"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şükür mü daha büyük, sabır mı?

Rüstem GARZANLI
02 Eylül 2026, Çarşamba
İnsan hayatı iki büyük hakikatin arasında geçer: Nimet ve musibet. Nimet geldiğinde vazife şükürdür; musibet geldiğinde vazife sabırdır. Her ikisi de kulluğun iki mühim kanadıdır. Bir kanat eksik olursa, insan mânen yükselemez.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, nimetin içinde rahmetin, musibetin içinde ise hikmetin gizli olduğunu ders verir. Bu sebeple mümin, nimette şımarmaz; musibette de ye’se düşmez. Her iki hâli de Rabbinden bilir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Cenab-ı Hak, “Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım.”  buyururken, sabredenler hakkında ise “Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”  müjdesini vermektedir. Biri nimetin devamına, diğeri İlâhî maiyyete işaret eder.

Peki, hangisi daha üstündür?

Âlimler bu hususta güzel bir ölçü vermişlerdir: İnsan nimet içinde ise en büyük vazifesi şükürdür. Musibet içinde ise en büyük ibadeti sabırdır. Çünkü Allah, kulundan içinde bulunduğu hâlin kulluğunu istemektedir.

Bediüzzaman Hazretleri, hastalıkların ve sıkıntıların günahlara kefaret olabileceğini, sabırla karşılandığında insanın manevî derecesini yükselteceğini ifade eder. Fakat nimetin hakkını vermek de kolay değildir. Zenginlikte şükretmek, sağlıkta Rabbini unutmamak ve makamı adaletle kullanmak, büyük bir imtihandır.

Hakikatte sabır ile şükür birbirinden ayrılmaz. Sabreden kimse, musibetin içinde gizlenmiş rahmete de şükreder. Şükreden kimse ise, nimetin elinden alınabileceğini düşünerek tevazu içinde yaşar. Böylece sabır şükrü, şükür de sabrı doğurur.

Asrımızın en büyük hastalıklarından biri, küçük bir sıkıntıya karşı sabırsızlık; büyük nimetlere karşı ise gaflettir. Oysa mümin, bir diken batsa “Bunda da bir hikmet vardır.” der; bir lokma ekmek yese “Elhamdülillâh” diyerek nimetin sahibini hatırlar.

Netice olarak, sabır ve şükür iki ayrı ibadet değil, aynı kulluğun iki güzel yüzüdür. Gündüz ile gece nasıl birbirini tamamlıyorsa, sabır ile şükür de öylece birbirini tamamlar. Nimet geldiğinde şükreden, musibet geldiğinde sabreden kul, her iki hâli de ibadete çevirmiş olur.

Rabbimiz bizleri nimet karşısında şükürden, musibet karşısında sabırdan ayırmasın. Dilimizi hamd ile, kalbimizi rıza ile, hayatımızı ihlâs ile süslesin. O zaman “Sübhâneke ve bihamdik” zikri sadece dilimizde değil, bütün hayatımızda tecelli eden bir hakikat hâline gelir. Vesselam….

Okunma Sayısı: 150
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı