Son günlerde bir üniversitenin mezuniyet töreninde, Hûd Suresi'nin 112. ayetinde geçen "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol." mealindeki İlâhî emrin yer aldığı pankartın görünürlüğünü engellenmeye çalışıldığına dair görüntüler kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Oysa doğruluk, bütün semavî dinlerin, ahlâkın ve insanlığın ortak değeridir.
Kur'ân-ı Kerîm'in bu emri, yalnızca Peygamber Efendimiz'e (asm) değil, onun şahsında bütün mü'minlere yöneltilmiş evrensel bir hayat düsturudur:"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!”
Bu emir inançta, ibadette, ahlâkta, ticarette, adalette ve bütün hayat boyunca istikamet üzere yaşamayı ifade eder. Peygamber Efendimiz (asm), daha risalet gelmeden önce bile toplumunda "el-Emîn" yani güvenilir insan olarak tanınıyordu. Çünkü doğruluk, peygamberlikten önce de sonra da onun ayrılmaz vasfıydı. Hadis-i şerifte ise bu hakikat şöyle ifade edilir: "Ya hayır söyle, yahut sus"1, Demek ki İslâm, doğru konuşmayı emretmektedir.
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri doğruluğu, iman hizmetinin temel taşı olarak görür. En meşhur ölçülerinden biri şöyledir:
"Her söylediğin doğru olmalı; fakat her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir. Bazen zarar verse sükût etmek lâzımdır; yoksa yalana hiçbir vakit fetva yoktur."2, Bu veciz ifade, doğruluk ile hikmeti birlikte öğretmektedir. Mü'min asla yalan söylemez; ancak hakkı söylerken de zamanını, üslûbunu ve muhatabını gözetir.
Bediüzzaman, doğruluğu yalnızca ahlâkî bir erdem değil, imanın bir neticesi olarak ele alır. Keza, İhlâs Risalesi'nde en önemli esaslardan biri doğruluk ve samimiyettir. Amellerin Allah rızası için yapılması, gösterişten ve menfaatten uzak durulması, doğruluğun temelidir. Çünkü ihlâs olmayan yerde tam doğruluk da bulunmaz.
Bediüzzaman, Hazretleri, İslâm dünyasının geri kalış sebeplerini anlatırken şöyle der: "Doğruluk ve sıdk, İslâmiyet hayatının esasıdır."3 Yine aynı eserde şu tespiti yapar: "Müslümanlığın hayatı sıdktır." Bu ifade, doğruluğun yalnızca bireysel bir ahlâk olmadığını; toplumların dirilişinin de temel şartı olduğunu göstermektedir.
Bediüzzaman burada hürriyet, meşveret ve adalet gibi kavramları anlatırken toplumun güven içinde yaşayabilmesinin temelinde yine doğruluk ve emniyetin bulunduğunu ifade eder.
Bir sözün üzerini örtmek, o sözün ifade ettiği hakikati ortadan kaldırmaz. Çünkü hakikat, insanların alkışıyla büyümez; engellenmesiyle de küçülmez. Kur'ân'ın "dosdoğru ol" emri, herhangi bir siyasî görüşün veya grubun sloganı değildir. Bu emir, bütün insanlığa hitap eden İlâhî bir çağrıdır. Hukuk fakültesinden mezun olan gençlerin en çok ihtiyaç duyacağı değerlerden biri de doğruluktur. Çünkü adaletin temeli doğruluk, hukukun temeli ise hakikattir.
Bir hâkim, bir savcı, bir avukat veya bir akademisyen; doğruluktan ayrıldığı anda sadece mesleğini değil, vicdanını da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Bugün toplum olarak teknolojiye, bilgiye ve başarıya her zamankinden daha fazla sahibiz. Fakat bütün bunların üzerinde bir değere ihtiyacımız vardır: Kur'ân'ın "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol." emri, Peygamber Efendimizin "Ya hayır söyle yahut sus." tavsiyesi ve Bediüzzaman Said Nursî'nin "Her söylediğin doğru olmalı..." düsturu aynı hakikatte birleşmektedir. Vesselâm …
Dipnotlar:
1- Buharî Edep, 31, 85
2- Hutbe-i Şamiye, s. 51.
3- Age., s. 45.