında bulunmak maslaha-tı iktiza eder ki;herdakika hem ölmek,hem yaşamak mümkün olsun.Şu halde mübhem tarz-daki yirmi sene mübhembir ö-mür,bin sene muayyen bir öm-re müreccahtır. İşte kıyamet dahi şu insan-ı ekberolan dün-yanın ecelidir.Eğer vakti taay-yün etseydi, bütün kurûn-u ûlâ ve vustâ gaflet-imutlakaya da-lacakidiler ve kurûn-uuhrâ deh şette kalacaktı.İnsan nasıl ha-yat-ı şahsiyesiyle hanesinin ve köyününbekasıylaalâkadardır." Söz

  • Said Yüksekdağ

    4.08.2026 15:46:12

    tebrik ederim kaleminize kuvvet

  • A. Tan

    4.08.2026 04:52:45

    Her nefse ders verebilecek türden güzel bir yazı. Allah razı olsun

  • Cenk Çalık

    4.08.2026 01:06:02

    Muhteşem bir anekdot. İnsanın yaşadığı hatıralar eğer doğru pencereden bakabilirse çok hayırlı kapılar açabiliyor. Sorduğum sorulara gülüpte geçebilirdiniz. Oysaki Risale-i Nur penceresinden bakarak nefis hesabına çok ibret almanız bizlere de hüsnü misal oldu. Hatıra ve hatıraya Risale-i Nur nazarıyla yaptığınız nice makaleler yazmanız duâsıyla. Baki selamlar kıymetli ağabeyim.

  • Mehmet Kovancı

    4.08.2026 00:40:26

    Cenab-ı Hak makbul velisini halk içinde saklar denilir. Bazan bir meczub şeklinde karşımıza çıkar deli mi veli mi olduğunu bilemeyiz

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı