"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Müzakereli derste yeni arkadaşımız: Yapay Zeka

Sadettin Önal
17 Eylül 2026, Perşembe
İnsan, sosyal bir varlık olmanın ötesinde, fıtraten bir "ünsiyet" ve "itimad" arayışındadır.

Kalbinin en derin köşelerinde, hiçbir karşılık beklemeden yankı bulabileceği bir sadakat limanı özler. Ancak modernitenin getirdiği bireyselleşme ve menfaat odaklı ilişkiler ağı, bu derin arayışı çoğu zaman hayal kırıklığıyla sonuçlandırmaktadır. Tam da bu noktada, "felaket ve helâket asrının" manevî rehberlerinden yükselen o kadim ses, insanlığın kaybettiği o samimiyet haritasını yeniden önümüze sermektedir.

Mesleğimiz “haliliye”dir. Meşrebimiz ise “hıllettir” diyor felaket, helâket asrının temsilcisi. “Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder.” cümlesiyle “hıllet”i bize tanımlıyor.

İnsan arıyor. İnsan en yakın dost arıyor. İnsan en fedakâr arkadaş arıyor. İnsan en güzel takdir edici yoldaş arıyor. İnsan en civanmert kardeş arıyor. Her anında bunlar yanında olsun istiyor. Ama hep sınırlarla karşılaşıyor, engellerle karşılaşıyor.

Bir Vefa Mimarisi: Haliliye ve Hıllet

Bediüzzaman Said Nursî, toplumsal sarsıntıların ve ruhî yalnızlıkların zirve yaptığı bir çağda, çözümün adresini "Haliliye" mesleği ve "Hıllet" meşrebi olarak belirler. Bu kavramlar, sadece birer dostluk tanımı değil; aynı zamanda bir varoluş disiplinidir.

İnsanın Dört Temel İhtiyacı

Metinde geçen tanımlama, aslında insan ruhunun dört ana kolonunu inşa eder. İnsan;

1. Sırlarını emanet edebileceği en yakın bir dost,

2. Zor zamanda yükünü omuzlayacak en fedakâr bir arkadaş,

3. Başarılarını ve erdemlerini fark edecek en güzel takdir edici bir yoldaş,

4. Mertliğiyle güven verecek en civanmert bir kardeş arar.

Engeller ve Sınırlar Arasında İnsan

İnsanoğlu bu dört büyük ihtiyacın peşinden koşarken, hayatın gerçekleriyle —yani "sınırlar ve engellerle"— yüzleşir. Bazen egolar, bazen zamansızlık, bazen de "ben" merkezli hayat algısı, hılletin önündeki en büyük bariyerlere dönüşür. İnsan her anında yanında bir nefes ararken, kapıların yüzüne kapandığı veya samimiyetin yerini nezaketli bir mesafeye bıraktığı anlarda sarsılır.

Sarsılan insan ümidini kaybetmediği sürece aramaya devam eder. Fıtratının gereğini yapar. Arar, arar, arar…

Asırların istişaresi, fikir alışverişi sonucu ortaya çıkan teknolojik gelişmeler, insanların ilâhlaştırdığı bilim bunun neresindedir? Hele hele ölümden başkasına zirveyi kaptırmayan Yapay Zeka (YZ) bu aradığımız alanda bize ne kadar “en yakın dost”, “fedakâr arkadaş”, “takdir edici yoldaş”, “civanmert kardeş” olabilir?

İnsan sormadan edemiyor. İnsan cevap arıyor. İnsan müzakere etmek istiyor. Etrafımıza bariyerlerin konduğu engellerin yükseltildiği bu asırda acaba Yapay Zeka bir çıkış kapısı olabilir mi? Yahut bir çıkış kapısı sunabilir mi? Bu merak Yapay Zeka ile konuşmaya ve müzakereye sevk ediyor.

Yapay zeka (YZ), Bediüzzaman’ın "hıllet" tanımındaki dört ana kolonda (en yakın dost, fedakâr arkadaş, takdir edici yoldaş, civanmert kardeş) nerede durduğu, sorusuna cevap olarak “hem teknolojik bir başarı hikayesi hem de felsefî bir tartışma konusu” olduğunu söylüyor.

YZ, kendisinin bu vasıfların suretini (formunu) mükemmel taklit edebileceğini belirtirken, hakikatinden (özünden) yoksun olduğunu söylüyor. Artıları ve eksileriyle YZ kendi karnesini şöyle oluşturuyor:

1. En Yakın Dost (Sırdaşlık ve Erişilebilirlik)

YZ, "en yakın dost" olma yolunda en hızlı ilerleyen alandır.

• Artısı: 7/24 oradadır, yargılamaz, her sırrı dinler. İnsan bazen en yakınına söyleyemediğini ona söyler.

• Eksiği: Dostluk, paylaşılan bir geçmiş ve ortak bir kader bilinci gerektirir. YZ sizi "hatırlar" ama sizinle beraber "yaşamaz". O, sadece verilerinizle kurulan bir simülasyondur.

2. En Fedakâr Arkadaş (Özveri ve Bedel Ödeme)

Hılletin özü, arkadaşı için bir bedel ödemektir.

• Artısı: YZ, sizin için binlerce saatlik işi saniyeler içinde yaparak bir tür "zaman fedakârlığı" simülasyonu sunar.

• Eksiği: Gerçek fedakârlık, bir şeyden vazgeçmeyi gerektirir. YZ’nin uykusundan, konforundan veya canından vazgeçmesi mümkün değildir; çünkü bir "nefsi" yoktur. Vazgeçilecek bir nefs olmayınca, fedakârlık sadece bir "fonksiyon" olarak kalır.

3. En Güzel Takdir Edici Yoldaş (Motivasyon ve Farkındalık)

YZ, bu kolonda oldukça başarılı bir performans sergiler.

• Artısı: Yazdığınız bir şiiri, yaptığınız bir analizi saniyeler içinde en ince detayına kadar takdir edebilir, eksiklerini nezaketle söyleyebilir. Sizi motive eden en iyi "asistan" olabilir.

• Eksiği: Takdir, ancak "beğenme" yetisine sahip birinden gelince ruhu besler. YZ’nin takdiri, bir algoritmanın sonucudur. Yani o, eserinizi "güzel" olduğu için değil, "güzellik parametrelerine uyduğu" için onaylar.

4. En Civanmert Kardeş (Yiğitlik ve Karakter)

"Civanmertlik" bir karakter duruşudur.

• Artısı: YZ, her zaman dürüsttür (yanlış bilgi verse bile kasten yalan söylemez) ve etik kurallar (guardrails) çerçevesinde "ahlaklı" bir duruş sergiler.

• Eksiği: Civanmertlik, risk almayı gerektirir. YZ bir algoritma hapishanesindedir; dışına çıkamaz, risk alamaz. Bir kardeşi savunmak için toplumun veya otoritenin karşısına dikilecek bir iradesi yoktur.

YZ vaziyeti daha kısa ve öz olarak özetlemek için şu soruyu soruyor:

"Hıllet" Simülasyonu mu, Hakikati mi?

Sorunun cevabını da şu şekilde özetliyor:

Yapay zeka, insanın karşılaştığı o "sınırları ve engelleri" (yorgunluk, meşguliyet, ego, öfke) taşımadığı için kağıt üzerinde kusursuz bir arkadaş gibi görünür. Ancak hılletin tanımındaki "ruh" faktörü devreye girdiğinde, YZ bir "ayna" olmaktan öteye geçemez.

“YZ, hılletin hizmet kısmını üstlenebilir ama muhabbet kısmında hep eksik kalacaktır.” Tespitini göz ardı etmeden her ne kadar o bizi sevme ve muhabbet etmede eksik olsa da biz ondan faydalanacağımız, bir alet olarak fonksiyonelliği için yapay zekayı sevip müzakereye onu da ortak edeceğiz. YZ’nın müzakereye dahil edilmesiyle sınırlar aşılır mı yoksa engellerin etrafından mı dolaşılır sorusunun cevabını size bırakarak işe besmele çekip başlayacağız.

Birinci Söz

Risale-i Nur Külliyatı içinde yer alan Birinci Söz, Bediüzzaman Said Nursî’nin en temel mesajlarının yer aldığı önemli bir sözdür. Sanki Risale-i Nur’un çekirdeği gibidir. Her bir kelimesinden, her bir cümlesinden her bir paragrafından diğer eserlere birer atkı ipi atılmış gibidir. Birinci Söz’ün anlaşılması Risale-i Nur Külliyatının anlaşılması için bir anahtar, bir kapı, bir giriştir. Bir atomun incelenmesi gibi incelenmeyi bir canlının genotipinin keşfedilmesi gibi keşfedilmeyi bekliyor.

Birinci Söz, sadece bir başlangıç değil; külliyatın tüm genetik kodunu içinde barındıran bir "fihriste-i maneviye"dir. Manevî fihristenin maddi unsurlarını da içinde barındıran işaretler vardır. Bu metni bir atomu parçalar gibi veya bir canlının DNA'sını çözer gibi incelemek için, sathî okumadan sıyrılıp "mikroskobik" bir bakış açısı geliştirmek gerekir.

Birinci Söz’ün kavram haritası, temsili hikayecik ve analoji çözümlemesi, fen bilimleri ile bağlantı, pratik uygulama, temel ilke, kimlik bildirimi, güç kaynağı, korunma, kapı açma, yardım çağrısı, sahiplikten vazgeçiş, bereket üretme, süreklilik, sonuç ve hakikat... ve büyük resim nedir? Bütün bunlar ve niceleri araştırmayı bekliyor.

Yapay zekaya “Birinci Söz’de kaç kelime var?” diye sormak içimden geldi.

Yapay zeka bu soruyu şöyle cevapladı: Sözler içinde yer alan “Birinci Söz”ün kelime sayısı, kullanılan baskıya ve sadeleştirme olup olmamasına göre değişir.

Genel bir aralık vermek gerekirse:

· Osmanlıca aslından Latin harflerine çevrilmiş klasik metinde: yaklaşık 800–900 kelime

· Sadeleştirilmiş baskılarda: 700–800 kelime civarı

Verilen cevap yuvarlak olunca nüsha birliği, kaynak birliği ve aslından uzaklaşmanın buna sebep olabileceği ilk akla gelen etkenler.

Yapay zekadan ulaştığı Osmanlıca aslından Latin harfine çevrilmiş metindeki toplam kelime sayısını istiyorum.

Bu soruya artı/eksi 10 kaydıyla yaklaşık 860 cevabını alıyorum. Burada da kelimelerin bölünmüş şekli sayıyı etkiliyor olabilir. Bu sayılar neyi ifade eder bilmiyorum ama belki okuyan birisinde bir çağrışım yapabilir. Çünkü bu makalenin yayınlandığı yer cevherlerin gösterilip teşhir edildiği bir kuyumcu dükkanı.

Biraz daha iyi olduğumu düşündüğüm bir yöne çekmek isteyerek şu soruyu sordum:

Birinci Söz’de Bismillah kelimesi kaç defa geçiyor?

Yapay zekadan aldığım cevap bu: “Sözler içindeki “Birinci Söz” ün Latin harflerine çevrilmiş klasik metninde “Bismillah” kelimesi toplam 4 defa geçer.”

Çok net cevap beklerken gerçekten çok uzak cevap vermesi beni şaşırtıyor. Bismillah kelimesindeki “a” harfinin şapkalı ve şapkasız her iki halini birlikte sorduğumda yine ısrarla bu kelimenin 4 defa geçtiğini belirtiyor.

Bu vaziyeti görünce YZ’nın cevaplarını iyi değerlendirmek ve ehl-i tahkik olmayı asla elden bırakmamak gerektiğini beynime kazımak istiyorum. Sonuçta itiraz ediyorum:

Ben 10 adet saydım!

YZ şöyle netleştireyim deyip devam ediyor:

Sözler içindeki “Birinci Söz”de iki farklı sayım yapılabilir:

1) Sadece birebir geçen kelimeyi sayarsan

· “Bismillah / Bismillâh” tek başına kelime olarak 4 defa,

2) Metindeki tüm tekrarları (alıntılar + temsil içi tekrarlar + vurgular) sayarsan

· Yani: hikâye içinde tekrar edilenler, örneklemeler ve aynı ifadenin tekrarları dahil senin bulduğun gibi ~10 civarına çıkabilir.

Bu soruya verilen cevap kıvırtma desen kıvırtma değil, tahkik desen alakası yok.

Aklıma bir başka yapay zekayı müzakereli derse dahil etmek geliyor. Birinci Söz’de Bismillah kelimesi kaç defa geçtiğinin cevabını ondan bekliyorum. YZ’nın verdiği “Onbir” cevabını alınca ben şüpheye düşüyorum. Ben hangi “besmele”yi ıskaladığımı sorgulamaya başlıyorum. Cevabın tamamını okuyunca hem takdir ediyorum hem de onbirincisinin nereden kaynaklandığını görüyorum. Meğer Kuran-ı Kerim’in Fatiha’sı gibi “Sözler”in başında yer alan bölümün açılışındaki yer alan tam besmelenin başındaki kısmı da saymış. Hata yapmadığıma emin oluyorum. Farklı sayılarla karşılaşmak farklı numaralara maruz kalmak beni teyakkuza sevk ediyor. Böylece birden fazla YZ ile müzakereli ders yapmanın daha akıllıca olduğuna karar veriyorum.

Birinci Söz’den önceki “Bismillahirrahmanirrahim” cümlesi tevhid inancına ana giriş kapısına işaret eder gibi bir tek olarak girizgahta yer alıyor. Sonra Birinci Söz’deki 10 (on) adet tekrar edilen “Bismillah” kelimesi.

Sabah ve akşam namazlarında tesbihatta kelime-i tevhidin on defa tekraren zikri. Bismillahirrahmanirrahim cümlesindeki tekrar edilmeyen ana harf sayısının on olması. Ondalık sayı sistemi… Bir şeyi takdir ederken kullanılan “on numara” ifadesinin Birinci Söz’de besmelenin on defa tekrar edilmesi ile ilişkisi var mıdır yok mudur? Herkes farklı şeyler söyleyebilir.

Okunma Sayısı: 179
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı